Yüzyılın ilk çeyreği, insanlık tarihinin en yoğun kriz dönemlerinden biri olarak kayda geçiyor. Ukrayna’dan Gazze’ye, Myanmar’dan Sudan’a, İran’dan Afrika’nın çeşitli bölgelerine kadar dünyanın pek çok yerinde savaşlar, iç çatışmalar, terör saldırıları ve devlet baskıları sürüyor. Her yıl yüz binlerce insan hayatını kaybediyor; milyonlarca kişi yerinden ediliyor.
Ancak dikkat çekici olan, bu ölümlerin artık küresel kamuoyunda eskisi kadar güçlü bir yankı bulmaması. Bir zamanlar bir katliam haberi dünya gündemini haftalarca meşgul ederken, bugün benzer haberler birkaç saatlik sosyal medya dolaşımının ardından görünmez hâle gelebiliyor. İnsanların kriz ve şiddet haberlerine karşı gösterdiği duygusal tepki giderek azalıyor. Bu durum, literatürde “küresel duyarsızlaşma” olarak adlandırılıyor.
Psikoloji literatüründe “compassion fatigue” (merhamet yorgunluğu) olarak ifade edilen bu olgu, özellikle sürekli travmatik içeriklere maruz kalan toplumlarda empati kapasitesinin zayıfladığını ortaya koyuyor. Duyarsızlaşmanın en tehlikeli yönü ise fark edilmeden ilerlemesi. Dijital çağda acılar eş zamanlı olarak milyonlara ulaşırken, yoğunluk bilginin değerini artırmak yerine sıradanlaştırabiliyor. Sürekli akan kriz görüntüleri, insan zihninde bir “duygu eşiği” oluşturuyor. Bu eşik yükseldikçe daha büyük trajediler bile beklenen etkiyi üretmeyebiliyor.
Bu tablo, çağımızın en ciddi ahlaki sorularından birini gündeme getiriyor: Krizler artarken neden vicdani refleksler aynı oranda güçlenmiyor? Küresel duyarsızlaşma, yalnızca başkalarının acısına değil; insanlığın ortak ahlaki zeminine yönelik bir aşınmayı işaret ediyor olabilir mi?
Bu haftaki analiz dosyamızda konu ile ilgili alanlarda öne çıkan akademik makaleler eşliğinde bu soruya hep birlikte cevap arayacağız.

KÜRESEL SORUNLARIN ÇOK BOYUTLU YAPISI
Küreselleşme ekonomik entegrasyonu artırırken eşitsizlikleri de derinleştirdi. İsmail Kitapçı’nın çalışmasında vurguladığı üzere 21. yüzyılın sorunları birbirinden bağımsız değil; iç içe geçmiş çok katmanlı krizler şeklinde ilerliyor.
Başlıca küresel sorunlar şu şekildedir diye sıralıyor Kitapçı: -Gelir adaletsizliği ve derinleşen yoksulluk -Küresel finans krizleri ve ekonomik kırılganlık -Yolsuzluk ve kurumsal güvensizlik -Çevresel yıkım ve iklim krizi -Zorunlu göç ve kitlesel yerinden edilme -Terör olayları ve güvenlik tehditleri -Küresel sağlık krizleri.
Gelir dağılımındaki uçurum arttıkça siyasal istikrarsızlık tetiklenmekte; siyasal istikrarsızlık göç dalgalarını büyütmekte; göç ise yeni toplumsal gerilimler üretmektedir. Bu gerilimler radikalleşmeye ve güvenlik krizlerine zemin hazırlamaktadır. Krizler birbirini besleyen bir zincir oluşturmakta ve dünya sürekli bir “olağanüstü hâl” atmosferine sürüklenmektedir.
Ayrıca bu mesele yalnızca ekonomik değildir; aynı zamanda ahlaki bir boyuta sahiptir. Servetin küçük bir azınlığın elinde toplanması, adalet duygusunu zedelemekte; adalet duygusu zayıfladığında ise toplumsal dayanışma çözülmektedir. Dayanışma çözülünce insanlar yalnızca kendi krizine odaklanmakta, başkasının acısı uzak ve soyut bir olgu hâline gelmektedir.

