0

Bir zamanlar onların putlarından biriydi.

Emek, özgürlük, adalet, burjuva diyordu.

Komunizm diyordu.

Eşitlik diyordu.

Karl Marx devleti emek ile rantın çatışmasından ibaret ve de diğer sosyologların aksine kalıcı değil geçici olarak tanımlıyordu.

Tarihi ise sınıflar arası çatışma olarak açıklamıştı.

Bu, devrimciler için ufuk açıcı akım 2000 yılında internetin ortaya çıkmasıyla çöktü.

Solcu devrimci düşüncenin omurgası çökmüştü.

Sanal dünyada ne emek ne iş gücü ne de sınıflar vardı.

Zuckerberg isimli bıyıkları yeni terlemeye başlamış genç bir anda milyarder olabiliyordu. Üstelik soylu bir aileden falan da gelmiyordu.

İnternet ile birlikte emek ve sınıf ortadan kalkmıştı. Dolayısıyla Marx öldükten sonra ideolojisini bir adım ileri götüremeyen hazırcı devrimciler dımdızlak ortada kalmıştı.

İnternet ile birlikte çok şey değişti. Fazla mesai, iş gücü, emek, çıktı, girdi gibi hem işvereni hem de çalışanı yakından ilgilediren birçok kavram tarihin derinliklerine gömüldü.

Sanal dünyanın hayatımıza yerleştiği son 15 yıldır buna alışmakta zorlanan iş dünyası şimdi yeni dünya düzenini kurmaya çalışıyor.

Emek yoğun çalışan işçi kesiminden ziyade beyaz yakalıları ilgilendiren ve pek yakında hızla büyüyecek bir sorunla karşı karşıyayız.

Örnek: şu anda okuduğunuz yazıyı yazan bendenizin internet üzerinden otomatik köşe yazısı yazma motoruna aklımdaki fikir kırıntılarını yazıp ortaya çıkan yazıyı elden geçirip saatlerce araştırma yapmama gerek kalmadan karşınıza çıkmam.

Bunun ilk örneklerini çoktan gördünüz bile. Birçok köşe yazarı yazısına başlamadan önce internette biraz gezinip neler olup bittiğini kısa sürede öğrenebiliyor. Hatta daha ileri gidenler kopyala yapıştır metinleri kendi yazıları içine koyup üstüne birkaç satır yorum yazarak bu akımı başlattılar bile.

Eğer çalışanlar yeni akıma ayak uyduramazsa bankacılık ve finans, hukuk, bilişim aklanıza gelen birçok sektörde beyaz yakalıya ihtiyaç kalmayacak.

Şu anda internetten yayın yapan haber portalları işi otomatik robotlara bağlayıp ajanstan gelen haberi direkt olarak okuyucuya ulaştırarak işin öncülüğünü yapıyorlar. Tabi bunu yaparken günde 30 haber girmeye erinen fazla mesai isteyen, yol, yemek artı ssk isteyen editörlere de yolu gösteriyorlar.

Bakın bu bir suç değil. Her işletme yaptığı işi en karlı nasıl yapacağının cevabını arar.

Çalışanlara düşense sorun değil çözüm olmalarıdır. Eğer bunu başarabilirlerse çalışmaya devam edebilirler. Aksi takdirde işleri gerçekten zor.

Eskiden betacam kasetlere çekim yapan kameralar vardı. O kasetleri üreten firmalar birbirleriyle yarışır, kendi ürünlerini kullanmaları için kameramandan teknik müdüre kadar herkesi tavlamaya çalışırlardı.

Ayrıca betacam montaj setleri pazarlayan firmalar da ayrı bir sektördü.

Digital sistemin yaygınlaşmasıyla çekimlerin artık sd kartlara yapılıyor oluşu koca bir kaset sektörünü yok etti. Bir programla kolayca haber merkezinde muhabir kendi montajını yapabilir konuma geldi. Onunla birlikte haber merkezlerinde kaset taşıyan bu işten sorumlu olan çalışanlara da gerek kalmadı. Kasetleri tamir eden, ikinci ellerini birilerine satan bazı kimseler de yok oldu. Yani anlayacağınız küçücük bir teknolojik değişimin etkisi çok farklı yansıdı.

İnternetle birlikte sendikacılık ta çöktü. Toplu sözleşmenin, grevin, iş yavaşlatmanın ne demek olduğunu artık özel sektörde birçok kişi bilmiyor. Çünkü bu yöntemler de eskide kaldı.

Siz yine de mesainize zamanında gidin, işinizi doğru yapın.