0

Erzurum'da zuhur eden, İzmir'de kabuğunu kıran, şimdilerde Pensilvanya'da beddualar eşliğinde seçilmiş hükümeti yıkma işiyle meşgul milli mehdimiz Fethullah Gülen'in direkt olarak yayın politikasına müdahale edebildiği gazetesi Zaman'da yazan Mümtaz'er Türköne, Dolmabahçe Mutabakatını getirip Tayyib'in asılmasına bağlayarak kendisine yakışanı yapmış. Başbakanları, cumhurbaşkanlarını yönetimde değil, dar ağacında görme sevdalısı geleneğinden gelenlerin kervanına o da katılmış. Siyasi danışmanı olduğu dönemde Tansu Çiller'in eline "Devlet uğruna kurşunu atanda, kurşunu yiyende şereflidir" mottosunu vererek devlet adına hareket eden çetelere meşrutiyet kazandırıp, siyasi hayatının sonsuza kadar bitirmesine neden olan birinden de bu beklenirdi.

Kan mı çekiyor bunları ne?

Nedir bu depreşen dar ağacı özlemi yine?

Her 50 senede bir sallandırılan bir yönetici görme arzusu epidemik olmasın sakın?

Sayın Türköne'ye göre Tayyip Erdoğan başkan olmak için Öcalan ve PKK ile işbirliği yapmış ve bugün içinde bulunduğumuz çıkmaza (Cizre ve Sur'daki hendek çatışmaları) sebebiyet vermiştir. Kolluk kuvvetleri Tayyip Erdoğan'ın başkanlık hevesi yüzünden PKK'ye karşı etkisiz bırakılmış ve devletin çivisi çıkmıştır. Durumun düzeltilmesi için Dolmabahçe Mutabakatının sorumlusu Erdoğan yargılanmalı ve idam edilmeli. (Bülent Arınç'ın "al da at" dediği güzellikteki ortasının sebebi hikmeti şimdi anlaşıldı…)

Evet devletin çivisi hakikaten çıkmış... Çıkmamış olsaydı adam gibi adam bir savcı çıkar "hoop ufak at da civcivler yesin Mümtaz'er Türköne" derdi...

Türkiye'de son on üç senedir, sivil hükümeti ve yetkililerini yaptıkları ve yapmadıkları şeyler için mahkum etmek isteyen şizofrenik bir anlayış mesai yapıyor.

İttihatçı, postalcı, faşist, özgürlük düşmanı medya grubu, ön sayfada hükümeti, başbakanı ve cumhurbaşkanını PKK ile işbirliği yapmakla, Kürt kimliğinin önündeki engelleri kaldırmak, Kürtçe eğitime izin vermek, üniversitelerin kapısını Kürtçeye açmak, Kürtlere "siz bu ülkenin kurucu sahiplerisiniz" demek suretiyle Kürtleri şımartmakla suçlanırken arka sayfada başta Tayyip Erdoğan'ın ve hükümetin Kürtleri kandırdığını, oyaladığını yazıyorlar. Hatta kendini devletin sahibi kabul eden paşa torunu ve mehdi hazretlerine biat etmiş gazetecilerimizden, uzunca yollar katedip "aman silahları bırakmayın, her gün bir kaç asker, gerilla cenazesi göndermeye devam edin, bu hükümet yıkıldı yıkılacak" diyenlerde çıktı. Bunu öylesine apaçık şekilde yapıyorlar ki bu cesaretin daha doğrusu şirretin kaynağı nedir diye sormadan edemiyor insan.

13 senelik sivil hükümet, kürt meselesinin çözümü için, akan kanın durması için çok çaba gösterdi. Öylesine riskler aldı ki tarih bir gün bunu gerçek bir cesaret örneği olarak yazacaktır mutlaka.

Bu anlamda geliştirilen özgürlükler yanında silahlı grupların temsilcileriyle görüşmelerde yapıldı. Bu sadece Türkiye'de olan bir şey değil. Dünyada örnekleri çok. Normalleşmeye çalışan Türkiye'de de böyle olması kadar doğal bir şey yok. Hükümet bundan sonra da gerek gördüğü anda bu çalışmalarda bulunacaktır. Halkın ekseriyeti de bunu gayet olumlu karşılayacak, akan kanın durması için hükümetin, cumhurbaşkanının samimi adımları olarak görecek ve oyunu son 13 sene olduğu gibi yine Ak Partiye ve Tayyip Erdoğan'a verecektir.

Ha! ne kadar sürer bu diye merak ediyorsanız söyliyeyim; önümüzdeki 30 sene kimse Ak Partiden ve onun desteklediği "Cumhurbaşkanından" yada "Başkandan" başkasının seçim kazanmasını beklemesin. Bu şizofreniklerin kazansa kazansa kazanacağı tek şey var; o da sivil hükümetin, sivil cumhurbaşkanının daha da özgürleştirdiği, geliştirdiği, zenginleştirdigi ülkede yaşama şansı olacak.

Az şey mi?

Abdullatif Şener yanılgısı

Sevgili Mehmet Barlas "MİT'teki Çerkes dostları yanılttı onu" demişti.

Siyasi hayatının altın dönemini yaşıyorken kulağına "bu hükümetin ipi çekildi -next president- sen olabilirsin" diye üfleyenlerin gazına gelerek hüsrana uğrayan Abdüllatif Şener örneğinden ders çıkarmayanlar hala siyaset dizayn etme hayalleri kurmaya devam ediyorlar.

"Madem bu hükümet sandıkta kaybetmiyor bizde ikiye bölüp yok edelim."

Bütün mevzu bu.

Bu amaçla Abdullah Gül'ü de epey fişeklediler. Son seçimde farklı bir sonuçla karşılaşsaydık yeni oluşum boy gösterecekti. Yüzde 45'in altı kesmiyor bizim İttihatçı uzantılarını…

Yüzde 50 sonucundan sonra Gül alternatif olmaktan ırak şu aralar.

Şener tutmadı, Gül olmadı, Bülent Arınç verelim!

Bu toprakların suyundan mıdır, havasından mıdır bilinmez, lider olma, vatanı kurtarma hevesi olan bolca şahsiyet bulunur. Fakat gel gör ki bolca talibi olan koltuklardan hali hazırda bir tane var ve dolu. Üstelik silah zoruyla oraya gelmiş oturmuş değil. Seçim üstüne seçim kazanıyor.

Farklı düşünceler içinde olmanız doğal. Bu farklılığınızı siyasi platforma taşıma arzunuz daha da doğal. Fakat bunu yaparken birilerinin gazına gelip olmadık hayaller peşinde koşmak da ne oluyor?

Şık bir davranış değil.

Gelebildiğiniz en iyi makamlara ulaştınız ve emekli oldunuz. "Artık torunlarımla oynamak istiyorum" deyip, çaktırmadan siyasi parti kurmak da ne oluyor?

Hele, "Abdüllatif Şener yanılgısı" nerdeyse politika biliminde kavram olarak okutulma aşamasına gelmişken...

Söylenmese eksik kalırdı.

"Mirovê herî baş, li makama herî bilind de dilnizme, bi qudret be efû dike, waxte bi hêz be zilmê nake û bi dadî tev digere."

"İnsanın iyisi, en yüksek mevkide iken tevazu gösteren, kudret sahibi iken affeden, kuvvetli olduğu vakit zulmetmeyen ve adaletle hareket edendir."

-Abdülmelik bin Mervan-