0
Ey gözleri umut kokan, bedeni kıyıya, özü cennete vuran çocuk! Ey bütün uyuyan vicdanlara bir anda kendini hatırlatan, hatırlattıklarıyla kahrettiren kahraman çocuk! Ey bu mazlum ümmetin kıyıya vurmuş kaderi! Ey bu Millet-i İslam'ın gözleri önündeki fecaat, yürekleri ucundaki keder, sineleri özünde kanayan yara!
Seni gördük ya orada, işte tam orada, kumların üzerinde, sakin dalgalar masun ve mahzun yüzüne bir anne şefkatiyle kollarını sararken! Seni gördük ya orada biricik annen yanında yokken ve sana sevgiyle bakamıyorken! Yine seni gördük ya orada bütün çaresizliğimiz kapkara yüzlerimize vurmuşken!
Ve seni orada gördük ya bir Mehmetçiğin kollarında, çaresiz, uzaklara takılmış kalmış gözlerinle, kader ortağın, karındaşınla aynı sonu paylaşırken! Çanakkale'de dedelerin dedelerimle küffara karşı omuz omuza kahramanca çarpışırken, hani senin deden de benim dedemi kollarında ebediyete uğurlarken, şarapnel değmiş bedenini dedemin kollarında avuturken…
Ve seni orada görünce yine, bir karanlık çarptı yüzümüze bir çaresizlik, kocaman bir umutsuzluk… Suçlu, günahkar ellerimizi sana uzatmak gelmedi içimizden… Katılaşmış yüreklerimiz taşa dönmüş kalbimiz hala uyanamadı, uyanması gerektiği gibi… ve hala afal afal bakıyor gözlerimiz fotoğraf karelerine… ardından donuk donuk…
Rahat döşeklerimizde hokurdamaya devam eden biz gafillere bir şey demeyecek misin? Arkandan ağlayamayan kör olmuş gözlerimize bir mil de sen çeksen de yüzümüze vurmuş utancımız daha da büyümeden… Bir şamar atsan yüzümüze de kendimize gelsek, hatırlasak tekrar kim ve ne olduğumuzu… tekrar dirilsek, tekrar kenetlensek ve tekrar kendimize, özümüze dönsek…
Gafletin kuş tüyünden yataklar serdiği bilinçlerimize bir tokat atıversen de artık o derin uykulardan bir an evvel uyanıversek…. Artık ellerimiz semaya, dillerimiz duaya dururken bir yandan da kör olmuş gözlerimiz bütün yeryüzü mazlumların kayıverse… Tekrar başkalarının çocukları çocuklarımız oluverse… Tekrar başka çocukların da saçlarını okşayıversek uzaktan da olsa… Tekrar şefkat kollarımız üç kıtada başka kollarla buluşsa musafahaya dursa…
Suçluyuz, bizi affet. Gerçekten hepimiz çok suçluyuz. Arkandan öylece bakakaldığımız ve ciğerimizden sökün veren bir damla gözyaşını gözümüzden bir kere dahi olsa damlatamadığımız ve hakkıyla arkandan, aslında kendi halimize, içler acısı halimize ağlayamadığımız için…
Sen melek oldun uçtun! Belki peygamber okşuyor şimdi azgın dalgalarla arkadaş olmuş saçlarını… Havz-ı Kevser'in başında… Ya biz? Bizim şu halimize kim baksın, kim baksın da acısın… Ayaklar altına alınmış izzetimizi tekrar yukarıya kaldırmak için kimler avuçlar dolusu şimşekler çaksın yüzlerimize… Kim bağıra bağıra yüzümüze haykırsın gafletimizi, çaresizliğimizi, bencilliğimizi ve her şeyden çok vurdumduymazlığımızı…
Ey gözleri umut kokan, bedeni kıyıya, özü cennete vuran çocuk! Ey bütün uyuyan vicdanlara bir anda kendini hatırlatan, hatırlattıklarıyla kahrettiren kahraman çocuk! Ey bu mazlum ümmetin kıyıya vurmuş kaderi! Ey bu Millet-i İslam'ın gözleri önündeki fecaat, yürekleri ucundaki keder, sineleri özünde kanayan yara!
Arkandan, ibretten dağlar bıraktın görene, başını kaldırıp da görebilene! Arkanda insanlığını yeniden hatırlama "ihtimali" olan bir "garip" insanlık bıraktın… Yine arkanda kalbi uyuşmuş, beyni uyuşmuş, gönlü kokuşmuş, gözlerine gafletten perdeler, yüreğine günahtan setler örülmüş bir ümmet bıraktın…