İMZA: Zülal Ceylan
Afganistan’daki Taliban yönetimi ve Pakistan arasındaki çatışmalar devam ediyor. Özellikle Müslüman kamuoyu, İsrail ve ABD’nin bölgede fiili bir savaş başlattığı bir dönemde iki Müslüman yapının çatışması karşısında derece şaşkın. Stratejist ve Güvenlik Politikaları Uzmanı Ersan Ergür, çatışmanın nedenlerini anlatırken, olası sonuçları yorumladı.

Stratejist ve Güvenlik Politikaları Uzmanı Ersan Ergür
KRİZİN MERKEZİNDE PAKİSTAN TALİBAN’I VAR
Ergür, krizin ana gerekçesini Pakistan Talibanı (TTP) meselesi ve Taliban yönetiminin bu yapıya karşı net bir tavır almaması olarak değerlendirdi. Ergür ‘’TTP, Pakistan devletiyle çatışma halinde olan bir yapı olarak biliniyor. 2021 yılında Afganistan’da Taliban’ın yeniden iktidara gelmesinin ardından Pakistan, terör örgütü olarak gördüğü Pakistan Talibanı’na ait unsurların Afganistan topraklarında barındığını iddia ediyor. Afganistan’daki Taliban, TTP’ye açıktan destek vermemekle birlikte örgüte karşı şiddetli bir tutum da sergilemiyor. Kabil yönetimi bu durumu, ‘Bu mesele Pakistan’ın iç meselesidir ve bizimle doğrudan ilgili değildir’ yaklaşımıyla gerekçelendiriyor’’ diye konuştu.
DURAND HATTI’NDAKİ ANLAŞMAZLIK
Gerilimin bir diğer önemli boyutunda sınır meselesinin durduğunu belirten Ergür, ‘’Pakistan’ın uluslararası sınır olarak kabul ettiği Durand Hattı, Afganistan tarafından milliyetçi bir bakış açısıyla tartışmalı görülüyor. Afganistan, bu sınır hattını resmen tanımıyor ve Pakistan’ın sınır duvarı inşasına karşı çıkıyor. Kontrol noktalarında zaman zaman Pakistan unsurlarına yönelik taciz atışlarının yaşandığı belirtiliyor. Bu durum, meselenin yalnızca terörle mücadele boyutuyla sınırlı olmadığını; aynı zamanda egemenlik ve sınır tanımı krizine dönüştüğünü gösteriyor’’ şeklinde konuştu.
PAKİSTAN DONANIMLI TALİBAN TECRÜBELİ
Ergür, sahadaki durumun doğrudan konvansiyonel bir savaştan ziyade asimetrik bir çatışma görünümünde olduğunu belirtti.
Afganistan’ın son çeyrek asırda Sovyet işgali ve ABD müdahalesi nedeniyle ciddi şekilde yıprandığını belirten Ergür, ülkenin düzenli bir orduya sahip olmadığını ve ekonomik olarak ağır bir insani kriz altında bulunduğunu vurguladı. Bu nedenle Afganistan’ın uzun soluklu bir savaşı teknik açıdan sürdürebilecek kapasitede olmadığını ifade etti.
Pakistan ordusunun konvansiyonel kapasite bakımından Afganistan’a göre belirgin üstünlüğe sahip olduğunu belirten Ergür, özellikle hava gücünün Afganistan açısından caydırıcı bir unsur oluşturduğunu ifade etti. Ancak Pakistan’ın kara harekâtına girişmesi halinde, yüksek düzeyde gayri nizami harp tecrübesine sahip unsurlarla karşı karşıya kalabileceğini ve bunun yıpratıcı bir sürece dönüşebileceğini kaydetti.
ÇİN VE İRAN SAVAŞ İSTEMİYOR
Bölgede Orta Asya ülkeleri başta olmak üzere Çin ve İran gibi aktörlerin de geniş çaplı bir savaş riskini istemediğini belirten Ergür, bu durumun gerilimin kontrollü kalması yönünde etkili olabileceğini ifade etti.
Ancak Pakistan Talibanı’nın (TTP) saldırılarının Pakistan içinde yaygınlaşması ve şiddetini artırması halinde riskin büyüyebileceğini belirtirken, İslamabad’ın Afganistan içlerine kapsamlı kara operasyonu başlatmasının da benzer bir risk taşıdığını ifade etti.
İRAN’A OLUMSUZ ETKİLER
Pakistan-Afganistan geriliminin tırmanması halinde İran’ın doğu sınırına daha fazla askeri kaynak ayırmak zorunda kalabileceğini ifade eden Ergür, bunun ABD ile sıcak savaşın yaşandığı bir dönemde Tahran açısından ciddi bir zorluk anlamına geleceğini vurguladı. Ergür, ‘’Böyle bir tablo, İran’ın savunma kapasitesini iki cephe arasında bölmek zorunda kalmasına yol açabilir ve bu durum ekonomik yükü de artırır’’ dedi.
HİNDİSTAN’IN İŞİNE GELİYOR
Ergür, Hindistan’ın Taliban ve Pakistan arasındaki çatışmaları bir fırsat olarak değerlendirdiğini de ifade etti. Netanyahu’nun Hindistan ziyareti sonrası oluşan atmosferin bu bakış açısını güçlendirdiğini ve Pakistan’ın batı sınırına odaklanmasının Hindistan açısından rahatlatıcı bir gelişme anlamına geldiğini dile getirdi.




