0
''Dedi ki sen şairsin, elindeki bu taş ne? Dedim şair aşka boyun eğer zulme değil'' Şiirlerimizi ve sükunetimizi bozan, bozmak için azami gayret sarf eden şu 3 - 5 maddi egemen olan Batılı namussuza karşı sözlerimiz hep şiirsel ve melankoli tatlandırıcı olacak değil ya… Ne yani namussuza ' sen namussuzsun' demeyecek miyiz…
Toprağımıza, vatanımıza ataletin fidanını dikerlerken, insanımızın bağrında sevgi kulesini yıkmaya çalışırlarken, annelerimizi kaç asırdır Müslim olduğu için ağlatıyorlarken, çocuklarımıza yüzyıllardır fosfor bombaları altında çocukluk yaşatıyorlarken ve her ne zaman bir ve beraber olalım derken birliğimizi dağıtmak için haçlı kancasını Ortadoğu'nun kalbine dikerlerken, gerçekten siz Müslümanlar bu manzara size itici gelmiyor mu, şahsen benim kanım damarlarımdan kalbime kadar müthiş bir pres uyguluyor, şahsen utançtan aynaya bakacak halim ve mecalim yok, şahsen kuşlara bakmaya bile utanıyorum ve ben korkusuzca utanıyorum dağdaki mıcırdan bile, havadaki zerrecikten dahi, avaz avaz kendimle kavganın her halindeyim… Şahsen ben müthiş muazzam bir gurbetle ve hırsla doluyum, şahsen her sözcüğüm Hiroşima yaratmak istiyor yuvalarına ateşler saldığımın köpeklerinin sinelerinde…
Şimdi halimiz bu kadar aleni iken nasıl da konuşmamalı, şimdi şiirsel sözcüklerimiz sadece bir aydınlık meşale olmamalı, elimizdeki taş nükleer bir cüretle yeniden kıyameti yaşatabilmeli namussuzların utanma bilmez suratlarında, ar nedir bilmeyen siretlerine hissettirebilmel
Ha, mazlum derken, en ufak bir mezhep, meşrep, renk, ırk, dil, din, coğrafya farkı gözetmeksizin işaretliyorum mazlumun sinesini… Mazlum derken sadece insan diyorum, sadece yüreğinde volkan patlayan anneleri kastediyorum, başındaki yazmasıyla bir ömür sildiği gözyaşını kastediyorum anaların, hiçbir şey yapamayan ihtiyar adamların o biçare halsizliğini düşlerken düşünüyorum, mazlum derken okul çantasındaki resim dersinin boya kalemlerinin kırıldığına üzülen çocukları kastediyorum, mazlum derken evine iki lokma götüren adamın yüreğindeki yangın bültenlerini söylüyorum… Mazlum derken ben, hüzünden boynu bükük incir ağaçlarını, köküne kireç suyu dökülen üzüm bağlarını, turna uçmayan vebalı toprakları, kan dolu kokulu yüce coğrafyaları konuşuyorum…
Sadece şu son altı yıl dahi göstermez mi bize, neden sadece bizim annelerimizin başındaki ağrı ve acı dinmiyor, sadece neden bizim çocuklarımızın ekmeği çalınıyor profesyonel namussuz sömürgeci batılı tarafından, sadece neden bizim aşklarımız yarım kalıyor, neden bebelerimiz çocukluğunu yaşayamadan olgunluğun kitabını acıyla, kederle yazıyor… Bir düşünmeli neden zulmün ve küfrün saltanatı durmadan bize enjekte edilerek biz pasifize ediliyoruz… Neden özgüvenimizi kırıyorlar, neden ataletin madalyasını bize yutturarak takıyorlar…
Tarihini, değerlerini, şerefini bilmeyen korkalar, asalaklar, zavallılar, silik sünepeler, cahiller ve ucube suretli kuklalar ancak kendini bilmez ve kendi kendine unutturulur…
Evet, biz Kürdüz, biz Türküz, Biz Arap ve biz insanız… Bizim 'vatanımız' namustur… Bizim asıl ırkımız 'ahlaktır'… Biz 'helal lokma'nın çocuklarıyız… Biz 'alınterinin' mihmandarları, biz Doğu'nun uysal çocukları, biz Mezopotamya'nın esmer mertleri ve Anadolu'nun zarif tarihi ve şerefiyiz… Ama bütün bu uysal ve ahlak terennümlü sıfatlarımız, namussuza namussuzluğunu haykırmamıza asla ama asla engel değil ve olamayacak. Hep beraber küfrün küflü saltanatını yıkacağız… Sadece ama sadece ahlakın, barışın ve aşkın sancağına hizmet edenleriz…
Evde oturup hep pembe dizi mi izlemeli, ne zaman namussuzların karşısına dikilip 'sen namussuzsun' diyeceğiz ne zaman…