ULUSLARARASI SİSTEMİN KRİZİ: YAKLAŞAN KÜRESEL ANARŞİ
Soğuk Savaş sonrası kurulan liberal uluslararası düzen, özellikle 11 Eylül sonrasında güvenlik merkezli bir yapıya evrildi. Ancak bugün bu düzen ciddi bir meşruiyet ve işlev krizi yaşamaktadır.Uluslararası kuruluşların etkisizleşmesi, ABD merkezli tek kutuplu yapının zayıflaması ve çok kutuplu bir sistemin belirginleşmesi, uluslararası dengelerini sarsmakta ve “Küresel Yönetim Krizi” ortaya çıkmaktadır.
“Güç kaymaları” Asya’ya doğru ilerlerken Ukrayna, Gazze ve Tayvan gibi bölgelerde jeopolitik gerilimler artmaktadır. Sosyal medya ve dijital platformlar ise algı savaşlarının ana cephesi hâline gelerek “kriz algısını şekillendirebilme” potansiyeline ulaşmıştır. Bu ortamda insani krizler çoğu zaman jeopolitik hesaplara göre değerlendirilmektedir. Müdahale edilecek kriz ile görmezden gelinecek kriz arasındaki fark, çoğu zaman stratejik çıkarlara bağlıdır. Bu durum “seçici duyarlılık” algısını güçlendirmekte ve küresel adalet fikrini zedelemektedir. Adaletin eşit uygulanmadığı bir düzende, duyarlılık da seçici hâle gelmektedir. Bu seçicilik zamanla genel bir güvensizlik ve kayıtsızlık üretmektedir.

KÜRESEL DUYARSIZLAŞMA: PSİKOLOJİK VE TOPLUMSAL BİR SORUN
Sürekli kriz ve şiddet haberlerine maruz kalmak, bireylerde savunma mekanizmaları geliştirir. İlk aşamada şok ve empati ortaya çıkar; tekrar eden maruziyet alışmaya; süreklilik ise duygusal geri çekilmeye yol açar. Sosyolog Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramı, insanların sürekli değişen gündem karşısında kalıcı bir etik pozisyon geliştirmekte zorlandığını ifade ediyor.Bugün bir trajedi gündemin merkezindeyken, ertesi gün yerini başka bir krize bırakmaktadır. Bu hızlı dönüşüm kolektif hafızayı zayıflatmaktadır. Psikolojik açıdan “öğrenilmiş çaresizlik” kavramı da önemlidir. Birey küresel ölçekte yaşanan trajediler karşısında hiçbir şey yapamayacağını düşündüğünde zihinsel olarak geri çekilir. Bu geri çekilme bilinçli bir kayıtsızlık değil; kendini koruma refleksidir. Ancak yaygınlaştığında toplumsal duyarsızlaşmaya dönüştüğünü dair kanılar bulunmaktadır.

MEDYA, SOSYAL AĞLAR VE ALGILARIN YÖNETİMİ
Medya yalnızca haber vermez; hangi olayın önemli olduğunu belirler. “Gündem kurma” teorisine göre medya, kamuoyunun ne düşüneceğini değil; ne hakkında düşüneceğini belirler. Algoritmalar ise kullanıcıları filtre balonlarına hapseder; insanlar yalnızca kendi görüşlerini destekleyen içeriklerle karşılaşır. Hız çağında derinlik geri plana itilmiştir. Kriz haberleri çoğu zaman bağlamından koparılmış kısa görüntüler şeklinde sunulur. Oysa bağlam kaybolduğunda insan hikâyesi de kaybolur. Soyutlaşan acı kalıcı bir vicdani karşılık üretmez. “Görünmeyen trajediler yaşanmamış gibi algılanır. Görünenler ise kısa sürede unutulur.”

