ARKADAŞIM, dostum, M. Emin Köktaş zihinsel bir devrim gerçekleştirmiştir, kendisini kutluyorum. "Müslüman Zihin Dünyasının Yeniden İnşası Sorunu –Bir Çözümleme Denemesi–" adlı kitabı okuyan arkadaşlar bu tanımlamaya katılacaktır. Nisan 2026'da İnsan Yayınları tarafından yayımlanan bu eser, iki bölümden oluşuyor. Üçüncü bölüm ise; kitabı kapattıktan sonra sizin kafanızda oluşan bölümdür ki; Emin dostum mazur görsün, bence eserin önemli bölümü de budur.

Müslümanların geri kalış sebeplerini ve ona çözümlerin yollarını ararken nasıl yoldan çıktığımızı görüyoruz. Cumhuriyet devrimlerini eleştirirken de ne kadar sığ ve yüzeysel kaldığımızı görüyoruz. III. Selim'in, II. Mahmud'un, Tanzimat'ın ve II. Abdühamit batılılaşmacılığının; cumhuriyet devrimleri tarafından nasıl bu kadar kötü kopyalandığının eleştirilmesi gerekirdi. Osmanlı yenilgilerini askeri bir yenilgi sanıp; koca medrese geleneğine hiçbir katkı yapmayıp medreseyi kenarda atıl bırakarak 1925'te kapanması sağlanmıştır. Ve bugün; medreseyi, tasavvufu, batılı misyonerlerden öğrenip anlatan ilahiyatçı akademisyenleri önümüze koymuşuz. Medrese emsile binadan ibaret. Bugün artık ilahiyat, imam-hatip ve medrese dediğimiz kurumlarla, bir ihya ve inşa olayı gerçekleştirmek mümkün değil.
Eserde Osmanlı'nın Sanayi Devrimini nasıl ıskaladığı uzun uzun anlatılmıştır. Fazla değinilmeyen Coğrafi Keşifleri de Osmanlı ıskalamıştır. Bütün her şeyi askeri başarısızlık ve batılılaşmaya indirgeyen Osmanlı, Coğrafi Keşiflerle gelen sömürgecilik felaketini görememiştir. En az onun kadar önemli; ipek yolları, baharat yollarını nasıl kaybettiğini ve oradan gelen muhteşem zenginliği nasıl kaybettiğini görememiştir.
Aslında bunları yazdıktan sonra, yazılacak şey; buyurun eseri okuyun demek. Ama biz yine de bazı değinilerde bulunalım. Kitabın yarıya yakın ilk bölümü batıdaki sanayi devrimini ve kilise ile verilen çok büyük bir savaşı anlatıyor. Mevcut her gelişme ile Hristiyanlık ve kilise biraz daha yargılanıyor. Seküler hayat ve materyalist düşünce neşvü nema bulmaya ve devrimler olmaya başlıyor. Sonunda kilise her şeyi içselleştirip modernleşmeyi savunuyor, kavga bitiyor ama olan bize oluyor. Osmanlı sorununu bir batılılaşma sorunu olarak algılayan Osmanlı yönetimi ve münevverleri; alttan alta; İslamı, camiyi ve medreseyi hedef almaya başlıyor, ama arka plan anlaşılmadan bizimle ilgili çözümlemeyi anlamak mümkün değil.
Eserin ikinci bölümünde Osmanlı'nın durumu anlatılıyor. Ağırlıklı olarak III. Selim'den günümüze gelen gelişmeler değerlendiriliyor. Osmanlı'nın yenilgisini askeri bir yenilgi zannedip giriştiği faaliyetler uzun uzun örnekleriyle anlatılıyor. İlk iş olarak batıya elçiler gönderilip, onların raporlarına göre, kötü bir taklitçilikle askeri eğitim geliştirilmeye başlanıyor. Bu arada medrese kan kaybetmeye başlıyor. İlk etapta olmasa bile medrese yavaş yavaş geri kalmışlığımızın sebebi sayılır hale geliyor. Cumhuriyet'e kadar medresenin gelişimi için tek bir adım atılmıyor ve Cumhuriyetle medreseler kapanıyor. Batıya gönderilen elçi raporları batılılaşmamızın anayasası oluyor. Ne hazin manzaradır ki Fransa'ya gönderilen büyükelçi Fransızca bilmediği halde raporları layiha gibi uygulanıyor. Ardından batılılaşmamızı tamamlamak için, ne yapıp ne ettiklerine bakılmadan devlet imkanlarıyla öğrenciler gönderiliyor. Bu öğrenci gönderme faaliyeti halen devam ediyor. Devletin ve milletin parasıyla gönderilen bu öğrencilerin ne yapıp ne ettiğine bakılmıyor. En son yakında gönderilen 800 öğrencinin ne yapıp ne ettiğine bakılmadı.
