Gürsel IŞIK

Türkiye PISA 2025’te fen, okuma ve matematik alanlarının tamamında yükselirken OECD ortalamalarında gerileme yaşandı. Yıllarca Batı’daki eğitim modellerini Türkiye için ölçü gösteren çevreler açısından rakamlar yeni bir tartışmanın kapısını aralıyor. Asıl mesele artık kendi birikiminden beslenen, çağını anlayan ve geleceğe söz söyleyebilen nesiller yetiştirmek.
Nurettin Topçu’nun eğitim düşüncesinde okul, çocuğun zihnine bilgi aktarılan bir kurumdan daha geniş bir mana taşır. İrade orada güçlenir. Karakter orada biçimlenir. İnsan kendisine, ailesine ve yaşadığı topluma karşı mesuliyet kazanır. Öğretmen ise çocuğun merakını besler, düşüncesini derinleştirir, davranışıyla ona ölçü kazandırır. Topçu’nun eğitim meselesine bakarken ısrarla aradığı insan da bilgisiyle karakteri arasında bağ kurabilen insandır.
2026-2027 eğitim öğretim yılına girerken aynı arayış daha çetin şartlar altında karşımızda. Dünya hızlandı. Bilgi çoğaldı. Yapay zekâ çocuğun çalışma masasındaki yerini aldı. Öğrenci saniyeler içinde metne, çözüme, görsele ve tercümeye ulaşabiliyor. Okulun vazifesi de değişiyor. Bilgiyi bulmak kadar onu tartmak, anlamlandırmak, yorumlamak ve hayata geçirmek değer kazanıyor.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, çağın getirdiği dönüşüme kendi eğitim anlayışıyla cevap arıyor. Modelin merkezinde “yetkin ve erdemli insan” bulunuyor. Eleştirel düşünme, problem çözme, muhakeme, karar verme ve farklı okuryazarlık alanları akademik gelişimle beraber ele alınıyor. Adalet, merhamet, çalışkanlık, sorumluluk, vatanseverlik ve aile bütünlüğü eğitim hayatının içine yerleşiyor. Bilgi, beceri ve değer aynı şahsiyette buluşuyor.
Böyle bir eğitim anlayışının sınıfta hayat bulabilmesi için önce sağlam bir zemine ihtiyaç vardı. Türkiye’nin son çeyrek asırlık eğitim hikâyesi de oradan başladı.
FİDANIN DİKİLDİĞİ YILLAR
Önce toprağın hazırlanması gerekiyordu.
Okullar yapıldı. Derslikler çoğaldı. Öğretmen kadrosu genişledi. Ders kitapları ücretsiz ulaştırıldı. Eğitim imkânları ülkenin dört bir yanına yayıldı. Son yirmi beş yılda derslik sayısı 342 binden 618 bin 860’a çıktı. Yaklaşık 850 bin öğretmen atandı. İlköğretimde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 28’den 18’e geriledi.
Rakamları daha fazla sıralamaya ihtiyaç yok. Mesele rakamın kendisinden büyük. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eğitime verdiği önem, yıllara yayılan süreklilikte karşılık buldu. Okuldan öğretmene, okul öncesinden yükseköğretime, kitaptan dijital altyapıya kadar uzanan genişleme eğitim sisteminin taşıma gücünü artırdı. Eğitim, sosyal kalkınmanın ana damarlarından biri olarak görüldü.
Aradan geçen mesafeyi bazen istatistiklerden ziyade insanların hatıraları anlatıyor.
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in hatırlattığı 2002 tarihli mektuplar böyle bir hafıza taşıyor. Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde vatandaşlardan Cumhuriyet’in 100. yılında nasıl bir Türkiye görmek istediklerini yazmaları istenmişti. Bir öğretmen gelecekte 45-50 kişilik sınıflarda ders yapabilmeyi hayal ediyordu. Başka bir öğretmenin arzusu okulunda bilgisayar görebilmekti. Bir diğer öğretmen çocukların temel ihtiyaçlarını okul binasının içinde karşılayabileceği günü bekliyordu.