RAKAMLAR VE KÜRESEL SESSİZLİK
ACLED (Armed Conflict Location & Event Data) verilerine göre 2025 yılı içinde insan kaynaklı şiddet olaylarında hayatını kaybedenlerin sayısı 240.000’i aşmış ve bu rakamlara doğal afetler ve kazalar dahil değildir.
En fazla ölümün yaşandığı bölgeler arasında Rusya-Ukrayna Savaşı, Gazze-İsrail Çatışmaları, Myanmar İç Savaşı, İran’daki protestolar ve Afrika’daki etnik çatışmalar bulunmaktadır.
Ancak sosyal psikoloji araştırmaları göstermekteriyor ki sayılar büyüdükçe empati azalabilmektedir. İnsan zihni tekil bir mağdura karşı daha güçlü tepki verirken, büyük istatistikler soyut kalmaktadır. Oysa her rakam bir insanı, bir aileyi, bir hayatı temsil etmektedir.
“Rakamlar arttıkça hikâyeler, empati kaybolmaktadır.”

UZMAN GÖRÜŞLERİ VE SÖYLEMİN GÜCÜ
Medya sektöründe yaygın görüşlere göre “Şiddet yeni normal hâline geldikçe empati azalıyor. Bu da küresel politikayı etkiliyor.”
Ayrıca bu durumun bir de uluslararası anlamda da farklı boyutları ortaya çıkıyor ve evriliyor. “Bir olaya ‘katliam’ mı yoksa ‘terörle mücadele’ mi deneceği, halkın tepkisini belirler.”şeklinde önemli sonuçlara ulaşılan Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler alanı, “Dil nötr değildir. Bir olayın nasıl adlandırıldığı, kamuoyunun ahlaki konumlanışını belirler.” diyerek algı ve dil arasında önemli bir noktaya dikkat çekiyor. Söylem, gerçekliğin algılanış biçimini şekillendirir. Bu nedenle sorumlu bir dil kullanımı, duyarlılığı canlı tutmanın en temel araçlarından biridir.

SONUÇ: DUYARSIZLIĞIN BEDELİ
Küresel duyarsızlaşma yalnızca bireylerin değil; devletlerin ve kurumların da krizlere müdahale kapasitesini düşürmektedir. Bunun sonuçları birçok şekilde sıralanabilmektedir; İnsan hakları ihlallerinin normalleşmesi, Uluslararası hukukun zayıflaması, savaş ve baskıların sıradanlaşması, toplumsal empati kapasitesinin aşınması.
Duyarlılık zayıfladıkça normlar aşınır; normlar aşındıkça şiddet daha kolay meşrulaşır. Sessizlik zamanla rızaya dönüşüyor. Bu nedenle mesele yalnızca başkalarının acısına üzülmek değil; insanlığın ortak ahlaki zeminini korumaktır. Sürekli kriz atmosferi, insanlığı yavaş yavaş alışmaya, ardından sessizleşmeye sürüklüyor. Küresel duyarsızlaşma, çağımızın görünmeyen ama en tehlikeli krizlerinden biri haline geliyor. Bu durum kader değildir. Ancak bu sessizlik sürerse, bir gün herkesin sesi duyulmaz hâle gelebilir.
KAYNAKÇA /İncelenen, Yararlanılan Kaynaklar: Kitapçı, İ. (2017). Günümüzün Önemli Küresel Sorunları Üzerine Bir Değerlendirme. PESA Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi. Akgün, B. (2023). Yaklaşan Küresel Anarşi. Tezkire Dergisi. ACLED – Armed Conflict Location & Event Data Project: acleddata.com. Üsküdar Üniversitesi Etkileşim Dergisi – Medyada Duyarsızlaşma Üzerine, ResearchGate – Sosyal Medya Algısı ve Kriz Yönetimi. AP News – Pakistan’da Artan Terör Saldırıları




