0
Seçim kazanamamak kronik hale geldimi, devrim hayallerinin kurulmaya başlanması bazıları için kaçınılmaz olur. Kaybedeceğinizi bildiğiniz seçimde kulvarlardaki yarışmacı olmak işkence gibi bir şey olmalı. Bir taraftan oy istersiniz, diğer taraftan oy istediğiniz kişiyi bilinçsizlikle, kendini satmışlıkla suçlarsınız. Bunun ucu seçmenden nefrete kadar gider. O halde tek yol devrimdir... Bunlar local tasvirler elbette. Birde enternasyonal güçler var ki lokalde neler olup bittiğine karar verenler de onlar. Bahsettiklerimiz seçim gibi riskli durumlardan hep uzak durmayı tercih ettiler. Kazanamayacakları bir seçime asla girmezler. Bir seçim yapılması zorunlu kılınmışsa, seçim sonucunu etkileyecek bütün verilerin yine bu kesim tarafından sağlanmış olması garantilenmiş olmalıdır. Aksi halde bunlara oy verecek çok az insan olduğu bilgisi de tastamamıyla çekmecelerindedir.
Taş çatlasın yüz elli yıllık bir geçmişleri var. Fakat kurdukları sistem şimdiden çökmeye başladı bile. Ön gördükleri herşeyde yanıldılar. Psikolojik bir destek sahibi değiller. Güvendikleri tek şey çalmış oldukları, Afrika'nın elması ve Ortadoğu'nun petrolünden elde ettikleri para idi, onun da çok ta uzun süre ellerinde kalmayacağı, bizzat kendi ekonomistleri tarafından rapor halinde aylık olarak masalarına bırakılmakta.
Bu durumdan kurtulmak için bildikleri en iyi şeyi yapıyorlar; savaş ve kaos. Zaten bu yüzden mottoları "War" and "Chaos".
Türkiye bu organizasyonlar için önemli bir üs. Bu üssün kendileri için tehlike arzetmeyecek yerel yöneticiler elinde olması elzem. Erdoğan'ın Türkiye ve bölge için planları, Gladyo açısından kabul edilebilecek bir durum değil. Erdoğan'ın Kürtlerle stratejik işbirliği çabası ilk başta Fetullah Gülen'in başında bulunduğu örgüt ve diğer yerel güçler tarafından durdurulmaya çalışıldı yada durduruldu. Ortadoğu ekonomi birliği projesi rafa kaldırılmış bulunmakta. En azından şimdilik...
Çünkü Gladyo mevcut hükümetten kurtulmak için iç savaş şıkkını da açık tutmakta. Bu anlamda her mitingde 100 insanı bombalarla yok edecek kadar da gözü karalar...
Patlayan her bombanın Ak Partiden yüzde bir götürmesi hesaplanıyorsa eğer, bir kaç bomba daha yolda demektir.
1 Kasım'a kadar HDP milletvekillerine gözününüz gibi bakın derim. Paranın Tanrıları için kurban mevsimi..
Fetullah Gülen ilk kez üst aklı işaret etti
Kendilerini bütün dünya'nın yöneticisi konumunda gören bir kısım organizasyonlar var. Kimileri buna üst akıl diyor kimileri Gladyo. "Üst akılsızlar" diyende çıkabilir. Dünyayı sürükledikleri kaosa bakıp, bu "üst akılsızlık" başlığının tamda yerinde olduğunu söylemek mümkün.
Beyinlerini yormayıp olayları her zaman en basit düzlemde görmek isteyenler, üst akıl, Gladyo gibi şeylere inanmak istemezler. Sabah markete ekmek almaya gittiklerinde bunu "markete gittim, ekmek aldım geldim" şeklinde bilmek, anlatmak isterler. Çünkü bunun ötesi ciddi bir beyin faaliyeti ister, bu da yorucudur haliyle. Oysa akıllı insanlar alıp geldikleri, ellerinde tuttukları şeyin sadece bir ekmek olmadığını bilirler. Marketteki tezgaha gelinceye kadar onlarca kez değişime uğramış bir maddeden bahsediyoruz. Üstelik bahsettiğimiz sadece tohum, gübre, değirmen, su, fırından ibaret değil. Sadece Traktör, benzin, ulaşım, işçilik, kar, zarar da değil. Sanayi, ham petrol, enerji ihtiyacı, buna bağlı olarak yürütülen siyaset ve belkide savaşlar... Bir ekmek bütün bunları hatta burda anılamayan onlarca başka şeyi de kapsayabilir.
