Geçenlerde bir dost sohbetinde Hz. Yusuf’un kıssasını konuşuyorduk.

Zihnimde bir anda Hz. Yusuf’un iki gömleğini düşündüm.

Biri kana bulanmıştı ama yırtılmamıştı.

Diğeri yırtılmıştı ama arkadan yırtılmıştı.

İki gömlek.

İki ayrı imtihan.

İkisi de hakikati anlatıyordu.

İlki, kardeşlerinin hasedi sonucu kuyuya atılan Hz. Yusuf’un gömleğiydi.

Kardeşleri Yusuf’u kuyuya attıktan sonra Hz. Yakub’un karşısına çıktılar.

"Yusuf’u kurt kaptı." dediler.

Ellerinde de kana bulanmış bir gömlek vardı.

Fakat gömlek parçalanmamıştı.

Kanlıydı ama yırtık değildi.

Eğer Yusuf’u bir kurt parçaladıysa gömlek neden parçalanmamıştı?

Kardeşleri gömleği kana bulamış ama yırtmayı unutmuşlardı.

Hz. Yakub da anlatılanların yalan olduğunu anladı.

"Artık bana düşen güzel bir sabırdır." dedi.

Bazen insan hakikati bütün çıplaklığıyla bildiği halde elinden bir şey gelmez.

Bazen gerçeği görür ama müdahale edemez.

Sonra kıssanın ikinci gömleği.

Bu kez Hz. Yusuf başka bir imtihanla karşı karşıyaydı.

Züleyha, Yusuf’a sahip olmak istedi.

Hz. Yusuf kabul etmedi.

Günaha yaklaşmak yerine kapıya doğru koştu.

Züleyha onun peşinden gitti ve Yusuf’un gömleğini arkadan yırttı.

Bu kez gömlek yırtılmıştı.

Ama önden değil, arkadan.

Çünkü Yusuf kötülüğe doğru yürümemişti.

Kötülükten kaçıyordu.

Şehvetin peşinden gitmiyor, nefsine karşı direniyordu.

Hakemlik yapan kişi.

"Eğer gömlek önden yırtılmışsa Yusuf suçludur. Eğer arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylüyordur." dedi.

Gömleğin arkadan yırtıldığı ortaya çıktığında hakikat açığa çıktı.

Fakat hakikatin ortaya çıkması, her zaman adaletin hemen tecelli ettiği anlamına gelmiyor.

Mısır Meliki, Züleyha’nın kocası da gerçeği gördü.

Yusuf’un suçsuz, eşinin ise haksız olduğunu fark etti.

Hakikat ortadaydı.

Fakat bazen makam, mevki, güç ve düzen kaygısı insanın gözünü değil, iradesini kör eder.

İnsan hakikati görür ama susar.

Doğruyu bilir ama söylemez.

Haksızlığı fark eder ama düzeni bozmamak için kenara çekilir.

İşte bu da başka bir imtihandır.

Çünkü bazen insanın imtihanı hakikati bulmak değildir.

Hakikati bulduktan sonra onun yanında durabilmektir.

Yusuf’un payına direnmek ve iftiraya rağmen istikametini korumak düştü.

Hakikati görenlerin payına ise adalet düşüyordu.

Hz. Yusuf’un iki gömleği, aslında bize iki ayrı hakikat dersi veriyor.

Biri kana bulanmıştı ama yırtılmamıştı.

Diğeri yırtılmıştı ama arkadan yırtılmıştı.

Yarın Rabbimizin huzuruna gittiğimizde, bizim gömleğimiz de masanın üzerine konacak.

O gün başkasının gömleğini konuşmayacağız.

Kendi gömleğimize bakacağız.

O gömlek neye bulaştı?

Nereden yırtıldı?

Hangi yolda yırtıldı?

Kötülüğe doğru yürürken mi?

Yoksa kötülükten kaçarken mi?

Haramın peşinden giderken mi?

Yoksa helali seçerken mi?

Birinin hakkına girerken mi?

Yoksa hakkı savunurken mi?

O gün gömlek konuşacak.

Biz susacağız.

Hz. Yusuf’un kıssasındaki gömlek benim için bir ölçüdür.

Bir hayat metaforudur.

Bir insan hakkında hüküm vermeden önce gömleğe bakmak.

sadece kana değil.

sadece yırtığa değil.

Yırtığın nerede olduğuna bakmak.

Hz. Yusuf kuyuya atıldı.

Kardeşlerinin hasedine uğradı.

Köle olarak satıldı.

İftiraya uğradı.

Zindana girdi.

Fakat bunların hiçbiri onun hakikatten uzaklaştığını göstermedi.

Hakikat, insanların Yusuf hakkında ne düşündüğüne göre değişmedi.

Yusuf kuyuya atıldığında da hakikat vardı.

Zindanda da hakikat vardı.

Yıllar sonra Mısır’da güçlü bir konuma geldiğinde de hakikat vardı.

Değişen hakikat değildi.

Değişen, insanların gerçeği görme zamanıydı.

Bir gün gömleğimiz yırtılırsa bundan utanmak yerine, nereden yırtıldığına bakalım.

Eğer hak uğruna yırtılmışsa.

Doğruyu söylediğimiz için yırtılmışsa.

Bir kötülükten kaçarken yırtılmışsa.

Yanlışı reddettiğimiz için yırtılmışsa.

Varsın yırtılsın.

bazı yırtıklar insanın ayıbı değil, şahididir.

Gömlek yırtılacaksa,

illa arkadan yırtılsın.