0
Modern şehirlerin kuşbakışı görüntüsü labirenti andırır. Şehrin yerleşim biçimi formel olmalıdır. Yollar, toplu taşıma ve ortak yaşam alanları standartlara uygun olarak planlanır. Standardize edilmiş yollarda, maket biçimli sitelerde, modüler mobilyalar ve portatif eşyalar içinde yaşar insan.
Bu fizik aleminden benliğe akan bir etki elbette olacaktır. Mesela parklarda plastikten mamül yürüyüş yolları revaçtadır. Tümseği ve çukuru olmayan bu parkurlarda yürüyen insanda değişimler gözlemek mümkündür. Dümdüz kaldırımlarda yürümenin insan benliğinde yansımaları vardır. Tabiatta yürüyen insanın değişen yol yükseltilerinden anlam dünyasına akan bir zenginliği görmek gerekir. Hayatında iniş ve çıkışları, engelleri ve kolaylıkları olabileceği algısını edinmek geçmişte daha mümkündü.
Şehrin yapısının 'çıkartma kağıdı' türünden basmakalıp olmasının insan psikolojisi üzerinde etkileri var. Şehrin dar koridorlarında dolaşan insan bu labirentin gönüllü yarışçısıdır. Modern şehirlerin kalabalıklaşması nedeniyle insanın özel yapısı giderek azalmaktadır. Sahip olduğu aidiyet duygusu bir değer olmaktan çok, kalabalığa uyum sağladığı kurallara dönüşmekte.
Uyum labirentine giren topluluğun birlikte yaşaması bir fiziksel algı ile yürümektedir. Ruhsal ya da düşünsel farklılıklara karşı esneklik algısı giderek azalmakta. Buna karşın ego dürtüleri karşılık bulabilmektedir.
Fiziğe göre uyarlanmış kurallara uymanın getirdiği problemler var. İç dinamiklerini bir değere bağlamadan yaşayan insanlar kendine ve topluma yabancılaşır. Asgari ahlaki kurallara uymakta bile güçlük çekerler.
Şehirlerin ruh planına göre dizayn edilmediğinde tuhaf sahneler ortaya çıkar. Mesela bir toplu taşımada zihinler sadece varılacak noktaya odaklanır. Bazıları dört duvar arasındaki mahremini metroya taşır. Yorgun bir günün ardından ince kuralların anlamı yoktur. Anlamın ne olduğunun önemi de. İki primat gibi bir köşede ya da ayan beyan metronun orta yerinde fiziksel temasın en absürt örnekleri vakayı adiyeden sayılır. Fiziğinin kapladığı yeri doldurmanın tek geçerli kural olduğu bir anlayıştır bu.
Fizik gerçeklik toplu yaşamda fiziği ruhtan azat eder. Her kişinin gönüllü oynadığı şehir tiyatrosunda pantomim en yaygın sanattır. Hiçbir duygunun yansıtılmadığı yüz en şehirli yüzdür. Modern insanın kurduğu şehrin çehresinde ruh ikliminden eser yoktur.
Modern şehirde toplu taşımada ya da bir alış veriş merkezinde karşılaştığınız kişiye karşı 'yokmuş' gibi davranmanız kuraldır. Sadece mesafenizi ayarlamanız ve mümkünse bir nesne gibi görmeniz gerekir.
Şehir standartları fizik kuralların geçerli olduğu bir labirenttir. Fabrikada, bandın bir ucundan giren hammaddenin entegre tesisin paketleme bölümünde ürüne dönüşmesi gibi; şehir labirentinde insan ruhtan arındırılarak mekanik bir benliğe mahkum olur. Öyle ki ruh sağlığı için bile paket çözüm arayışına girer.
Modern şehirler ego merkezleridir. Birbirini besleyen iki dinamiktir; şehir ve 'ben'.
Davranışlar hesaplı, tutumlar 'kişisel gelişim' ürünüdür. Şehrin uyum kriterleri benlikleri şekillendirir. Mesela kaldırım kenarına kurulmuş bir masada yemek yemek 'ben' özgürlüğünün sergilendiği bir alandır. Toplumsal alanda yememe nezaketi şehrin şartları ile standart hale gelir. Çağın konaklama ve restoran standartlarına uyum gösterdiğinizde modern olduğunuz anlaşılır. İtiraz ettiğinizde ya da çatalı sağ, bıçağı sol elinize aldığınızda uyum krizini yönetmeniz gerekir.
Sorun şehirlerin insanın ruhuna göre değil 'ben'ine göre dizayn edilmesidir. Kaldırım kenarında yemenin egoya kattığı keyif geçerli olan tek kuraldır. Çünkü modern şehir ego değirmenine su taşır.
Egonuzla barışık oldukça şehrin planında yeriniz vardır. Birbirine benzeme yarışına gönüllü olarak katılırsınız.
İnsan metal yorgunluğu nedeniyle şehri ister. Azat edilmiş köleler gibi şehrin arterlerine akmak ister.
Ego böylece şehri arzularken ruh tabiata akar.