0

Kelimelerin konuluş anlamları zamanın şartlarına ve insanların algı seviyelerine, hatta gizli projelerini empoze etme amacına göre değişiklik gösterebilir, tedavülde olan kullanımından farklı anlamlar içerebilir.

Kavramlar üzerinde düşünürken ip cambazının hareketleri gibi hassas dengelerle birlikte hareket edildiğinin göz ardı edilmemesi gerekir. Yani ipin üzerinde yürümek için gayret sarf eden cambazın, hem ipin üzerindeki yürüyüşüne, hem de dengesinin tam olmasına dikkat etmelidir. Bir anlık hata cambazı ipten düşmesine, hayatı ile ödemesine neden olabilir.

Siyasetçiler, akademisyenler, hukukçular, "laiklik" kelimesini yıllardır tartışıp durdular. Birçok kurum ve kuruluşlar da hakikatini kavramadan bu tartışmalara alet olup gittiler.

Bir bakıma rant sağlamak için acıkınca yenilen, helvadan yapılmış putlara dönderdiler.

Gücü elinde bulunduranlar, kavramlara da kendi istekleri anlamları yüklediler.

Asıl mesele kelimenin ne olduğu değil, yüklendiği anlam ve ne amaçla kullanılacağıydı.

Bir bıçak gibi, bir silah gibi düşünebiliriz "laiklik" kavramını. Bunlar bir sokak serserisinin eline verilirse anarşi çıkartır, can alır, ölümler saçar. Aynı aletler bir doktorun eline verilirse bir güvenlik görevlisinin eline geçerse, toplumun huzurunu sağlar, güvenliği getirir.

Kimisi bu kelime ile Müslümanları dizayn etmek için uğraştı, din düşmanlığı için kullandı. İnananların dini değerlerine saldırdı.

Kimisi de aynı kelime ile insanların hak ve hürriyetlerini iade etti, hangi dinden olursa olsun, hangi kültürden olursa olsun, tam bir özgürlük getirdi. İnsanları din ve vicdan hürriyetine kavuşturdu.

Demokrasi gibi, İnsan Hakları gibi, Özgürlükler gibi, bir kavram aslında bu kelime. Ne amaçla kullanılırsa, kullanıldığı amaca göre hizmet eder.

Emperyalist ülkeler dünyanın mazlum halklarını demokrasi getireceğiz diye, özgürlükler getireceğiz diye, insan haklarını ikame edeceğiz diye istila ettiler. Sömürdüler, kana buladılar, anarşi ve kaosu getirdiler ve hala da getirmeye devam ediyorlar.

En bariz ifade ile "cihat" kavramı gibi. Akademisyenler, bir ömür boyu cihat kelimesini tartışıp durdular. Cihat "offensive" (saldırı) amaçlı mı, yoksa "defensive" savunma amaçlı mı olmalıdır diye. Oysa işin hakikatine bakılırsa. Bütün İslam ülkeleri, Batılı Emperyalistlerin modern yöntemleri ile değerlerinden kopartılmışlar, özgürlükleri ellerinden alınmışken böylesi bir tartışmanın yapılması kadar boş bir işle iştigal olamaz.

Bu tartışmalara girmeden önce, yapılması gereken acil iş, İslam ülkelerinin yeniden özgürlüklerini sağlamak, birlik ve beraberliklerini kurmak, yeraltı ve yerüstü değerlerinin iç ve dış düşmanların sömürüsünden kurtarmak olmalıdır.

Tam özgürlük sağlandığı zaman, ülkesini ve milletini kendi başına koruyabilecek güce ulaşıp, eğitim, sağlık ve güvenlik tam olarak sağlandığı zaman, bu tür kavramların tartışılması bir anlam ifade edebilir.

Şu anda kavram tartışmalarının sadece sömürgecilerin, emperyalistlerin, ülkemizi ve milletimizi parçalamak için her türlü sinsi plana başvurmuş iç ve dış düşmanların ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramaz.

Bakın bunun en güzel örneğini terörist örgüt PKK vermekte. Çıkmışlar laiklik savunuculuğuna girmişler. "Laikliğin koruyucusu biziz" diyorlar.

Ülkeyi parçalamak için dış güçlerle işbirliği yapanlar da aynı şekilde "biz laikliğin koruyucusuyuz" derken bu hassas kavram üzerinden rant devşirmek isteyen zümrelere fırsat verilmemelidir.

Allah aşkına feraset sahibi olmak zorundayız.

Müslüman ferasetle hareket eder, yarını bugünden görmeye çalışır, etrafında dönen oyunların farkında olur. Düşmanın bin türlü tuzaklarına alternatif taktikler geliştirir.

Şimdi asıl yapılması gereken bu kavramı birilerinin tasallutundan kurtarıp, hak ettiği anlamın yüklenilerek, uygulamaya konulmasıdır.

Herkesin kendine göre bir laiklik anlayışından, herkesin aynı tanımı anlayabileceği bir tanımlamaya varmanın zamanı da gelmiştir.

Kimse bu kavramla bizim içişlerimize karışmaya cüret etmeye kalkışmamalı, ülkemizin birlik ve beraberliğine saldırmaya cesaret edememeli.

Önce bölük pörçük olmuş ümmetin tek umudu olan ülkemizin tam iktidar olması, etrafımızı sarmış sırtlanlara karşı tek vücut olabilme mücadelesinden başarıyla geçmektir. Kelimelere takılıp asıl yapılması gereken hedeflerden uzaklaşılmamalıdır.

"Son umudu" kavramlara kurban edemeyiz. Feraset lütfen...