Yirmi üç yıl önce gelecek tasavvuru sayılan talepler, eğitimde alınan mesafeyi insani bir dille anlatıyor. Fidan o yıllarda dikildi. Toprağa emek verildi. Kökler kuvvetlendi. İmkân meselesinde alınan mesafe, eğitim tartışmasının ağırlık merkezini de değiştirdi. Artık asıl soru, yapılan okulun içinde nasıl bir eğitim verileceği ve nasıl bir insan yetiştirileceği.
KÖKTEN ŞAHSİYETE UZANAN YOL
Türkiye, okul binasının ötesini konuşabilecek bir merhaleye geldi. Çocuğun okula erişmesi için verilen uzun mücadelenin ardından eğitim gündemi, onun okulda nasıl bir insan olarak yetişeceği meselesine doğru ilerliyor.
Maarif Modeli’nin fikrî ağırlığı burada ortaya çıkıyor.
Bir öğrencinin matematiği iyi bilmesi kıymetlidir. O bilgiyi hayatın içindeki bir meseleyi çözmek için kullanabilmesi daha ileri bir beceri ister. Teknolojiye hâkim olması gerekir. İradesini koruması gerekir. Dünyayı tanıması önemlidir. Kendi diline, tarihine ve kültürüne vukuf kazanması da önemlidir.
Bilgi insana güç verir. Eğitim o güce istikamet kazandırır.
Topçu’nun karakter, vicdan ve irade üzerinde durması da aynı düşüncenin başka bir ifadesidir. Çocuğun zihni gelişirken şahsiyetinin de olgunlaşmasını ister. Eğitim yazılarında onun, başka ülkelerden aktarılan usullerin yan yana getirilmesiyle millî bir eğitim düzeninin kurulamayacağı yönündeki tenkitleri özellikle öne çıkıyor. Kendi hayatımızdan, insanımızdan ve kültürümüzden doğan bir eğitim fikri arıyor.
Yusuf Tekin döneminde öğretmen, aile, değer, beceri ve üretim çevresinde kurulan eğitim dili de aynı arayışın devamı sayılabilir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin kademeli biçimde sınıflara taşınması, öğretmen görüşlerinin daha fazla dinlenmesi ve mesleki eğitimin üretim hayatıyla yakınlaşması, uzun yılların altyapı birikimini yeni bir safhaya taşıyor.
Eğitimde köklü değişimlerin mahsulü bir öğretim yılında alınmaz. Nesil yetiştirmek zaman ister. Sabır ister. Devamlılık ister. Yıllara yayılan emeğin akademik karşılığını ise PISA 2025 sonuçlarında görmek mümkün.
PISA 2025 VE YÖN DEĞİŞTİREN MUKAYESE
OECD tarafından gerçekleştirilen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı PISA’nın 2025 sonuçları Slovakya’nın başkenti Bratislava’da açıklandı. Türkiye’de araştırmaya 56 ildeki 203 okuldan 7 bin 702 öğrenci katıldı.
Türkiye fen bilimlerinde 18, okuma becerilerinde 16, matematikte 9 puan yükseldi. OECD ortalamasında ise üç alanın tamamında gerileme yaşandı. Türkiye fen ve okuma alanlarında sıralamasını on beşten fazla basamak yukarı taşıdı. Matematikte de belirgin bir ilerleme kaydetti.
Rakamlar, eğitim tartışmalarında yıllardır başvurulan mukayeseyi yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Muhalefet, Türkiye’deki eğitim sistemini değerlendirirken sık sık Batı ülkelerini ölçü olarak gösterdi. Finlandiya konuşuldu. Almanya konuşuldu. Avrupa’daki başka modeller örnek sayıldı. Oysa Finlandiya kendi toplum yapısının çocuğunu yetiştiriyor. Almanya’nın mesleki eğitimi kendi sanayi geleneğinden besleniyor. Japonya’nın okul kültüründe o toplumun disiplin ve sorumluluk anlayışı görülüyor.
Dünyanın iyi tecrübelerinden istifade etmek gerekir. Eğitim bilimi müşterek bir birikimdir. Ancak her ülkenin tarihi, coğrafyası, dili, aile yapısı ve üretim kültürü farklıdır. Türkiye’nin de kendi tarihî ve sosyolojik müktesebatından hareketle özgün bir eğitim terkibi kurması tabiidir.
