0
Sırrı Süreyya Önder kuşkusuz bir fenomen. Hakkını vermek lazım.
Yetim büyümüş olması. Muhafazakar üsluba sahip "Anadolu solculuğu," hapis yatmış olması onun insanımız tarafından "tutulmasına" sebep oldu.
Çünkü mağdur olmuştur. Devlet kimi mağdur etmişse halk ona destek vermiştir çoğunlukla. Yeter ki doğru anlatılsın. Yüreklere dokunsun.
Önder'in de samimi ve içten üslubu yeterince iyiydi sempati toplaması için. Espriliydi, hazır cevaptı, solcuydu ama halkın dilini ve dinini aşağılamıyordu. Ailesinde nurcu vardı, CHPli vardı, Kürt kentinde büyümüştü ama sözde "Türkmen"di ve bunu sıkça vurguluyordu.
Onu herkes sevdi. Dindar, laik, beyaz Türk, fakir, zengin, İslamcılar, Kürt solu, herkes ama herkes.
Onun bu sempatik yapısı ve üslubu okumuş ve birikimli olmasıyla birleşince klasik inşaat işçiliğinden sinemaya giden Yeşilçam filmlerinin senaryosuna uygundu zaten.
Kısa sürede baktık ki senarist, gazeteci, köşe yazarı, televizyon programcısı, film yapımcısı, film yönetmeni ve nihayet politikacı ve "barış elçisi" oldu.
Çok hızlı yükselen bu başarı grafiği onu Türkiye'de en çok konuşulan politikacı konumuna taşıdı. Kürtlerin "barışelçisi" oldu adeta.
Kürtlerin bu sempatisini "GeziAyaklanmasında" Erdoğan ve Ak Parti karşıtlığına dönüştürmek istedi. Ancak başaramadı.
Hatırlanacağı gibi Gezi Kalkışmasına Kürtler destek vermediler. Ancak daha sonra Ahmet Türk, Cemil Bayık ve Abdullah Öcalan bu konuda Kürtlerin hata yaptığını söylediler. (http://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/08/130828_cemil_bayik_3_gezi_cemaat)
Sırrı Süreyya Önder'in hemen "durumdan vazife çıkarıp" adeta öncülük ettiği Gezi olaylarına Kürtler dahil edilemedi.
Ancak Ak Parti ve Erdoğan'ın gitmesi için "asgari müşterek" arayışları sürdürüldü. Beyaz Türklerin, Cumhuriyetin başından beri sermayeye yön verenTüsiad ve ona yakın basın çevrelerinin, ülkücülerin, ulusalcı sosyalistlerin ve PKK-BDP'li Kürtlerin bir araya nasıl geleceğini hesapladılar ve HDP ortaya çıktı.
HDP'nin en büyük sloganı ve oy toplama aracı "Seni Başkan Yaptırmayacağız" söylemiyle özdeşleştirilen "anti Tayyipçilik"ti.
Normalde yerel yönetim yasası ile yapılan çeşitli iyileştirmelerden anlaşılacağı gibi başkanlık sistemi en çok Kürt siyasetinin istemesi gereken bir şeydi. Ama 7 Haziran seçimlerinden sonra eğer Kürt siyaseti ve Ak Parti birlikte hareket etme şansı yakalamış olsalardı muhtemelen başta Anayasa değişikliği olmak üzere bir çok demokratik iyileştirme de yapılabilirdi.
Ancak bunu gören Türkiye'nin "derin ulusolculuğu" Kürtleri "AntiTayyipçilik" konusunda örgütlemeye çalıştı.
Bu proje Türkiye'nin kaymağını yiyen ve Anadolu'yu sömürge alanı gibi gören kapitalist çevrelerin projesiydi aslında. Çünkü Özal ile başlayan ve Erdoğan ile devam eden "Türkiye'nin Anodolulaştırılması" ve"İstanbul Dükalığı"ndan kurtarılması projesi onların pasta payını tehdit eden bir hareket idi.
Bunun için en büyük potansiyel muhalefet Kurt muhalefetiydi. Sırrı Süreyya Önder'in öncülüğünde Gezi Kalkışması'nda başarılamayan bu iş yine aynı kişinin önderliğinde bir anlamda 2. Gezi Kalkışması olan BDP'ninHDP'leştirilmesiyleKürt Muhalefeti yumuşak bir geçişle katı bir "Anti Tayyipçiliğe" dönüştürüldü.
Bu defa proje tutmuştu. Hatta "İslamcı Kürtler" de bu muhalefete katılmış oldu. Ama ne Kürt Solu ne de Kürt İslamcılığı buradan Kürtlerin ne tür bir kazanım elde edeceğini hesaplamamış gibiler.
Olan şey Kürt halkının yaşam tarzının tekrar 1990'ların savaş ve çatışma döneminin şartlarına dönmüş olmasıdır. Defalarca silahlı dönemin bittiğini bizzat PKK veAbdullah Öcalan açıklamış olmasına rağmen BDP'ninHDP'lileştirilmesiyle şiddet dilinin ve çatışma ortamının içine sürüklenmiş olması varılan tek somut sonuçtur.
Kürtlere barış-çözüm sürecini başlatan Ak Parti'yi "art niyetli düşman" diye tanıtıp onları kendisine uygulanan en sert asimilasyon politikaların mimarı olan CHP'nin kucağına atmak Kürt siyasal muhalefetinin Cihangir solculuğuna dönüştürülmesinin yanı sıra kendisini tanımayı bile reddeden devlet anlayışına tekrar mahkum etmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Erdoğan'ı veya Ak Parti'yi eleştirebilirsiniz. Hataları vardır doğrudur. Ancak zerre insaf sahibi birinin şu soruyu da sorması gerekmez mi?
Diyelim ki Ak Parti ve Erdoğan etkisizleştirildi. Acaba CHP'nin Kürtlerin temel hak ve özgürlükler konusunda ve demokratik bir cumhuriyet rejimi konusunda daha iyi şeyler yapacağının bir tek işareti ve referansı gösterilebilir mi?
Öyle görünüyor ki Sırrı Süreyya Önder adeta gizli bir el tarafından desteklenir gibi Kandil, İmralı, HDP, Gezi Ayaklanması girişimleriyle ve görevlendirilmesiyle Kürtlere siyaset koçluğu yapmış ve onları Cihangir solculuğuna dönüştürmüştür.