0

Her bireyin yaratılıştan gelen bir yeteneği vardır. Her birey de yeteneği olduğu alanlarda çalışmak ister. Çünkü kabiliyetimizin olduğu şeyleri yaparak başarılı olmamız tabii bir durumdur. Hiç kimse başarısız olduğu ve yapmaktan keyif almadığı bir mesleği icra etmek istemez. Hatta daha ileri bir ifade ile her sabah işe giderken mutsuz olur ve çalıştığı işte de verim üretemez. Buda hem kendisi hem de ülke için kaynak israfına ve verimlilik kaybına yol açar.

***

Temel eğitimin dışında kalan eğitim dediğimiz şey aslında bu yeteneklerimizin eğitilerek ön plana çıkarılmasıdır. Kabiliyetimiz olan şeyin eğitimini alarak ve sürekli pratik uygulamalarını gerçekleştirerek hem keyif aldığımız meslekleri yapmak hem de başarılı olmamız daha yüksek bir ihtimali içerir. Ülkemizdeki eğitim sisteminin son yıllara kadar ki durumu ise çizdiğimiz bu rotanın tam zıddı yöndedir.

Kat sayı problemleri, üniversiteye girebilme gereği sebebi ile ebeveynlerin gençler üzerinde oluşturduğu baskı derken birçok gencimiz kabiliyeti olduğu ve eğitimini almak istediği alanlar yerine puanının yettiği, kabiliyet sahası dışında kalan ve mezun olduğunda iş bulabilse dahi yapmaktan zevk almayacağı, dolayısı ile başarılı olamayacağı bölümlerde okumak zorunda kaldılar.

***

Ülkemizde uzun vadeli bir gençlik ve eğitim politikasının olmayışı bu bahsini ettiğimiz olumsuzlukların en önemli nedeni elbette. Bu nedenleri sayarken ebeveynlerin de payını unutmamak gerekir.

Mental açıdan gençlerin desteklenmesi ve kabiliyeti olan alanlara karşı yüreklendirilmeleri gerekir. Bir çocuğun ya da gencin neye kabiliyeti olup olmadığı, neleri yapmaktan zevk alıp almadığı ve neleri yaparken başarılı olduğunu bir ebeveyn den daha iyi kimse bilemez.

Yönlendirilmeye son derece müsait olan gençlik çağlarında gençlerin doğru yönlendirilmeleri son derece önemlidir şüphesiz. Bu yönlendirmeyi yapacak olanlarda gençlerin sosyal ve eğitim hayatlarında ki en büyük gözlemcileri olan öğretmenleri ve ailesidir. Gençler doğru analiz edilmeli ve istedikleri, yapmaktan zevk aldığı alanlara doğru yönlendirilmelidirler.

Çalıştığı alanda başarılı ve uzmanlaşmış gençlerin yetiştirilmeleri için mutlaka kabiliyetleri olduğu alanlar üzerinde ihtisas yapmaları gerekir. Örneğin, Teknik alanlarda başarılı olanlar teknik alanlara, sosyal bilimlerde başarılı olan sosyal alanlara yönlendirilmeli ve lokal olarak uzmanlaşmaları sağlanmalıdır. Bu gün ülkemize baktığımızda eskiden revaçta olan doktor, mühendislik gibi mesleklerin yerini bugün hukuk ve sosyal bilimlerin aldığını görüyoruz. Bunun birçok sebebi olabilir ama belki de en büyük sebebi günümüz popüler dünyasının bir gereği haline gelen sosyal statü kaygısıdır.

***

Aile baskısı ve özel üniversitelerin düşük puanlarla dahi girilebilen alanları gençleri diploma kaygısı ile birlikte bu alana doğru sürüklemiştir. Ülkemizin iyi avukatlara, doktorlara, mühendislere ihtiyacı olduğu gibi iyi teknik elemanlara da ihtiyaçları vardır. Herkesin sosyal statüsünün çok uç noktalarda olamayacağını hepimiz biliyoruz. Fakat gerek televizyon dizilerinin yönlendirmesi, gerek kültür emperyalizminin baskıları ile popüler kültürün altında ezilmeleri gençleri gereksiz bir rekabetin içerisinde yıpratmaktadır.

Bu gereksiz rekabet gençlere ancak mutsuzluk verebilir. Çünkü bu rekabetin kazananı olamaz. Zamanın dinamiklerinin çok hızlı değiştiği ve her şeyin çok çabuk eskidiği dijital çağda bugün zirvede olan yarın dibi çok rahat görebilir. Bu sebepten dolayı gençlerimiz çok iyi bir manevi terbiye alarak gündelik zaferler yerine sürdürülebilir başarıların peşinde koşmalıdırlar.

Yukarıda kısa bir izahını yapmaya çalıştığımız sebep – sonuç ilişkisinde de sıkça vurguladığımız gibi gençlerimizin iyi bir manevi terbiye ile harmanlanmış, kabiliyet alanlarını içeren sıkı bir eğitime ihtiyaçları vardır. Hem ülkemizin iç dinamiklerinin iyi çalışması hem de ülkemizin sürdürülebilir bir kalkınma yakalayabilmesi alanında uzman, inovasyona açık ve değişen dünya dinamiklerini takip eden ancak asla popüler kültürün etkisinde kalmayan insan kaynağı ile mümkündür.

***

Yetişmiş insan kaynağı ülkelerin kalkınmasında ki en büyük unsurlardan birisidir. Yetişmiş insan kaynağını sağlamak ise doğru bir eğitim politikası ile mümkün olabilir. Bu sebepten dolayıdır ki ülkemizin uzun vadede ki hedeflerine ulaşabilmesi için insana yatırım yapması şarttır. Aksi halde bireysel olarak ve dönem dönem ortaya çıkan büyük şahsiyetler birçok şeyi değiştirseler de bir ülkenin kaderini top yekûn değiştirmeleri mümkün değildir. Dönem dönem yaşanacak başarılar sürdürülebilir olmadıkça bir kıymet ifade etmeyecektir. Önemli olan belli bir kalkınma hızını yakalayabilmek ve sürdürülebilir kılmaktır.

Bu sebepten gençlerimize gelecekleri için diploma kaygısı değil, hedeflerine ulaşabilecekleri ve kendilerini geliştirebilecekleri alanlarda uzmanlaşabilecekleri ortamı sunmalıyız. Balıktan kavağa çıkmasını beklemek yerine yüzmesini beklemek nasıl mantıklı olan ise herkesten yapabileceği işleri istemek de o derece mantıklı olandır. Eğitim politikası belirlerken ancak bu mantıkla hareket edersek eşit rekabet ortamını sağlayabiliriz.

***

Unutmamalıdır ki başarı ancak sürdürebilir olursa gerçek bir değer ifade eder. Sürdürebilir başarının sırrı ise sabun köpüğü gibi eriyen popüler işler yerine, topluma ve içerinde yaşadığı çevreye katma değer sağlayacak işleri tercih eden meslek erbaplarını yetiştirmekten geçer. Bunun için en az 20-25 yıllık iyi planlanmış eğitim ve gençlik politikası şarttır.