Kennisplatform Inclusief Samenleven (KIS) tarafından Movisie işbirliğiyle yürütülen ve 18-25 yaş arası Müslüman gençlerle yapılan araştırmada, ülkedeki Müslüman gençlerin günlük yaşamlarında ayrımcılığa maruz kaldığı tespit edildi.
Araştırmanın yürütücüsü Dr. Jeroen Vlug, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Hollanda'da Müslüman ayrımcılığı konusunda genel araştırmalar olsa da Müslüman gençlerin günlük deneyimlerine odaklanan yeterli ampirik kanıt bulunmadığını belirterek, 'Hollanda'daki Müslüman gençler hakkında çok sayıda tartışma var ancak onları doğrudan ilgilendiren tartışmalar nispeten az. Bu çalışma, bu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.' dedi.
Vlug, Hollanda'nın Avrupa'da Müslüman ayrımcılığının arttığı ülkelerden biri olduğunu vurgulayarak, 'Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA) tarafından yürütülen geniş çaplı araştırma, çeşitli Avrupa ülkelerindeki Müslümanların deneyimlerini karşılaştırdı. Bazı ülkelerde iyileşme belirtileri görülürken, Hollanda'daki bulgular Müslümanlara yönelik ayrımcılığın arttığını gösterdi. Ayrıca, Utrecht Üniversitesi ve Regioplan tarafından yapılan son araştırmalar, Müslümanlara yönelik ayrımcılığın özellikle iş piyasasında, eğitim ortamlarında ve kamusal alanda yaygın olduğunu ortaya koydu.' diye konuştu.
KIS ve Movisie ortaklığındaki nitel araştırmanın özellikle 18-25 yaş arasındaki gençlere odaklandığını açıklayan Dr. Vlug, 'Araştırmalar, gençlerin genel olarak ayrımcılığa karşı özellikle savunmasız olduğunu göstermektedir. Gelişim psikolojisi, ergenliğin kimlik oluşumu için kritik dönem olduğunu vurgulamaktadır. Bu aşamada gençler, eğitim süreçleri ve gelecekteki kariyerleri ile ilgili önemli kararlar alırlar ve yetişkinlikte izleyecekleri yolu şekillendirirler.' ifadelerini kullandı.
'Gençler din hakkında sürekli hesap vermek zorunda kalıyor'
Araştırmanın bulgularına değinen Dr. Vlug, Müslümanlığın toplumdaki algısının, siyasi söylem ve toplumdaki sosyal etkileşimlerin Müslüman gençleri ciddi şekilde etkilediğini belirterek, 'Dinin sürekli olarak gerilim veya endişe kaynağı olarak gösterilmesi de bu gençler için zorluklar yaratmaktadır. Din, kamusal söylemde sürekli olarak sorunlaştırıldığında, onların hayatlarının doğal ve ayrılmaz parçası olarak gördükleri bir şey, bir sorun olarak kurgulanmaktadır. Ancak çoğu için din, bir yük olarak değil, çoklu ve kesişen kimliklerinin bir parçası olarak ilham, etki ve aidiyet kaynağı olarak işlev görmektedir.' dedi.
Dr. Vlug, gençlerin 'itibar yükü' taşıdığına işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:
'Kamuoyundaki tartışmalar genellikle İslam ve din üzerine odaklanır ve çoğu zaman olumsuz bakış açısıyla ele alınır. Sonuç olarak genç Müslümanlar düzenli olarak gayriresmi sözcü olarak konumlandırılır ve savaşlar veya terör eylemleri gibi kontrol edemedikleri olaylar hakkında açıklama yapmaları beklenir. Bu tür olaylarla hiçbir kişisel bağlantıları olmamasına rağmen 'İslam'ın bu olaylar hakkında ne dediğini' açıklamaları istenir. Bu dayatılan temsil yükü, birçok genç için son derece yorucu olabilir ve önemli ölçüde psikolojik baskı oluşturabilir.'
Çoklu kimlik reddi ve aidiyet sorunu
Araştırmada dikkati çeken bir başka bulgunun 'çoklu kimlik reddi' olduğunu anlatan Vlug, 'Bu gençlerin bazıları farklı sosyokültürel bağlamlarda büyümektedir. Evde, ebeveynlerinin göçmenlik geçmişiyle bağlantılı kültürel geleneklere gömülürlerken, okulda veya iş yerinde farklı normatif çerçeveler ve beklentilerle karşılaşmaktadırlar. Bu ikili sosyalleşme mutlaka bir sorun teşkil etmez, birçok genç bu çoklu dünyaları önemli yetkinlik ve uyum becerisiyle idare etmektedir.' dedi.
Ancak bu farklı kimliklerin tümüyle benimsenmediği ortamda olduklarında sorunların ortaya çıktığını vurgulayan Vlug, bunun Müslüman gençlerdeki aidiyet duygusunu zedelediğini söyledi.
Gençlere ayrımcılıkla mücadelede daha 'dayanıklı' olmaları gerektiğini savunan politikaları eleştiren Vlug, 'Kurumsal ırkçılığın çeşitli biçimleriyle karşı karşıyayız ve bu gerçeklik hükümet düzeyinde de kabul görmüştür. Polis tarafından uygulanan etnik profilleme gibi uygulamalar, yapısal eşitsizliklerin günlük etkileşimlerde nasıl ortaya çıktığını göstermektedir. Bu bağlamda, politika tepkileri öncelikle dayanıklılık eğitimine vurgu yapmamalı veya gençlere ayrımcılıkla 'başa çıkma' sorumluluğunu yüklememelidir. Ayrımcılık, Müslüman gençlerin suçu değil, toplum tarafından onlara dayatılan bir şey.' diye konuştu.
Müslüman gençler özel muamele değil, eşit bir alan istiyor
Vlug, asıl odaklanılması gerekenin eşitlik ve eşit haklar olduğunu belirterek, 'Bu gençler ayrıcalıklı muamele veya özel bir statü talep etmiyorlar. Ayrımcılıkla mücadele anayasal bir ilkedir. 1. madde eşitsiz muameleyi açıkça yasaklamaktadır. Onların talep ettiği şey istisnai bir muamele değil, Hollanda vatandaşı olarak hak ve sorumluluklarını tam olarak kullanabilecekleri eşit şartlardır.' ifadelerini kullandı.
Tavsiyelerin bir diğerinin okullara ve kurumlara yönelik olduğunu dile getiren Vlug, şunları kaydetti:
'Müslüman gençlerin çoklu kimliklerini tam olarak benimsedikleri ve karmaşıklıklarıyla kabul gördükleri kapsayıcı bir kültürün teşvik edilmesi çok önemlidir. Bu tür bir kapsayıcılık, ibadet alanları sağlamak, oruç tutmaya imkan vermek veya dini bayramlarda izin vermek gibi dini uygulamaları kabul etmekten öteye geçer. Aksine, onların aidiyetlerinin daha derin ve yapısal bir şekilde tanınmasını gerektirir. Bu, onların tamamen kendileri olabilecekleri, Müslüman ve Hollanda vatandaşı olmanın çelişkili değil, çağdaş vatandaşlığın meşru ve bütünleşik bir ifadesi olarak görüldüğü ortamlar yaratmayı gerektirir.'




