0

Darbe anayasası değişsin mi değişmesin mi oylamasının yapıldığı bir seçimi geride bıraktık. Seçmenin yüzde 52'ye yakın bir kesmi "evet bu darbe anayasası değişsin" dedi. Darbesiz, silahsız, çatışmasız bir şekilde sistem değişikliğine gidiyoruz. Bu bir ülke için önemli gelişim. Olgun, medeni bir toplumun göstergesi.

Seçimin sonucu meşrudur. Kimse yenilgilerine kılıf arama yoluna gitmesin.

Halkın seçimi bu yönde ve herkes sonuca saygılı olmayı bilecek.

Genel sonuca etkisi olmayan ufak tefek usulsüzlüklerin nerede olduğunu biz çok iyi biliriz… Hepimiz birbirimizi iyi tanırız çünkü... Kanka gruplarında falanca partinin oylarını nasıl bertaraf ettiklerini böbürlenerek anlatanların kameraların karşısına geçip "oylarımız çalındı" diye ağlaşması ayıptır…

Değişim devam ediyor.

18 maddelik bir değişim sözkonusu. Ben "yetmez fakat eré" diyenlerdenim. Burdaki "yetmez", herkes için olmasa da benim için önemli. İnşallah "eyalet sistemine geçelim mi geçmeyelim mi" sorusu da bir referandumda önümüze gelir. Eyalet sistemini dile getiren Cumhurbaşkanı danışmanlarını kutlamak istiyorum. Şimdi anlaşılıyor ki seçimi son dakikada bu söylem kurtarmış evet lehine.

Yeni Şafak'tan Akif Emre'nin; "Hemen belirtmek gerekir, MHP ile girilen ittifak sadece oy açısından kaybettirmekle kalmadı muhafazakar kesimin siyasal söylemini de etkileyerek kalıcı hasar oluşturdu. Dindar/muhafazakar kesimin milliyetçi, statükocu, devletçi bir dille barıştırılmasına karşılık herhalde hemen hiç bir oy kazanmadığı görülüyor" şeklindeki sözleri benim seçim sonuçlarına ilk bakışta gördüğümü bir çok kişinin de farkettiğini gösteriyor. Sonuç apaçık ortaya koyuyor ki, MHP tabanı bu seçimde hayır demiş. Devlet Bahçeli'nin samimi bir şekilde "evet"i desteklediğine inanıyorum fakat anlaşılan o ki tabanını "evet" için ikna edememiş..

Derin Kürdistan'ın her zaman derin bir idrak ile hareket ettiğine inanırım ben. Bu seçimde MHP ile yapılan ittifaka rağmen "evet" diyerek oyunu yine bozdular. Kürdistan'daki "evet" oyu herşeye rağmen yüzde 55'lere ulaştı. Selahaddin Eyyûbi geleneği yine kurtarıcı vasfını tüm dünyaya gösterdi. Bu ülkenin birleştirip bütünleştirici gücü, günde 10 defa bize vatan nutku atanlar değil, derin Kürdistan'mış, organik Kürtlermiş, bunu herkes gördü.

CHP geldiği İttihatçı geleneğin devamı olarak tutarlı bir şekilde değişime "hayır" dedi. Muhafazakar bir partinin yapması gerekeni yaptı. HDP'de ise, parti içinde azınlıkta oldukları halde orantısız bir gücü elinde barındıran Kemalist çizgi, tabanı keyfine göre peşine takmış gidiyor. Ertuğrul Kürkçü gibi İttihatçı kökenlilere diyeceğim bir şey yok fakat Altan Tan, Dengir Fırat, Ayhan Bilgen gibi isimlerin "darbe anayasasının değişmesine hayır" çizgisine düşmeleri, acınacak bir durum. Siyasi tarihlerine yüzkarası olarak geçecektir Kenan Evren ile aynı kareye girmeleri.

İnsanın tutunacağı prensipleri olmazsa böyle oluyor demek ki…

*-*-*-*

Yüzde 51'lere çabuk alışmaya bakın

Kafası hala 1936'ların karanlık Türkiye'sinde takılı kalanlar, bugünü okumakta zorlanıyor. Değişen dünya ile birlikte değişen bir Türkiye var. Bireysel özgürlükler alabildiğine artıyor. Egosu dağları aşan otoriter liderler, profesörler, hocaefendiler, bireyler karşısında habire mevzi kaybediyor. Çünkü bilgi kaf dağının ardında değil artık. Elitizm boş bir hayal bugün. Kitap Oxford'ta basılır, Newyork Manhattan'da lüks bir binada ve Şırnak'ta köhne bir binada aynı anda okutulur. Binaya takılıp kalanlar, elbette okutulanın aynı kitap olduğunu görmekte zorlanacaktır.

