SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN
Ailem Güvende operasyonuyla Türkiye’deki sapkın derneklerin ve sosyal medya hesaplarının kapatılması Batı’yı rahatsız etti. Fonladıkları LGBT odaklarının toplumu ifsad hareketi yarım kaldığı için tepki gösteren AB, BM gibi kuruluşların gerçek yüzü bir kere daha ortaya çıktı. LGBT ve şiddet bağlantısına bakıldığında küresel güçler tarafından sosyal medyada gençlere sunulan eşcinsellik ve şiddet propagandası yapan videolar da aynı kaynaklardan çıkan tehlikeler olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de ve dünyada toplumları tehdit eden LGBT faşizmini, çocuklara ve gençlere empoze edilmeye çalışılan şiddet ve cinsiyet karmaşasını Psikolog Hüseyin Kaçın’la konuştuk.
Milat Gazetesi Ankara Temsilcisi Özlem Doğan, Psikolog Hüseyin Kaçın’la aileyi ve aile değerlerini tehdit eden odakları konuştu.
AİLE KURUMUNA SALDIRIYORLAR
Son yıllarda uluslararası vakıflar, küresel güç odakları ve bazı fon kuruluşları tarafından LGBT derneklerinin çok ciddi bütçelerle desteklendiğini görüyoruz. Bu finansal desteğin arkasındaki asıl hedef sizce nedir?
Feministler ve cinsel yönelim adı altında hareket eden eşcinseller sözde bir özgürlük ve hak mücadelesi verdiklerini iddia ederken, arkalarındaki küresel devasa bütçelerin yegâne ve asıl hedefi aile kurumunun tarumar edilmesidir. Kapitalist sistem ve küresel endüstri için feministler ile eşcinseller yeni ve tükenmez bir rant kapısına dönüştürüldü. Batı medeniyetinde ailevi değerler tamamen çöktüğü için her türlü sapkın davranış sosyalleşerek ve kurumsallaşarak örgütlenmeye başladı. Batı medeniyeti, Doğu'nun ve İslam dünyasının ekonomik zenginliklerini nasıl sömürdüyse; şimdi de İslam dünyasının manevi zenginliklerini, ahlaki değerlerini ve ailevi bağlarını talan etme derdine düştü.
Müslüman toplumları manen de öldürmek istiyorlar öyle değil mi?
Bu stratejik talan ve işgal harekâtında öncelikli hedef ise medeniyetimizin ve kültürümüzün sarsılmaz kalesi olan kutsal ailedir. Eşcinsellik ve LGBT hareketi basit bir ideolojik örgütlenmenin ya da marjinal bir grubun eylemliliğinin çok ötesinde, arka planı uluslararası küresel sermaye tarafından hassasiyetle kurgulanmış küresel ve hatta dini-ideolojik bir yapılanmadır. İnsanoğlunun deistleştirilmesi, cinsiyetsizleştirilmesi ve nihayetinde kendi öz iradesinden yoksun mankurtlara dönüştürülmesi hedefleniyor. Bilimsel ve sosyolojik kılıflarla soslanmış projeler aracılığıyla nesillerimiz sistematik bir biçimde deistleştirilip ve eşcinselleştiriliyor.

AİLE ‘ÇAĞDIŞI’ DENİLEREK AŞAĞILANIYOR
LGBT faşizmi geleneksel olanı bilhassa aileyi tehdit mi, yeni nesil bir yönlendirme mi?
Çocuk için annenin kalbi ve kucağı cenneti yaşatırken babanın adı ise dille tanışmayı, kural koymayı, sınır çizmeyi ve toplumsallaşmayı pekiştirir. Aile küçük bir dünyadır ve bu dünyanın merkezinde dil ile din çekirdekleri yer alır. Postmodern dünyada baba silinmeye çalışılıyor, aile kurumu köklü bir ideolojik dönüşüme zorlanıyor. Hiçbir ahlaki sınır tanımayan bir cinselliğin önünü açmak adına ‘aile’ baskıcı ve çağdışı olarak aşağılanıyor. Oysa aile toplumun temel taşıdır. Toplumun yok oluşa ve kaos hiçliğine sürüklenmesini engelleyen, medeniyete kütle ve ruh kazandıran mukaddes çekirdektir.
LGBT’yi eleştirenleri linç ettiren bir güruh var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günümüzde Allah'ın varlığı, dinler, kutsal kitaplar ve tüm kültürel değerler özgürce tartışmaya açılabilirken eşcinsellik sorgulanamaz, eleştirilemez ve dokunulamaz bir bilimsel dogma olarak toplumlara dayatılıyor. Dün savaşlar, işgaller kılıçla, zırhla ve ordularla yapılırken bugün kalemle, sivil toplum dernekleriyle, dizilerle, akademik tezlerle ve küresel fonlarla yapılıyor. Dolayısıyla LGBT faşizmi hem geleneksel yapıyı ve aileyi kökten imha etmeyi amaçlayan yıkıcı bir tehdittir.

