0

Daha sofistike hareket etmeye başladıklarını kabul etmek zorundayız.

Eskiden "kodu mu oturtan" bir generalle kestirmeden işi hallediyorlardı.

Şimdilerde doğa sever takılarak seçilmiş hükümeti yıkma gayretindeler. Oysa bunlar, yıllarca ormanlık alanları talan edip kendilerine servet edinmişlerin geleneğinden geliyorlar. 30 sene boyunca Kürdistan'daki orman yangınlarına karşı sağır ve körü oynayanlar bunlar.

Şimdilerde Pensilvanyalı mehdi efendinin emrindeki savcıların bakanlar hakkında yolsuzluk dosyaları "biriktirme" yöntemiyle seçilmiş hükümeti devirme hayalleri kuruyorlar. Oysa bunlar yıllardır halkın malına üşüşmüş akbabaların ta kendileri.

Şimdilerde gazetecilik oynayarak seçilmiş hükümeti devirme peşindeler. Tek suçları, Milli istihbarat teşkilatı adına silah taşıyan tırların haberini yapmakmış… Devlet sırrının ifşa edilmesiyle hiçte ilgili değilim. Hangi devletin sırrı açığa vurulursa vurulsun umrumda olmaz. Kaldıki ABD dahil bir çok ülkede bu sırlar bazı gazetecilerin üstün başarılarıyla ortalığa dökülüyor. Devletin bilinmesini istediği sırların bile gazetecilik başarısı olarak sunulduğu zamanları saymıyorum elbette...

Can Dündar bir gazeteci midir yoksa Gladyo'nun Türkiye karakolu olan Ergenekon isimli çetenin üyesi midir karar vermeliyiz öncelikle. Eğer Can Dündar sahiden tek derdi gazetecilik yapmak olan bir şahsiyet ise gazeteciliğe öncelikle Cumhuriyet Gazetesinin bugünü ve geçmişini sorgulamakla başlamalı. Yıl 1915, bir Gladyo projesi olan İttihatçılar Türkçülük ayaklarıyla Ermeni katliamı ile meşguldür. Ölenlerin yanında, yüzbinlerce kişi de zorla göç ettirildi. Göç ettirilen bu kişiler Osmanlı vatandaşıydı. Kimisi memur, kimisi işçi, kimisi tüccar, vergisini ödeyen vatandaşlar. Bu insanların mal varlıklarına kim kondu dersiniz? Elbetteki İttihatçılar. Yani bugünün CHP'si, MHP'si, İşçi Partisi ve bir kısım HDP'si (HDP içinde azınlık fakat örgütlü bir kısım bu)...

Bugünkü Cumhuriyet gazetesi, Osmanlı Devleti döneminde en büyük matbaa olan Matosyan matbaasıdır. Sahibi, ülkeden kaçırılmış bir Osmanlı Ermenisidir ve İttihatçı çetesi matbaaya çökmüştür. İşte rejimin yılmaz savunucusu olan Cumhuriyet Gazetesinin üzerine kurulduğu temel bu. Ve bu çetenin üyesi Can Dündar gazeteci kimliğini kullanarak seçilmiş hükümeti devirmek için elinden geleni ardına koymamaktadır.

Halkın tercihiyle işbaşına gelmiş sivil bir hükümet dururken gazeteci kılığına bürünmüş bu halk düşmanlarını mı savunacaktım seçilmiş hükümete karşı?

I don't think so…

Başkanlık ve eyalet sistemi

Türkiye'de tıkanmış, işlemeyen bir sistem var. Tam 90 senedir işlemeyen bir sistem bu. Bu sistemde Kürtler, Aleviler, Azınlıklar, Ermeniler, Çerkezler, Lazlar, Çingeneler, Müslümanlar, Hiristiyanlar, Yahudiler, Ezidiler ve de Ateistler mutsuz. Mutlu olan bir avuç elit tabaka sadece. Oligarşi. Nerdeyse her 10 senede bir altüstler yaşıyoruz. Çatışmaların ardı arkası kesilmiyor. Ülke ekonomisi yoksulluk düzeyinde. AK Parti üst üste halkın ciddi desteğini alarak seçim kazansa da, ekonomide hiç olmadık iyileşmeler sağlansa da, yatırımlar konusunda eşi görülmemiş icraatlar gerçekleştirilse de sistem bir anda tıkanıyor, siyasi kriz çıkıyor, silahlı çatışmalar artıyor ve insanlarda "acaba darbemi geliyor yine" şüphesi doğuyor. Hele oligarşinin kalemşörleri "darbe gelebilir", "sonu Menderes gibi olur" söylemlerini sıralayıp durunca bu şüphe dahada artıyor.Bu sistemi memleketin başına bela edenlerin istediği şey tam da buydu zaten.

Sistemin değiştirilmesi gerektiği üzerinde yıllardır fikir üretiliyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakanın birlikte yönettiği bir sistemde ne kadar uyumlu çalışırlarsa çalışsınlar iki başlılık kaçınılmaz. Kaldıki Cumhurbaşkanlığı makamının İngiltere krallık makamı gibi manevi bir ağırlığı da yok.

Birinden birini feda etmek zorunluluğu var. Hangisini feda edersek edelim bunun adı başkanlık sistemi olacaktır.

Halkın başkanlık sistemine sıcak baktığı bir çok kez test edildi. Aslında halk Özal'dan bu yana başkanlık sistemine olumlu bakıyor. Fakat girecekleri bir başkanlık seçiminden asla zaferle çıkamayacaklarından emin olanlar bu başkanlığa şiddetle karşı. Birazcık kazanma umudları olsa onlar da biliyorki başkanlıktan başka çıkar yol yok.

"Diktatör olmak istiyor"kılçığının ardındaki "biz başkanlık seçimlerini 100 yıl da geçse kazanamayız" gerçeği.

Seçim kazanamayacaklarını iyi biliyorlarda değişmek gibi bir gayretleri yok maalasef.

Türkiye'de olması gereken diğer bir yönetim şekli Eyalet sistemi yada Federasyon.

Ankara'da oturup Türkiye'nin dört bir tarafı yönetilemiyor ve bu herkes tarafından biliniyor. Biliniyor fakat "Kürtler eyaleti de alıp giderse" korkusuyla bu gerçeğe gözler kapatılmış durumda. Devlet aklının bir türlü kendini aşamaması bunda etkili. Yıllardır parallel yapılar ve derin devletler kurmakla meşgul kişilerin çapsızlığı, beceriksizliği, kendini Gladyo'ya satmışlığı da buna eklenince işlemeyen bir sistemle yola devam etmek zorunda kalıyoruz. "Seni başkan yaptırmayacağız" diyenlerin az buçuk seçim kazanma umudu olsaydı başkanlığı en çok istiyenlerin başında olacağından şüphesi olan varmı?

Söylenmese eksik kalırdı

"Aşitî di navbera cîranên hêzdar û aşitînenas de xewnek e xeternake."

"Kuvvetli ve barış tanımayan komşular arasında barış, tehlikeli bir hayaldir. "

-Tacitus-