Değişen Türkiye ile birlikte siyasi partilerin alışkanlıkları da değişiyor. İdeolojik zıtlıkların, kavgaların şekillendirdiği siyasi oluşumlar gün geçtikçe belirgenleşen söylem değişikliklerine gidiyor. Her siyasi grup mümkün olduğunca daha fazla kesimi kucaklama peşinde. Hüsnü Bozkurt vakasını saymazsak CHP'deki faşizan dil bile her geçen gün yumuşamakta. HDP gibi Kemalist geleneklerden kopup gelen, Kürt mahallesinde at koşturan bir parti bile "vitrinlik de" olsa Altan Tan, Ayhan Bilgen, Dengir Fırat, Mehmet Ali Aslan, Hüda Kaya gibi insanlara bünyesinde yer verebiliyor. İttihatçıların amiral gazetesi Hürriyet'i bir düşünsenize! Ahmet Hakan, Abdulkadir Selvi, Akif Beki gibi İslamcı mahallede yetişmiş isimler köşe yazısı yazıyor burda ve durmadan içinden geldikleri camianın özelliklerini, yumuşak karınlarını anlatarak yeni mahallelerinin sahiplerine taktik veriyorlar, verirken o mahalleyi de değiştirip dönüştürüyorlar.

Türkiye hızla faşizmden elini ayağını çekmekte. "Wall Street'teki muhafazakarlar" maddi kaygılarla bunun önünde engel olma vasfını hala muhafaza etmekteler. Muhtemelen intihar saldırılarına devam edecekler fakat gidişat daha özgür daha normal bir Türkiye'ye doğru.

Başkanlık sistemine geçtik. Başlarda ikiden fazla aday çıksa da seçim iki aday arasında geçecek. Kazanmak isteyen aday mecburen daha fazla kesimi kucaklamak zorunda kalacak. Kürde, Türke, dindara, Aleviye, Ermeniye küfrederek kimse seçim kazanmayı hayal etmesin. Söylemler yumuşayacak. Kimse yüzde 30-40'larla seçim kazanmayı beklemesin. Nasıl ABD'de yüzde 51'in kazanması tartışma konusu olmuyorsa Türkiye'de de böyle olacak. İnsanlar kısa sürede bu duruma alışacaktır. İttihatçıların Emin Çölaşan, Bekir Çoşkun, Yılmaz Özdil gibi it kopuk takımının adaptasyonu zor olabilir fakat onları takan da yok zaten.

*-*-*-

Çıtayı iyice düşürenler

Normal şartlar altında anormal olmayan insanlar, girdikleri seçimi kazanmak için mücadele ederler. Kaybettikleri zaman ise üzülür, bir sonraki seçimi kazanabilmek için ekstra efor harcarlar. Bu arada nerede yanlış yaptıklarını oturup değerlendirerek aynı hatalara düşmeme gayreti içinde olurlar.

Bizim sevimli faşistler ise kaybettikleri seçimden muhteşem bir zafer kazanmış edasıyla çıkıyorlar. Faşistlerin beyaz Türk grubu amiral gazetesi devrik genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, yüzde 50'yiz diye mutluluk pozları veriyor. YSK'nın açıkladığı resmi sonuç yüzde 51.40 - 48.6 şeklinde fakat ne önemi var! Özkök yüzde 50'ye yuvarlamış.

Bunlar 7 Haziranda AK Parti yüzde 41 oy alıp birinci parti olurken, kaybettikleri seçimde de sevindirik olmuşlardı hatırlarsınız. Çıtayı düşük tutunca böyle garabet görüntüler çıkıyor elbet.

Türkiye halkının yüzde 51.40'i mevcut darbe anayasasının değişmesine evet diyerek bu anayasayı değiştirdi. 30 yıl sonra oturup tarih okuyan birisi, 2017'de anayasanın referandumla değiştirildiğini, başkanlık sistemine geçildiğini görecektir. "Kaybettik fakat yüzde 48.6 aldık" diye sevindirik olanları değil.

Bir de çıtayı hep yükseltenler var. AK Partililer bunlar. Kaç seçimdir dikkat ediyorum kazandıkları her seçimden sonra buruk bir sevinç yaşıyorlar. Bu buruklukları seçimi daha yüksek bir oy oranıyla kazanabileceklerine inandıkları için. "Neden daha çok oy alamadık" diye birbirlerini suçluyorlar. Siyasi bir parti için son derece olumlu bir özellik.

Bu da durmadan neden kazandıklarını açıklamıyor mu siyaset bilimci hevallerim?

Söylenmezse eksik kalırdı

"Radeya basîretê yê girseyê sîqilandî; di wê civatê de dikeve asteke bi qasî ferdê herî nezan"

"Kışkırtılan kitlenin basiret derecesi, o topluluktaki en cahil ferdin seviyesine kadar düşer"

-Gustave Le Bon-