0
Eski Çinliler birine kızdıkları zaman şöyle beddua ederlermiş: "Seni ilginç zamanlarda yaşayasıca seni!". Çetin ve bir o kadar da ilginç zamanlarda yaşıyoruz. Hem memleketimizde hem de dünyanın geri kalanında fitne günlerini idrak ediyoruz. Afetler, katliamlar, salgınlar, açlık, yoksulluk, ahlaki dejenerasyonlar artık sıradanlaştı hayatlarımızda. Ne acı ki; dünyada yaşanan en badireli haller ve zulümler de Müslüman toplumların başına gelenlerdir. Son 65 yıldır Keşmir, Doğu Türkistan ve Filistin'den başlayarak İslam coğrafyası kana bulandı. İnsanlık/İslam tarihi boyunca böyle karanlık zulüm dönemleri elbette oldu ancak o dönemlerde Müslümanların her dönemde bir peygamberi-lideri-halifesi vardı ve iyi kötü bir birlik mekanizmaları mevcuttu. Oysa son 90 yıldır bundan yoksunuz. Önceki yazılarımda bu duruma sıkça temas ettiğim için detaya girmek istemiyorum.
Bu karanlık ızdırap günlerinde 57 İslam ülkesi arasından Türkiye bir güneşgibi parıldamaya başladı. 1969'da merhum ERBAKAN Hoca'nın başlattığı hareketle Hak ve Adaletin güneşi bulutların ardından kendini gösterdi ve yaklaşık 250 yıllık geriye gidiş, yaklaşık 50 yıllık İslam Birliği'nde inkıta dönemi son bulmaya başladı.Türkiye önceki adıyla İslam Konferansı teşkilatına etkili bir üye oldu ve açıkça ifade edersek ülke yeniden asli ve hakiki eksenine oturmaya başladı. Zaman-ı evvelinde Kudüs için toplanan bir konferansta bir gayretli Arap Müslümanın Türk bayrağı asmasından rahatsız olup, hemen İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na özür üzerine özür gönderen Türkiye Cumhuriyeti, gün geldi tamamı en büyük İslam ülkelerinden oluşan D-8 isimli birliği kuracak duruma geldi. Bu tamamen bir zihniyet evrilmesi olarak Allah'ın lütfudur.
ERBAKAN'la başlayıp, kısmen ÖZAL ile ilerleyen bu eksen değişmesi, mevcut Başbakanımız ERDOĞAN'la zirve yaptı. ERDOĞAN, temkinli, tedbirli ve çekingen başlayan ilk dönemin ardından bölge ve dünya siyasetinde fikrini ve kendini bariz bir biçimde hissettirdi. Tabiri caizse Başbakan, emperyalist fincancı katırlarını ürküttü, zehirli arı kovanına çomak soktuve tam tabiriyle bizim bakir ve münbit coğrafyalarımızı asırlardır pervasızca sömüren; kan ve gözyaşı gölüne çeviren dünya egemenleri canavarların KUYRUĞUNAbastı.Attığı somut adımlarla bunu yaptığı gibi sözleriyle de pekiştirdi. Davos'ta ırkçı emperyalizm Siyonizm'in bir numarası Perez'i paçavraya çeviren konuşma bardağı taşıran son damla oldu. İşte o günden ve Mavi Marmara katliamı ile uluslararası kamuoyunda zor durumda kalarak özür dilemek zorunda kalmasından bu yana dünya siyonizmi bu durumu bir KUYRUK acısı olarak algıladı ve ERDOĞAN'ı hedef tahtasına oturttu. Onlarca kez farklı formlarda ifade ettik ki Gezi olayları asla bir tesadüf değildi. Hedef ERDOĞAN'ı devirmek, bu mümkün olmazsa sarsmak ve adeta mesaj vererek terbiye etmekti. Ama bu menfur gayeye Allah'ın yardımı, Başbakanın dirayetli, şevketli ve tedbirli liderliği ve imanlı halkımızın sağduyusu sebebiyle ulaşamadılar.Bunu başaramayınca da bizim coğrafyamızın Türkiye'den sonra 90 milyonluk genç nüfusuyla, jeo-stratejik konumuyla ve tarihiyle her bakımdan amiral gemisi olan Mısır üzerine kirli-kanlı ve karanlık bir oyun oynadılar. Halkın iradesi ve adil seçimler sonucu iktidara gelen Müslüman Kardeşleri hunhar bir darbe ile yönetimden ıskat ettiler. Kafirlerin bile planlayıp uygulayamayacağı cinsten vahşi katliamlar yaptılar.Bu şenaat ve denaatleri de içeride kendilerine KUYRUK sallayan işbirlikçileri ile yaptılar. Kendilerine yardım ve yataklık yapan bu hain askerler oysa 90 yıldır Müslüman katleden Siyonist çeteye tek bir kurşun sıkmaktan aciz bir biçimde KUYRUKLARINI bacaklarının arasına kıstıran korkaklar güruhudur.
Tüm bu olumsuz gidişata, akan kana, ağlayan masumlara rağmen izzetli, onurlu ve vakarlı Müslümanlar asla geri adım atmıyorlar. Bu bir cephedir aynı zamanda ve bu cephenin komutanlığını da ERDOĞAN yapıyor. Asla hak bildiği istikametten ayrılmaksızın bu zalimleri deşifre ediyor ve üzerine üzerine gidiyor. ERDOĞAN, adeta bu vahşet ve cinayet canavarının kuyruğunu yakaladı. Bir Afrika atasözü: "Leoparın KUYRUĞUNUtutma,tutarsan da asla bırakma"der. Şimdi bizim beklentimiz, umudumuz ve duamız Başbakanın tuttuğu bu kuyruğu asla bırakmayarak bu kan içici vahşi canavarı tarihteki atalarının yanına göndermesidir. Bu alınan posizyon bırakılır, bu tutulan kuyruk bir an olsun bile bırakılırsa sonuç hem Başbakan hem de İslam dünyası için hiç de hoşolmayacak.
İKİDOĞU ve İKİBATI'nın Rabbine emanet olun…