SINIRSIZ CİNSELLİK PROPAGANDASI
Medya, sinema, dijital platformlar ve reklam sektörleri aracılığıyla özellikle çocuklara ve gençlere çok yoğun bir dayatma yapılıyor, normalleştirilmeye çalışılıyor. Bireylerin zihin dünyasında bu baskı mekanizması nasıl işletiliyor?
Günümüz gençliğinin ömrünün büyük bir kısmı internet ve sosyal medya dünyasında geçiyor. Bu kontrolsüz dijital ortam, gençleri doğrudan cinsel sapmalara ve kimlik karmaşalarına açık hale getiriyor. Medyatik kişiler, fenomenler ve ekran yüzleri aracılığıyla ülke gündemine özenle sokulmaya çalışılan eşcinsellik, pek çok lise ve üniversite öğrencisinde normal, modern ve hatta sempatik gösteriliyor. Bu durum bir sapkınlık ya da ruhsal bunalım olarak değil; masum bir cinsel tercih ve bireysel özgürlük gibi nitelendiriliyor. Gençlerimiz kontrolsüz ve sınırsız bir özgürlük yanılsamasına sürükleniyor.
Dijital mecralar ve erken yaşta devreye sokulan +18 projeler üzerinden çocukların savunmasız zihinleri nasıl etkileniyor?
Çocukluk çağında anne sevgisinden ve baba güveninden yoksun büyüyen, ebeveyn ihmaline ve şiddetine maruz kalan evlatlarımız derin ruhsal yaralar alıyor. Erken yaşta devreye giren +18 içerikler ve dijital uyuşturucular, çocukluk döneminde karşılanmamış olan bu sevgi, ilgi ve güven ihtiyacını erotize ediyor. Çocuk kendi güçsüz ruhunu, güçlü sandığı kendi cinsinde aramaya başlar; böylece bilinçaltındaki çatışmalar erotik fantezi kurgularına ve sadomazoşist sapkınlıklara zemin hazırlayarak zihnini esir alır.

EŞCİNSELLİK AİLE HASTALIĞIDIR
‘Eşcinsellik tedavi edilebilir bir hastalıktır' diyen ruh sağlıkçıları, psikolojik ve psikiyatrik çevreleri elinde tutan Türk Tabipleri Birliği gibi LGBT misyoneri odaklar tarafından hedef gösteriliyor. Uluslararası ruh sağlığı kuruluşları ve akademiler de LGBT konusunda baskı altında kalıyor hatta ideolojik bir merkeze dönüştürülüyor. Böylece ergenlerin tedavi edilmesi önleniyor, cinsiyet değiştirme ameliyatlarına yönlendiriliyor. Bu sorunun çözümü nedir? Küresel ölçekte yürütülen bu zorbalığın temeli çekirdek aile yapısını ve cinsiyet algısını tahrip etmek mi?
Evlatlarının cinsel kimlik bunalımıyla sarsılan çaresiz aileler eşcinsel derneklerinin kapısını çaldığında, karşılarındaki sözde uzmanlar 'Bunun tedavisi yok, genetik bir durumdur, kabullenmekten başka çareniz yok' diyerek ailelerin moralini ve umudunu tamamen yıkıyor. Oysa İslam tıp ve düşünce tarihine baktığımızda hekimler ve filozoflar eşcinselliğin doğuştan gelen biyolojik bir kader olmadığını; hayal gücüyle kışkırtılan, ruhsal, çevresel ve ailevi süreçlerle biçimlenen bir hastalık/sapma olduğunu açıkça ifade etmişlerdir. Eşcinsellik kişinin kaçınılmaz biyolojik yazgısı değil; içinde yetişip büyüdüğü ailenin fonksiyonunu yitirmesinden kaynaklanan köklü bir aile hastalığıdır.
Eşcinsellerin ameliyat olması mutsuzluklarının sebebini ortadan kaldırmış oluyor mu?
Eşcinsel hayatta mutlu son yoktur, her aktif eninde sonunda pasifleşir ve ağır depresyona girer. Devletimizin tıbbi kuruluşları ameliyatla cinsiyet değiştirmelere ya da hormon tedavileriyle çocukların cinsiyetsizleştirilmesine onay vermemeli. Çözüm, ergenlerin ve gençlerin iyileşmesine yönelik onarım terapilerine, psikolojik destek merkezlerine ve aile danışmanlıklarına ağırlık vermektir.

