Geçtiğimiz pazar günü Riva'da, Ümit Çeliker'in kurduğu hayatın içine misafir olduk.
Uzun süredir bu köşemde insan profillerini, hayat hikâyelerini ve zaman zaman kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak insanı anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. Çünkü insanı anlamak, biraz da onun kendi içinde yaşadığı yolculuğa bakmayı gerektiriyor. Nereden geldiği, neleri geride bıraktığı ve bugün kendisi için nasıl bir hayat kurmaya çalıştığı, görünen hayatından daha fazla şey anlatıyor.
Pazar günü sabah kalktığımda dışarıda sağanak yağış vardı. Meteoroloji de yağış gösteriyordu. Bir an gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm. Ama verdiğimiz söze sadık kalmak gerekiyordu. “Bismillah” deyip yola çıktım.
Yağmur altında yol alırken, Ümit'in son birkaç aydır yaşadığı bazı gelişmeler ve sosyal medyada gördüğüm paylaşımlar zihnimdeydi. Onun yanına, bütün bunların bende bıraktığı düşüncelerle gittim.
Uzun zamandır sosyal medyadan takip ettiğim Ümit Çeliker'le nihayet bir araya geldik. Kitap okumaları etrafında oluşturduğu buluşmaları, tabiatla ilişkisini ve çeşitli sosyal çalışmalarını takip ediyordum.
Ümit, bildiğim kadarıyla yaklaşık on yıldır karavan hayatı yaşıyor.
Ormanın yanında, kendi kurduğu düzende hayatını sürdürüyor. Şehir hayatının alışılmış düzeninden biraz uzakta, kendi sınırlarını belirlediği bir yaşamı tercih etmiş. Fakat bu tercih onu toplumdan koparmış değil. Tam tersine, insanlarla bir araya gelmenin yollarını arıyor.
Bunun en somut örneklerinden biri de Ütopya Köyü.
İstanbul'da uzun zamandır parklarda, tarihi mekânlarda ve farklı açık alanlarda kitap okumaları düzenleniyor. İnsanlar bir kitap üzerinden konuşuyor, birbirlerini dinliyor ve zamanlarını değerlendiriyorlar.
Pazar günü de güzel insanlarla bir araya geldik.
Kimse kimseye hangi düşünceden olduğunu sormadı. Aynı fikirleri paylaşmak gibi bir şart da yoktu.
Bence Ütopya Köyü'nün değerli taraflarından biri burada ortaya çıkıyor. İnsanların birbirlerini değiştirmek ya da kendi doğrularını kabul ettirmek için değil, birlikte okuyabilmek, konuşabilmek ve dinleyebilmek için bir araya gelmesi.
Bugün bunu yapmak sanıldığı kadar kolay değil. Sosyal medya, insanları birkaç cümle üzerinden tanımlamayı neredeyse alışkanlık hâline getirdi. Oysa insan, birkaç paylaşımın içine sığmayacak kadar büyük bir hikâyeye sahip.
Ümit'in yaptığı çalışmalarda dikkatimi çeken taraflardan biri de sosyal medyada başlayan şeyleri gerçek hayata taşımaya çalışması.
Şimdi bu buluşmaların kış aylarında da devam edebilmesi için Ütopya Köyü'nün alanı hazırlanıyor.
Pazar günü gördüğüm kadarıyla henüz yolun başında bir çalışma. Fakat orada yalnızca bir mekânın değil, bir düşüncenin şekillendiğini gördüm.
Ümit'in hayatında da dikkat çekici bir dönüşüm var.
Kendi anlatımından biliyorum, geçmişte seküler hayatın kendi deyimiyle en dibini yaşamış. Bugün ise inançlarının ve değerlerinin etrafında farklı bir hayat kurmaya çalışıyor.
Böyle değişimler bir gecede gerçekleşmiyor. İnsanın içinde bazen uzun yıllar devam eden bir yolculuk oluyor.
Ümit'in geçmişinden söz ederken gözyaşlarına hâkim olamadığı bir paylaşımını hatırlıyorum. O görüntü beni de derinden etkilemişti. Çünkü insanın kendi geçmişine bakarken yaşadığı duyguyu bazen cümlelerinden çok gözyaşları anlatıyor.
İyi bir okuldan, iyi bir bölümden mezun olmuş, hayatını daha alışılmış bir çizgide sürdürebilecek bir insanın yaklaşık on yıldır karavan hayatını tercih etmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir tercih.
Bu yazıyı karavan hayatını özendirmek için yazmıyorum.
Çünkü dışarıdan güzel görünen bu hayatın sürdürülmesi hiç de kolay değil. Karavan hayatının, konforun azalması, günlük ihtiyaçların farklı biçimlerde karşılanması, hava şartları, yalnızlık ve sürekli çözülmesi gereken problemler gibi ciddi zorlukları var.
Ümit'in de hayatında oldukça zor dönemler olmuş. Bugün halâ bazı zorluklarla mücadele ettiğini biliyorum.
Allah yardımcısı olsun.
Bütün bunlara rağmen yaşadığı zorlukların onu tamamen kendi içine kapatmamış olması dikkatimi çekti.
İnsanlarla bağını korumaya, hatta yeni bağlar kurmaya çalışıyor. Kitap okumaları, bisiklet sürüşleri, sosyal çalışmalar, çevre etkinlikleri ve şimdi Ütopya Köyü bunun bir parçası.
İnsanın kendisine bir hayat kurması başka, o hayatın içerisinde başkalarına da yer açması başka.
Ütopya Köyü henüz yolun başında olsa da böyle bir düşüncenin karşılığı olarak ortaya çıkmış.
Büyük iddialardan çok daha sade bir fikir var.
Okumak. Konuşmak. Dinlemek.
Belki bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de bu.
Herkesin kendi çevresi ve kendi doğruları var. Kendi düşüncelerimizin dışına çıkmadığımız zaman, farklı olanla karşılaşma ve tahammülümüz giderek azalıyor.
Pazar günü bunu yaşayarak gördüm. Aynı ortamda birbirinden farklı insanlar vardı. Kimse diğerinin dünya görüşünü öğrenip ona göre mesafe koymadı.
Sohbet ettik. Yemek yedik. Çay içtik.
Ütopya Köyü'nün nasıl şekillendiğine baktık.
İlk buluşmamıza da “Cemre” adını verdi. Çünkü belki de bu anlamda ilk kez bir araya gelen, ilk yola çıkan ekip bizdik. Bir başlangıcı, ilk adımı ve birlikte yola çıkmanın heyecanını ifade etsin istemiş.
Günün sonunda geriye güzel bir buluşma kaldı.
İnsanların birbirlerini önce birer etiket olarak değil, insan olarak görebilmeleri önemli. Çünkü farklılık gördüğümüzde ya kendi düşüncemizi diğerine kabul ettirmeye çalışıyor ya da tamamen uzaklaşıyoruz.
Ütopya Köyü'nün nasıl şekilleneceğini zaman gösterecek. Şimdiden ortaya koyduğu düşünce kıymetli.
Bir insan kendi hayatından yola çıkarak başka insanlara açık bir alan oluşturabilir.
Ben Ümit'in hikâyesini bu yüzden yazmak istedim.
Karavanını anlatmak ya da karavan hayatını idealize etmek için değil, kendi hayatında yaptığı tercihleri, yaşadığı dönüşümü ve başkalarıyla paylaşabileceği bir alan oluşturma çabasını anlatmak için.
Ümit'in hikâyesi henüz tamamlanmış değil.
Devam ediyor.
Şimdi o yolun bir başka durağının adı.
Ütopya Köyü.