0

Kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum. Babam ile birlikte otururken gazete küpürü okumuştum. İstanbul'un fethinden bahseden bir yazıydı. Yazının başlığını gördüğüm andaki hevesim yazıyı okuduğumda kırılmıştı. Çünkü fethin kutlanmasını manasızlaştırmak isteyen bir köşe yazsıydı. Yaşım küçük olmasına rağmen böyle bir yazının kaleme alınmasına hem kızmış hem de mana verememiştim. Zamanla anladım ki bizi ayrıştırmak isteyenler bazı değerlerimizi unutturmak için bu gibi yollara başvuruyordu.

Bilinmelidir ki bizler dünü, bugünü ve yarını ile bir bütünüz. Bizler o bütünlük sayesinde nasıl 29 Mayıs 1453'ü kutluyorsak, o bütünlük sayesinde 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferini kutlamaya devam ediyoruz. Ülkemizdeki birliği bozmak isteyenler zaten nice zaferlerimizi önemsizleştirip unutturmaya çalışmamış mıdır? Kut'ül Ammare zaferi sadece bunlardan biri değil midir? Tarihimiz gençlerimize kutlandıkça örnek teşkil edecek, onları şevklendirecek zaferlerle dolu değil midir?

Soranlar olur: Savaşarak mı bütünlük elde edilir diye. Onlara ise cevabım şudur: Canları pahasına savaşmış atalarımız ümmetin varlığını var edebilmek için mücadele etmiş insanlardır. Hayat mücadelesi değil niyet mücadelesi vermişlerdir. Fetih edilen yerler hiçbir zaman bir Cezayir ya da yakıp yıkılan Endülüs olmamıştır.

Dünya'nın tanıdığı eserleri bir çok dile oldu gibi Türkçeye de çevrilmiş olan, Lübnan asıllı Fransız vatandaşı hıristiyan yazar Amin Maalouf'un dediği gibi: "Şayet benim atalarım, Müslüman orduları tarafından fetih edilmiş bir ülkede yaşayan Hristiyanlar olma yerine, hıristiyan orduları tarafından fetih edilmiş bir ülkede yaşayan Müslümanlar olsalardı, zannetmiyorum ki ondört asırdan beri inançlarını koruyacak şehir ve köylerinde yaşamlarını sürdürebilmiş olsunlar. Sahi İspanya Müslümanlarına ne oldu? Ya Sicilya Müslümanları? Neden topraklarını terk etmek zorunda kaldılar?

Dünya'nın gözleri önünde Afrika'yı sömürenlerin kan emiciliği Birleşmiş Milletlerin kurulması ile resmi bir statüye kavuşturuldu. Birleşmiş Milletler gün geçtikçe '' pisleşmiş milletler '' olurken Dünya'nın kaderi kam emici vampirlerden oluşan beş ülkeye bırakılacak kadar değersizmiydi? Sadece emperyalist çıkarlar uğruna Dünya'nın kanını emenler, zengin kıtaları fakir bırakanlar, onlarca insanı gözlerini bile kırpmadan katledenler yani zalimler bugün Müslümanlara terörist yaftasını büyük bir iki yüzlülük ile vurmaya devam ederlerken bizlere ne oluyor da bu zalim düzeni adil düzene çevirmek yerine bir birimize düşmeye devam ediyoruz.

Cumhurbaşkanımız Dünya beşten büyüktür derken Dünya'ya çok açık bir mesaj veriyor aslında. Dünya kan emici beş vampirin tasarrufuna bırakılamaz ! Gazze'nin, Doğu Tütkistan'ın, Ççenistan'ın, Bosna'nın ve açıkça Dünya da ki tüm müslümanların ve mazlumların kaderi bu beş vapirin eline bırakılamaz. İşte bu yüzden iç siyasette ki çekişmeleri devletimizin dış politikasına taşımamak gerekir. Daha doğrusu muhalefet yapanların devletimizin dış politikada ki dik duruşu üzerinden saçma sapan çıkarınımlar yaparak iç siyasete siyasi rant devşirmek yerine mazlumların tek umudu olan devletimize dış politikada destek vermek erdemini göstermelidirler.

İnsanların hesabı öldüğünde, devletlerin ki ise hemen görülür. Bu sebepten dolayıdır ki her ne yapılması gerekse dış politikamızda hemen yapılmalı ve toplumun tüm hatları devletinin arkasında dik durmalıdır. Dünya'nın beşten büyük olduğunun en büyük kanıtı ise devletimizin mazisinde ki adil düzen ve inançlara saygı geleneğidir.