0

Türkiye'de, eğitim-öğretim faaliyetlerinin yerçekimsiz ortamda yapılabileceğini düşünenler var. Belki de bu yüzden ısrarlı bir biçimde mekandan, mahalden, bağlamdan kopuk bir eğitim-öğretim faaliyeti uzun süredir arzı endam ediyor.

Sonuçları itibariyle büyük bir soru haline gelen eğitim sistemimiz bir cevap üretme kapasitesinden yoksun. Tanzimat'tan bugüne 150 yıllık hikaye hep aynı. Hatta bu süre zarfında meseleyi dert edinme noktasında geriye düştüğümüz bile söylenebilir.

Türkiye'de genç, dekorda iyi duruyor. Söyleme parlaklık katıyor. Spor salonlarında etkili bir kalabalık; ama o kadar! Onların eğitimine sıra gelince elde avuçta ne kadar ezber, şablon varsa piyasaya sürülüyor. Ülkenin geçmiş müktesebatından kopuk gelecek tasavvurundan yoksun yüzeysel bir iki tekerlemenin ve sloganın içine sıkıştırılmış her şey.

Daha vahim olanı ise gerçekle temasın kopması. Gerçek, kaçınılarak, görmezden gelinerek, kayıtsızlık ile yanından geçip gidilerek arkada bırakılıp etkisi, tesiri ortadan kaldırılacak bir şey değil. Tanzimat'tan daha geriye düştüğümüz nokta da tam burası esasında. Hiç değilse o günlerde Batı'nın education mefhumuna karşı maarif'i çıkarabilmişiz. Batı'nın zihin dünyasının dışında farklı öncül ve önermelerle bir meydan okuma/cevap verme kaygısı ile harekete geçebilmişiz. Dönemin fikir adamları tartışmalar yürütmüş. Bir dinamizm, bir kıpırtı var. Bunu o dönemin metinlerine baktığınızda da rahatlıkla görebiliyorsunuz.

Bugün ise başta üniversiteler olmak üzere ilgili ilgisiz, yetkili yetkisiz zevat ile bir dünya STK-MEB'i anmıyorum bile!- üzerlerindeki ölü toprağını atabilmiş değiller. Arayış içinde olanlar ise kaybettiklerini nerede bulacaklarını bilmiyorlar.

İşte tam da böylesi bir vetirede Doç.Dr.Mustafa Gündüz'ün Doğu Batı Yayınları tarafından yayımlanan "Maariften Eğitime" isimli kitabıyla karşılaştım. Mustafa Hoca Yıldız Teknik Üniversitesi'nde akademisyen. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e eğitim üzerine pek çok kitabı ve yayımlanmış makalesi var. Kitaba yazdığı önsözü okuyunca yıllardır yazıp dile getirmeye çalıştığımız bu ülkenin yakıcı sorunlarının başında gelen eğitim meselesine benzer bir farkındalık ile baktığımızı gördüm. Mustafa Gündüz'ün meselenin esasına ilişkin yapmış olduğu tespitleri, mevcuda dönük eleştirileri bu ülke için bir kazanç. Eğitim Bilimleri alanında yaşanan kuraklık dikkate alındığında eğitim üzerine çalışan Mustafa Hoca gibi bir akademisyenin varlığı önemli.

Rahmetli Vedat Okyar tatsız tuzsuz geçen bir maçı yorumlaması için mikrofon kendisine uzatıldığında "Keçiboynuzu yemek" gibi derdi. Eğitim sistemimiz bize 150 yıldır keçiboynuzu yediriyor. Araçların gelişmişliğini konu ediyoruz lakin amaçsızlığımızı dert eden yok. Bu kadar araçla bu kadar insanla biz ne yapıyoruz Allah aşkına?, diye soran yok. Arayışlarımız var kuşkusuz. Mustafa Gündüz'ün ifadesiyle "Aranan şeylerden birisinin maarif olduğundan şüphemiz yok ama defnedildiği yeri bilen yok!".

İdeolojik-politik konumlanışın konforlu dünyasından yüzeysel ve içeriksiz tekerlemeler dizerek, bir takım teknik düzenlemeleri abartarak ve düzeneğin kendisini "sihirli değnek" olarak kodlayarak memleketin "Maarif Davasını" hallettiğini sanan bir pratikle karşı karşıyayız. Verili sistemin mantığını, kurgusunu sorgulamaktan aciz bu tutumun neyi yitirdiğinden ve dolayısıyla neyin talibi olduğundan bihaber olmasında yadırganacak bir durum yok. Tarihe yeniden girmenin konuşulduğu bu günlerde kendi tarihsel tecrübesini, kök değerlerini ve mevcut dünyanın dinamiklerini okuyamayan bu atmosferde kendimize, yitiğimize, müktesebatımıza ve tahayyülümüze yol veren girişimlerin ne büyük önem arz ettiğini ifade etmeye gerek görmüyorum. Bu açıdan mevcudun fetişleştirilmesine yüz vermeden, ayartıcı coşkuya kapılmadan yürünecek yolun, yaşanılacak "hikayenin" zorlu koşullarını hatırlatmaya dönük girişimler heyecan uyandırıyor.

Dost acı söyler sözündeki hikmetten de anlaşılacağı üzere ahvalimizin yakıcılığını açık etme ve hal yoluna koyulması için seferber olma iradesini göstermek gibi bir tavır, "görev ve sorumluluk kaçkınlığının" bunca prim yaptığı bir eşikte, görülmesi, sahiplenilmesi ve derinleştirilmesi gereken bir tavırdır. "Maariften Eğitime" kitabı ile Mustafa Gündüz alanla ilgili olanları hem sorumluluğa hem de nitelik ve derinliğe davet ediyor. Davete icabet olup olmadığını hep beraber göreceğiz.

Twitter: @_aydinali