Boğaziçi Üniversitesi’ndeki görüntüyü de izledim, Yeditepe Üniversitesi’ndeki görüntüyü de…

İki farklı üniversite, iki farklı olay, iki farklı hassasiyet alanı… Ancak ortak bir tarafları var. Birkaç dakikalık görüntüler, kısa sürede ülkenin en çok konuşulan meselelerine dönüşebiliyor.

Yeditepe Üniversitesi’ndeki yaklaşık altı dakikalık görüntünün tamamını izledim.

Öğrenci, üzerinde ayet bulunan pankartı 5 dakika boyunca tutuyor. Daha sonra bazı öğrencilerin bu pankartla birlikte toplu fotoğrafa girmek istemediği görülüyor.

Öğrencinin elindeki pankar ilk dakikalarda zorla engellenseydi böyle bir müdahale açık bir tahammülsüzlük olurdu. Buna tepkimizde, tavrımızda sert olurdu.

Ancak burada asıl mesele, sonrasında görüntünün nasıl servis edildiği.

Burada manipüle edildiğimizi düşünüyorum.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki görüntü de benzer şekilde tartıştık.

Gençlerin yıllarca verdiği emeğin karşılığını aldığı, ailelerin gurur yaşadığı bir an.

Ancak kısa sürede başka bir tartışmanın sembolüne dönüştü.

Görüntüde hoca diplomasını verdiği fotoğraf çekinmek istiyor. Öğrencisiyle nezaketsiz, hoyrat bir şekilde karşılık vermeyerek diplomasını alıp uzaklaşıyor.

Hocadan diploma almayı uygun görmüyorsan çıkma sahneye veya öncesi bunun önlemini alırsın.

Bu iki olayda da biri provoke ediyor, diğeri manipüle ediyor.

Sonuçta ise toplum daha fazla ayrışıyor.

Çünkü birçok meseleyi kendi bağlamından çıkarıp politik anlamlarla okumaya başladık.

Bir taraf bunu iktidara yönelik bir mesaj olarak görüyor, diğer taraf muhalefete ve seküler kesimlere yönelik bir mesaj olarak değerlendiriyor.

Buradan bir hak-batıl kavgası çıkarmanın anlamı yoktur.

Her tartışmayı büyük bir inanç mücadelesine dönüştürmek, toplumsal huzura ve değerlerimizin doğru anlaşılmasına zarar verir.

Özellikle Muhafazakarların bu tür hassas konularda daha sağduyulu, daha vakur ve daha asil bir duruş göstermesi gerekir.

İslam sadece tepkilerle yaşanan bir din değildir.

İslam, şuurla, hikmetle ve güzel ahlakla yaşanır.

Evet, bir Müslüman gerektiğinde inandığı değerler uğruna bedel öder. Ancak her meseleyi bir tepki alanına çevirmeku doğru değildir.

Gençlerimize İslam’ın güzelliklerini anlatmanın en güçlü yolu, onu hayatımızla göstermektir.

Peygamber Efendimiz’in (sav) en önemli vasıflarından biri “Muhammedü’l-Emin” olmasıydı.

O’na iman etmeyen insanlar bile O’nun güvenilirliğini inkâr edemiyordu.

Çünkü O’nun elinden, dilinden insanlar emin oluyordu.

Biz de öyle bir ahlak ortaya koymalıyız ki bize uzak duran insanlar bile şunu söyleyebilsin:

“Bunlar yalan söylemez.”

“Bunların elinden, dilinden zarar gelmez.”

Çünkü bir değeri en güçlü şekilde anlatan şey, onu sadece savunmak değil, onu yaşamaktır.

Üniversiteler farklı düşüncelerin ve farklı bakışların bir arada bulunabileceği alanlar.

Farklılıklarımız olabilir.

İtirazlarımız olabilir.

Ancak her farklılığı çatışma sebebine dönüştürürsek sonunda hepimiz kaybederiz.

Bazen birileri bir kıvılcım çıkarıyor.

Bazen birileri o kıvılcımı büyütüyor.

Sonra küçük bir olay, büyük bir toplumsal gerilime dönüşür.