Müslümanlar üzerine birazcık kafa yoran herkesin; Prof. Dr. Sabahattin Zaim Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Emin Köktaş'ın bu eserini acilen okumalı ve tanıdığı herkesle paylaşmalı. Bir ihya ve inşa faaliyetinin başlayabilmesi için, eser çok iyi bir teşhis raporudur.
Eserde, II. Mahmud döneminin batılılaşmayı nasıl bir paranoyaya dönüştürdüğü resmedilmekte. Paranoya kelimesini ben kullandım. Eserin dili bir edebi metin niteliğinde, zarif ve naif bir dil kullanılıyor. Eserinkaynakları bir akademik çalışmanın boyutlarını aşacak nitelikte. Tanzimat'ın nasıl bir zıvanadan çıkma olduğu resmedilmekte. "Zıvanadan çıkma" ifadesi de bana ait. I. ve II. Meşrutiyette hastalık iyice derinleşiyor. Cumhuriyet ile ilgili nerede ise bir şey söylenmiyor. Söylenmeye de gerek kalmıyor. Bir iki örnek veriliyor, mukayese yapılıyor, başka birşey demeye gerek kalmıyor, Örneğin şapka devrimi, II. Mahmud'un fes ve kıyafet devriminin tıpkısının aynısı. İster istemez kendi kendinize söylüyorsunuz: Nasıl olur; 150 yıllık taklitçilik ardından taklidin kötü taklidi bu devrimler yapılır ve üzerine sadre şifa bir milim birşey konulmaz. Eser adeta taklitçiliğimizin tarihini yazıyor, her taklit bir önceki taklitten daha pespaye.
Çağdaş Müslüman Zihin Dünyasının Analizi başlıklı, dördüncü bölümle, Düşünsel ve Kuramsal Düzeyde Ç6özüm Arayışları, adlı beşinci bölümde; hastalığın teşhisi ve tedavisine yönelik öncü isimlerin değerlendirmelerine dikkat çekiyor ve sonuçta büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. Düşünce dünyamızda önemli yer tutan isimlerin teşhislerinin önem arzettiğinin altını çiziyor, ama tedaviye yönelik birşey söylermiş gibi yapıp, birşey söylemediklerini evire çevire gözümüzün önüne koyuyor. Tunuslu Hayrettin Paşa, Ahmet Cevdet Paşa, Filibeli Ahmed Hilmi, Said Halim Paşa, Ziya Gökalp, Hilmi Ziya Ülken, Mehmet Akif, Saidi Nursi, Mumtaz Turhan, Sabri Ülgener, A. Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç, Erol Güngör, Mehmet Aydın, Malik bin Nebi, Muhammed İkbal, Taha Abdurrahman gibi isimler.
Kitabın başlangıcı, sanayi devrimiyle batıda gelişen zihinsel devrimin, modernizmin ve sekülerizmin gelişim tarihini çok ciddi şekilde ortaya koyan bir araştırma... Kalan bölümü de; batılılaşmamız, taklitçiliğimizin tarihsel serüveni veya Müslüman zihninin mehter yürüyüşünü ortaya koyan ciddi akademik bir çalışma, olarak da değerlendirebiliriz. Toplumların zihniyet dünyası diye bir deneme olarak da değerlendirebiliriz. Ama kitabın amacı bu değil. Kitabın amacı; İslam Alemi ve Müslümanların 300 yıllık geri kalmışlığını resmetmek, yapılan teşhisleri ortaya koymak ve tedaviye kapı açmak. Kitap, 300 yıldır zincirleri niçin kıramadığımızı, kör talih deyip hayıflandığımızı anlatıyor bir manada.
Kitap bizi bir zihniyet devrimine çağırıyor, yapılan teşhisleri bir bir sıralıyor, önerilenlerin de tedavi olmadığını belirtiyor. Yazar bize teşhislerin tedaviye yetmediğini gösteriyor. Teşhisle vakit kaybetmeden, hep birlikte tedaviye, ihyaya ve inşaya başlamalıyız. Yazar; bu inşayı, bir zihniyet devrimiyle hep birlikte yapmaya çağırıyor.
Müslümanlık, İslam Alemi adına birazcık bir meselesi olan herkes, acilen bu kitabı okumalı, herkesle paylaşmalı, yeniden inşaya katkıda bulunmalı.
Vesselam.