Gülhane Parkı’ndan muhteşem boğaz manzarasını seyretmek son yıllarda yasaklandı. Yasaklandı diyorum çünkü fakir, orta halli, zengin, her sınıftan İstanbulluyu ağırlayan Gülhane Parkı’ndaki doğal seyir terası, çekilen teneke duvarlarla adeta yarı açık cezaevine dönüştürüldü.

10 yıldır, İstanbul'un, Boğazı en güzel gören yeri ve iyotu en yüksek noktası İstanbullulara kapalı. Topkapı Sarayı'ndan Sarayburnu'na kadar olan bölge 2 metre yüksekliğindeki “Utanç duvarı”nı andıran çirkin saçlarla kapalı.
Gülhane Parkı’nda yıllardır devam eden rezalet artık bir son bulsun. Olağanüstü BOĞAZI TEMAŞA DİVAN YOLU tez elden kurulsun, Boğaz da İstanbullu seyircileriyle buluşsun... İstanbullu mutlu, Boğaz mutlu, Gülhane Park'ı mutlu olsun. Boğaz'a, Topkapı Saray'ı ve Gülhane Parkı'na yapılan işkence daha fazla uzamasın... Ben,1968'denberi ziyaret ederim bu Boğaz'ı temaşa tahtını. 60’lı yılların sonunda, orada oturacak bank bile yoktu. İkram edilen bir şey de yoktu. Hatta korkuluk demiri bile yoktu. Dönüşte kendimi öyle mutlu mesud hissederdim ki. Diğer ziyaret edenler de sanırım aynı duygularla dönerdi. Belki de insan İstanbul'da yaşadığını en güzel burada hissederdi. Daha sonra boydan boya çok güzel çay bahçesi yapıldı. Orta halli insanların ve hatta bunun altındaki kesimlerin bile kesesine uygun fiyatlarla çay için muhteşem Boğaziçi manzarasını seyretme imkânı doğdu.
BOĞAZ’IN ‘UTANÇ DUVARI’
Gülhane Parkı'nın ucunda, Topkapı Sarayı'nın bitişiğindeki setin üstündeki çay bahçesi çökeli on yıl oldu. Ve maalesef 10 yıldır, İstanbul'un Boğazı en güzel gören yeri, İstanbul'un iyotu en yüksek noktası artık İstanbullulara kapalı. Hem de nasıl bir kapalı; olanca utancıyla kapalı. Topkapı Sarayı'ndan Sarayburnu'na kadar iki metre yüksekliğindeki çirkin saçlarla kapalı. Boğazı görebilene aşkolsun. Topkapı Sarayı'nın ucuna gelen ziyaretçiler, Saray'a bitişik bu çirkinliği temaşa etmek zorunda. Gülhane Parkı'nı gezip Boğaz'ı seyretmeye gelenler bu çirkinlikle yüz yüze gelmek zorunda... On yıldır; bizi olağanüstü bir güzellikten, olağanüstü bir çirkinliğe mahkûm eden eden kimse artık acilen harekete geçip bu çirkinliğe acilen son vermeli. Gülhane Parkında bir semaver çayı içip günün, haftanın ve insanı canından bezdiren İstanbul trafiğinin yorgunluğunu üstünden atan İstanbulluya bunu çok görüp teneke bariyerler çakanlar bunun hesabını, dünyada ve ahirette veremez.

ÇOK ŞEY Mİ İSTİYORUZ?
Artık her kimse: İstanbul Büyükşehir Belediyesi mi? Topkapı Saray'ı İdaresi mi? Mili Saraylar İdaresi mi? Her kimse, İstanbul'un en güzel temaşa mevkiini, Gülhane Park'ı ucundaki set üstü çay bahçesini bir saniye geçirmeden İstanbulluya açsın. İstanbullu, İstanbul'un en yüksek dereceli iyotunu solusun, güzel güzel İstanbul'u seyretsin. Yeter artık. Gülhane’deki bu estetik işkenceden sorumlu kurum ve yetkililer kim ise onlardan fazla bir şey istemiyoruz. Bir hadsizlik da yapmıyoruz. Sadece, İstanbul Boğaziçi’ni temaşa hakkımızın elimizden alınmasına isyan ediyor ve onu geri istiyoruz. Bilmiyorum derdimizi başka nasıl anlayabiliriz…
Üstad Necip Fazıl Kısakürek, "Canım İstanbul" şiirinde İstanbul'a olan tutkulu sevgisini ve şehre yüklediği derin manevi anlamı yansıtarak İstanbul’u sıradan bir mekânın ötesinde, medeniyetimizin ruhunu temsil eden bir değer olarak şöyle anlatır:
“Boğaz gümüş bir kadeh, her dalgası bir yudum;
Ben bu şehre can verdim, bu şehirde uyudum.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bile yar.
Gecesi sümbül kokar, Türkçesi bülbül sesi;
İstanbul, ruhumuzun ebedi elbisesi.
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.”