Geçen haftaki vaazında Fettulah Gülen ilk kez zor olanı seçti ve "üst aklı" işaret etti. Gülen'e göre "dünyayı yöneten çok akıllı, ferasetli kişiler var ve bunların işine karışmamalıyız" aksi halde daha büyük felaketler yaşanabiliriz. 3cü dünya savaşına kadar gidermiş ucu. Gülen açık ve net bir şekilde Gladyo'nun olduğunu ve bunlara itaat edilmesi gerektiğini söylüyor. (Mevlana ve Moğol istilasına bir göz atın, şaşıracağınız şeylerle karşılaşacağınıza bahse girerim)
Fetullah Gülen'in sahibi olduğu medya grubunun çalışanları yada para almadan hizmet edenleri, üst akıl söylemini dile getirenlerle dalga geçmeleriyle tanınıyorlardı oysa. "Gladyo neymiş, üst akıl neymiş? gösterin biz de bilelim" diyen, aslında görüp beynini yormamak için kafasını kuma gömenler şoke oldular mı bilmiyorum ama bu son derece önemli bir gelişme. Bu dakikadan sonra nasıl bir pozisyon belirleyecekler merak ediyorum?
Şimdi beni epey düşündüren bir şey daha var; (atılan yemle idare edilen tabandaki civcivlerden bahsetmiyorum) Türkiye'de faliyet gösteren siyasi partilerin, sendikaların, insan hakları derneklerinin, cemaatlerin ve illegal örgütlerin üst düzeyindeki kişiler de bu üst akıl denen yapılanmadan haberdarlar mı işin perde arkasında?
Çok merak ediyorum, mesela Kemal Kılıçdaroğlu ne düşünüyor üst akıl denince? Devlet Bahçeli veya Selahattin Demirtaş bize üst akılla, Gladyo ile ilgili gerçek düşüncelerini aktarsa ne iyi olurdu. Onlar da, Fettulah Gülen gibi çok şaşırtabilirdi bizi belki...
Avrupa'nın iç işlerine karışan Türkiye
"Once upon a time Türkiye'de" insanlar Avrupa'nın, içişlerine karıştığından muzdariptiler. Türkiye sorunlarıyla boğuşan bir ülkeydi, bu sorunlar Avrupa ve ABD derin devletleri tarafından kaşınıyor ve ardından Türkiye'nin bağımsızlık ilkesi çiğnenerek bu sorunlar üzerinden Türkiye'ye ayar çekiliyordu. Tabi bu olayın hikaye boyutuydu. Türkiye zaten bazı güçler tarafından kurulmuş stratejik noktaları kriptolarla elde tutulmuş bir ülkeydi, içişlerine karışma mümkün değildi çünkü zaten içişleri onlardan sorulurdu. Son on yılda işler değişmeye başladı. Milli İstihbarat Teşkilatı müsteşarını Mossad'a danışmadan atayabilen bir Türkiye var. Bu Türkiye'nin siyasileri Avrupa'nın göbeğinde geniş katılımlı mitingler yapmaya başladılar. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanı, muhalefet parti başkanları Avrupa'da ülke ülke, şehir şehir dolaşıp seçim mitingleri yapıyorlar. Şu anda mecliste koltuk sahibi olan partilerin bir çok milletvekili Avrupa'nın bir çok şehrinde konuşlanmış bulunmakta. İstanbul'da, Van'da, Ankara'da, Ağrı'da seçim çalışması yapar gibi dolaşıyorlar. Türkiye mi Avrupa birliğine girdi, Avrupa mı Türkiye birliğine girdi belli değil. Avrupa'nın derin devleti buna diş gıcırdatmıyor mu sanıyorsunuz?
Söylenmese eksik kalırdı
"Hêrs mîna bayê ye, lê piştî demekê diraweste, di vê navê de jî gelek gulî şikestine"
"Öfke rüzgar gibidir, bir süre sonra diner ama, bu arada birçok dal kırılmıştır bile" -Mevlana-