Önce Furkan Bölükbaşı’nın, ardından Ferhat Murat’ın ifşalarıyla gündeme gelen gazetecilerin 100 bin lira karşılığı, AHBAP’ı aklama iddiaları, muhafazakâr basının müstesna isimlerine dokunacağından bizim mahallede yeterince yer bulamıyor.

Deprem yardımlarının, insanlarımızın merhametinin, dünya hırsına mağlup olmuş vicdansızlar tarafından nasıl metalaştırıldığını, acıma duygularının nasıl ticarileştirildiğini gözler önüne seren acı gerçekler gözlerimizin önünden film şeridi misali geçip gidiyor.

2023 deprem felaketi, asrın felaketi olmasının yanı sıra milletimizin dayanışma ruhunun, Anadolu irfanının, Türk milletinin asaletinin tecelli ettiği imtihan meydanıydı.

Devletimiz bütün imkânlarıyla sahadayken, paralel algı merkezi ihdas ederek kendilerini devlete muadil göstermeye çalışan "Devlet yok, AHBAP var" naraları atan yapıların ortaya koydukları performans malumunuzdur.

Gazeteci Ferhat Murat’ın Habertürk ekranlarında dile getirdiği "AHBAP’ı denetledim, hiçbir şey yokmuş, tertemizmiş dedirtmek üzere bana 100 bin TL teklif edildi" sözleri, şimdiye kadar gizlenmiş hakikati alenen ortaya koymuştur.

Sadece Ferhat Murat değil; Erem Şentürk’ün, benzer örtülü mesajlarla, yüksek meblağlarla susturulmak istendiğini, gelen teklifleri elinin tersiyle ittiğini beyan etmesi, meselenin münferit hadise olmadığını gösteriyor.

AHBAP’a yapılan yardımların nereye gittiğini gizlemek, para trafiğini görünmez kılmak, yapılan, yapılmakta olan gayrı meşru işleri aklamak üzere para almak tek kelimeyle rezalet, tek kelimeyle felaket…

Parçalanmış bedenler henüz enkaz altındayken, kalemini, klavyesini üç kuruş paraya satanların, hayır kisvesiyle sergiledikleri hayasız tahrifat, muhafazakâr basın camiasının tarihine temizlenmesi bin yıl sürecek kara leke misali yapışmış kalmıştır.

Gazeteci Nedim Şener’in, "Kim bu gazeteciler, ortaya çıkarılmalı" sorusu cevaplanabilecek mi?

Şaibe temizlenmediği, ihanet kumpasının failleri tek tek ifşa edilmediği sürece mesleğini namusuyla icra eden her kalem zan altında kalmaya devam edecektir zira…

Diğer taraftan Enver Aysever’in, "Eğer o gün adımı atsaydı belki bugün yaşananlar seneler öncesinden halledilmiş olacaktı, savcılığa gidilmeli…" çıkışı karşılık bulabilecek mi?

Evet; adaletin tecellisi, şüphenin izalesi, kul hakkının muhafazası adına mesele adliye koridorlarına taşınmalıdır.

Rezaleti geçmişteki usulsüzlüklerle eşitleyip ‘Ötekinin defosu’ üzerinden kendi cenahının cürmünü hafifletmeye çalışanlara, görmezden gelenlere başkasının günahıyla kimsenin ayıbının örtülemeyeceğini hatırlatmak gerekiyor.

Para karşılığında tweet attırılan, ajans tezgâhlarında aklama bültenine dönüştürülen gazetecilik mesleğini siyasi yelpazenin neresinde olduğuna bakmaksızın şaibeli isimlerin elinden kurtarmak herkesin görevi olsa gerektir.

Sorgulanamaz kılınmak istenen, dokunulmazlık zırhına büründürülen hayır kurumlarının arkasındaki karanlık para trafiği bağımsız denetim aldatmacalarıyla gizlenemeyecek boyuttadır.

Sarsılan güven müessesesini yeniden ihya etmek, kalemin namusunu müdafaa etmekten geçmemekte midir?

Merhamet ticareti yapan simsarlar, para karşılığı vicdanını satan kalemler yargı önüne çıkarılarak kamuoyu nezdinde hak ettikleri akıbetle baş başa bırakılmalıdır.