PISA 2025, yıllarca örnek gösterilen bazı gelişmiş eğitim sistemlerinin de öğrenme kayıplarıyla mücadele ettiğini gösteriyor. Okuma alışkanlığındaki aşınma, dijital hayatın dikkat üzerindeki tesiri ve öğrencinin okul ile kurduğu ilişkinin zayıflaması Batı’nın da eğitim meseleleri arasında. Dolayısıyla başka ülkelerin modellerini değişmez ölçü kabul etmek yerine, her toplumun kendi şartlarından doğan eğitim anlayışını hesaba katmak gerekiyor.
PISA sonuçları açıklanırken, 2023’te Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yöneltilen eleştirilerin ne kadarının sağlam bir zemine dayanmadığı da ortaya çıkmış oldu. Muhalif çevrelerde Tekin’in eğitim anlayışını bilimsellikten uzak bulan, daha yolun başında hüküm veren değerlendirmeler yapılmıştı. Fen, okuma ve matematikte kaydedilen ilerleme ise o eleştirilerin ne kadarının bilimsel veriye ne kadarının peşin kabullere dayandığı sorusunu beraberinde getiriyor.
PISA sonuçları aksi yönde çıksaydı, aynı çevrelerin Yusuf Tekin’e yönelteceği eleştirileri tahmin etmek güç olmazdı. Dün “bilimsellik” üzerinden hüküm verenlerin bugün Türkiye’nin PISA’daki yükselişini ne ölçüde konuşacakları ise merak konusu.
PISA’nın ölçtüğü beceriler ile Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin eğitim anlayışı arasında da güçlü bir bağ var. Okuduğunu anlama, bilimsel muhakeme, problem çözme ve bilgiyi yeni durumlarda kullanabilme PISA’nın temel ölçüm alanları arasında yer alıyor. Maarif Modeli’nde de anlama, çözümleme, muhakeme ve beceri eğitimin temel unsurları arasında bulunuyor.
PISA 2025, uzun yıllara yayılan eğitim yatırımlarının ulaştığı seviyeyi gösteriyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ise oluşan birikimi insan, aile, değer ve beceri ekseninde daha ileriye taşıyacak bir istikamet sunuyor. Eğitim tartışması da böylece yeniden asıl soruya geliyor.
Geleceğin dünyasında nasıl bir insan yetiştireceğiz?
GELECEĞİN HASADI
2026-2027 eğitim öğretim yılına girerken önümüzde başka bir dünya var. Yapay zekâ çalışma biçimlerini değiştiriyor. Meslekler dönüşüyor. Bilginin dolaşımı hızlanıyor. Türkiye’nin düşünen, tasarlayan, üreten ve yeni şartlara intibak edebilen insanlara ihtiyacı giderek artıyor.
Kendi kültüründen beslenen, bilimsel yöntemi bilen, iyi Türkçe konuşan, yabancı dünyaları anlayan, teknolojiyi kullanan ve bilgisini üretime çevirebilen gençler Türkiye’nin gerçek sermayesi olacak. Maarif Modeli’nin “yetkin ve erdemli insan” fikri de gelecek tasavvuruyla burada buluşuyor.
Yirmi üç yıl önce bir öğretmen 45-50 kişilik sınıfta ders yapabileceği bir Türkiye hayal ediyordu. Bugün çocuklarımızın yapay zekâ çağında nasıl düşüneceğini, hangi becerileri geliştireceğini ve dünyaya hangi sözle çıkacağını konuşuyoruz. Aradaki mesafe küçümsenemez.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan döneminde eğitim imkânlarının genişlemesiyle başlayan uzun yürüyüş, nitelik ve insan yetiştirme meselesine doğru ilerliyor. PISA 2025’te görülen yükseliş yılların emeğinin akademik karşılığını verirken Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli insanı, aileyi, değeri ve beceriyi eğitim anlayışının merkezinde buluşturuyor.
Yolun sonunda yine Topçu’nun yıllar önce sorduğu temel meseleye geliyoruz. Eğitim, nihayetinde nasıl bir insan yetiştirmek istediğimizle ilgilidir. Fidan tuttu. Kök derinleşti. İlk meyveler geldi. Şimdi sıra, kendi birikiminden beslenen, çağını anlayan ve geleceğe söz söyleyebilen nesiller yetiştirmekte.





