0
Kendi ihtiyaçlarımızı en iyi kendimiz bilebiliriz. Bildiğimizden şaşmayalım ve kendi yolumuza ilerlemeye devam edelim. İhtiyaçlarımıza kulak verdiğimizde kendimizi kabullenmeye, sevmeye ve kendi benliğimize destek olmaya başlayacağız. Bize başkalarının yakıştırmış olduğu, dışardan kaynaklanan suçluluk duygusundan kurtulacağız. Bize söylenen, "Sana böyle bir şeyi hiç yakıştıramadım doğrusu!" veya "Bu hiç de doğru olmadı!" sözlerine gülüp geçeriz. Kendimize karşı koymaktan vazgeçecek ve gerçekten içimize sıkışıp kalmış olana, dışarıya çıkma fırsatı tanıyacağız.
Batı toplumunun bir eksiği de duyguların açığa çıkarılacağı yerde yutulması, içe hapsedilmesidir. Bunlar bir yük olup sağlığın gücünü zedeler. Serbest bırakılacakları günü bekler. İçimizde yatan aslanı kafesinden çıkartalım, özlediği özgürlüğüne kavuşturalım. İş arkadaşlarımız yavaş çalıştığımızı, fazlasıyla mola verdiğimizi öne sürüyorlarsa ve bu iddiaları haklı buluyorsak gereğini yapalım ancak haksız buluyorsak duygularımızı dışa vuralım. Öfkemizi içimize atmayalım. Onları reddedelim, ayağımızı yere vuralım veya en azından boş vakitlerimizde öfkemizi boşaltmaya çalışalım. Bunun bizi ne kadar rahatlattığını göreceğiz; tabiatın yağmurdan sonra rahatlaması gibi: Arınmış ve ferah.
Duygularımızı dışa vurmayı hayata geçiremesek vücudumuz çeşitli problemlerle bunu gösterecekler. Mesela midemizde gaz oluşacaktır, karnımız şişecek ve içimizdeki basınçtan kurtulma zamanının geldiğini bize hatırlatacaktır.
Aynı durum üzüntü duygularının bastırılması için de geçerlidir. Eğlence ve sağlık mantığının sardığı dünyamızda ne yazık ki, üzüntüye yer verilmez ve üzüntünün yaşanması hoş görülmez. Üzülen insanın duygusu da, baskı altında tutulduğunda ruhsal sorunlara hatta hastalığa sebep olabilir. Atalarımız ölenlerinden ayrılırken boş yere törenler yapmamışlardır. Kültürlerde insanlar yakınları öldüğünde ağlarlar, onunla vedalaşırlar. Arkasından dualar okurlar, ölünün ruhunun huzura kavuşması için. Böylelikle içlerindeki oluşan üzüntüyü, biriken duyguları yas tutarak atarlar ve oluşabilecek ruhsal problemleri önlemiş olurlar.
Üzüntü için geçerli olan öneriler elbette sevinç için de geçerlidir. Mutluluktan içimiz içimize sığmıyorsa, ruhsal yaşantımıza, sağlığımıza olduğu gibi bir iyilik yapalım; bu sevinci gösterelim. İhtiyacımıza boyun eğelim ve gülelim, neşeli vakit geçirelim.
Kısacası ihtiyaç ve isteklerimizi her şeyden önce algılayalım, sonra da ne yolla olursa olsun bunları dışa vuralım, gösterelim. Bunu kendimiz yapmazsak, üstün benliğimiz bizi ihtiyaçlarımıza göre yön verilmiş olan yola sevk etmek için sezgimize göre çeşitli yöntemler sunacaktır. Ya rüyalar aracılığı ile boşaltacak veya bedensel ya da ruhsal rahatsızlık belirtileriyle hayat şeklimizi değiştirmemiz konusunda bizi uyaracaktır. Bu yüzden duygularımızı biriktirmeyelim, uygun yollarla boşaltalım.
MEHMET ÇAKIR KÜLTÜR VE SPOR MERKEZİ
Çarşamba akşamı Üsküdar Belediyesi'nce açılan ve Üsküdar'ın efsanevi eski belediye başkanı rahmetli Mehmet Çakır'ın adının verildiği kültür ve spor merkezindeki törene katıldım. 12.500 m2'lik alana kurularak boğazın ilk su sporları merkezi olma özelliği taşıyan bu muhteşem eseri hayranlıkla gezdim. Emeği geçen bir önceki belediye başkanı Mustafa Kara ve şu an ki Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen beylere çok teşekkür ediyor, tebriklerimi sunuyorum.
Hilmi Türkmen beyin dediği gibi, "Ak Parti yapar, diğerleri konuşur."