AİLEYİ KORUYAMAYAN VATANINI KORUYAMAZ
Aile kurumunun çökertilmesi, toplumsal yapının geleceğini hangi noktaya sürükler?
Aile çöktüğünde medeniyetimizin, kültürümüzün ve toplumumuzun temel direği yıkılmış olur. Toplumda eşcinsel sayısı arttığı, meşrulaştığı ve örgütlendiği oranda aile çökmüş demektir. Aile yapısının hastalıklı hale gelmesi; toplumda depresyon, anksiyete, panik atak, uyuşturucu ve alkol bağımlılıkları, kadına şiddet, intihar, seri katillerin ve pedofili canilerinin türemesine yol açar. Ailesini koruyamayan bir millet dinini, dilini, vatanını ve geleceğini de koruyamaz.
Kamuoyunda LGBT 'hak ve özgürlük' maskesi altında pazarlanıyor. Sizce bu kavramın arkasına saklanan gerçek ajanda ile toplumsal gerçeklik arasındaki makas ne kadar açıldı?
Taksim'deki sözde onur yürüyüşlerinde 'Şaban'la Recep'in aşkına Ramazan engel olamaz' pankartlarının açılması ve bu eylemlerin hukuki zeminlerde beraatle sonuçlanması, toplumun eşcinselleştirilmesi çalışmalarının meşru ve hukuki bir zemine çekilmek istendiğinin açık kanıtıdır. Eşcinsel lobiler artık 'yürümek yetmez, şehrin tamamını istiyoruz' sloganlarıyla meydan okuyor. Çünkü eşcinsel evliliklerin yasal hale getirilmesini ve eşcinsellerin evlat edinme hakkını talep ediyorlar.

SAPKINLIĞA KARŞI SESİMİZ GÜR ÇIKMALI
Türkiye’de ve dünyada bu küresel dayatmalara karşı sessiz çoğunluğun bir baskı altında tutulduğunu, hatta LGBT’yi eleştirenlerin 'ötekileştirildiğini' görüyoruz. Sapkınlara karşı sesimiz nasıl daha gür çıkar? Psikolojik üstünlüğü nasıl elde edebiliriz?
Psikolojik üstünlüğü elde etmenin ilk şartı, Batılı kavramlarla düşünmeyi bırakıp kendi medeniyet değerlerimize ve hakikate kalben teslim olmaktır. Özgür insan, Hakk'ın dışında hiçbir güç, lobiler ve iktidar karşısında boyun eğmeyen asil insandır. Sapkınlığa karşı sesimizin gür çıkması, eziklik kompleksinden kurtularak kutsal aile ve medeniyet bilincimizi yeniden diriltmekle mümkündür.
Türkiye’de 'Ailem Güvende' operasyonları kapsamında LGBT misyonerliği yürüten bazı derneklerin kapatılması ve yaptırımların ardından Avrupa’daki birçok kurum, kuruluş ve yabancı büyükelçilikler Türkiye’ye tepki gösteriyor, hatta bunu bir 'hak ihlali' olarak sunuyor. Bu diplomatik ve siyasi tepkilerin arkasındaki asıl motivasyon nedir? Avrupa bu yapılarla neden bu kadar organik bir bağ kuruyor?
Kapatılan sapkın derneklerle Avrupa büyükelçiliklerinin gösterdiği aşırı tepkiler, bu derneklerin doğrudan Batı'nın kültürel karakolu ve istihbarat aparatı olarak çalıştığının en somut delili. Deşifre edilen bu yapılanma, görünüşte sivil toplum ya da insan hakları derneği olsa da özünde küresel bir misyonerlik ve yıkım ağıdır. Bu ağın nihai hedefi; Türk gençliğini milli kimliğinden, dini değerlerinden ve aile bağlarından koparmaktır. Bu küresel kuşatmaya karşı koymanın tek yolu aile yapımıza sahip çıkmak, dilimizin namusunu korumak ve Kur'an ile Sünnet çizgisinde medeniyetimizi yeniden şaha kaldırmaktır.



