Tarihi bir şahsiyetten seçtiğim bir kare ile bugünü değerlendirmek istiyorum…

Söz konusu şahsiyet büyük bir devlet adamı ve aynı zamanda ehli hikmet Gazneliler hükümdarı Sultan Mahmut...

Hindistan’a birçok sefer düzenlemiş olan Gazneli Mahmut Hint alt kıtasına İslam’ın yayılması için büyük bir mücadele vermiştir…

Şimdi bunlardan birine şahitlik edelim...

Büyük bir savaştan sonra Hintlileri yenmiş, onlardan ciddi ganimetler elde etmiş… Bu ganimetler arasında bir de Hint ordusundan bir put ele geçirmişler… Hintliler, bu putu geri almak için yüklü bir para teklif etmişler; yirmi batman altın... İnançları gereği bu putu çok önemsiyorlar…

Bu durumda acaba Gazneli Mahmut nasıl davrandı? Gelen teklifi nasıl değerlendirdi?

Görünüşe bakılırsa bu teklife razı değil, çünkü putu yakmak için ateş hazırlamış, inancına uygun hareket ediyor… Fakat danışmanlarından bazıları:

— Yakmamalı, alınacak yirmi batman altınla devletin ihtiyaçları giderilir, hazineye katkı sağlanır, diyor…

Gazneli Mahmut:

— Kıyamet günü Allah’ın herkesin önünde: “Azer ile Mahmut’a iyi bakın, bunlardan ikisi de birdir. Birisi put yontar, öbürü de put satardı.” demesinden korktum.

Şu hesap günü hassasiyetine bakın; ahirete yakıni iman ile dünya arzularına meydan okuyor...

Makyevelist, pragmatist, oportünist bir mantık yok…

Amaca ulaşmak için kirli araçları meşrulaştırmak yok...

Ticarette, siyasette, savaşta hayatın tamamına atılan rabbani format...

Kâr ve zararı... Kazanç ve kaybı... Başarı ve yenilgiyi... Zafer ve hezimeti... Ahiret üzerinden değerlendirmeye almak...

Piyasa kurallarını, Allah’ın kanunlarının önüne geçirmemek...

Sürekli öte dünya kazancımızı, kârımızı öncelemek...

Evet, maddi kazançlarımız, manevi kaybımız olmasın...

Helal kazançta kararlı olmak durumundayız... Kenz ideolojisine, içgüdülerin baskısına boyun eğemeyiz... İşimiz yürüsün de nasıl yürürse yürüsün diyemeyiz...

Çok iyi biliyoruz ki, her yolu mübah görme zihniyeti, yoldan çıkmanın işaretidir… Amaca ulaşmak adına her aracı mubah görme anlayışı, aklın zehirlenmesidir…

Helal, hudud, hukuk, kanaat, ahlâk yoksa elde edilen her şey günün sonunda kişinin hüsranı olacaktır…

En önemli kazanç, temiz kalabilmektir… Kendimiz olabilmektir…

Haksız kazançlarla büyüyenlerin çöküşleri de büyük oluyor…

Meşruiyetimizi, masumiyetimizi koruyarak yaşamak en büyük başarıdır...

Kazanmak yetmez; bu dünyadan göçerken, sonsuzluk yurduna yürürken, önemli olan o gün kazançlı çıkmaktır…

Modern insanın gidişatını görüyoruz; kâr ve kazanç artıyor, ancak insanın kahrı bitmiyor…

Vicdanın yerini algoritma aldı...

Hakkaniyet, helaliyet, insaniyet kalmadı... Fırsatçı, çıkarcı, açgözlü egoistler piyasayı bloke etti…

İbahiye mezhebi revaçta... Fetvalar kırıla gidiyor… Yorumlar uçuşuyor… Fıkıh tepetakla...

İnsan; miyar, mizan, mihenk, kıstas, kriter tanımaz oldu...

Elçi ve ölçü unutulunca insanın ayarı kalmadı...

Hileli, şikeli, kirli, şaibeli işler ve ilişkiler sıradanlaştı...

Bu hile ve hinliklerin sonu haramilik ve haydutluktur…

Bil cümle hilekâr, sahtekâr, riyakâr, açgözlü muhteris kâr limitleri ile övüne dursun, Rabbimizin şu buyruğunu hatırlamak ve hatırlatmak zorundayız:

“Yazıklar olsun, ölçü ve tartı da hile yapanlara.”

(Mutaffifin, 1)

“Ticareten len tebûr / Asla zarara uğramayacak, batmayacak bir ticarette...” (Fâtır, 29) karar kılmak durumundayız…

Hayatı; iman, vicdan ve mizan üzerinden yeniden temellendirmek mecburiyetindeyiz...

Çıkar için değil değerlerimiz için, çizgimiz için var olmalıyız...

Yükselmek, zirvelerde gezinmek önemli değil, istikrarlı ve istikamet üzere yürümektir esas olan...

Evet, kâr, kazanç, başarı, zafer, büyüme denilince ne anlamamız gerekiyor?

Seferin sonunda Allah bizden, biz de Allah’tan razı isek maksat hâsıl olmuştur...

Unutmayalım ki, cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşenmiştir...

Madrabaz, düzenbaz, bukalemun taifesine dikkat edelim...

Zihnimizi çelmesinler...