0

Konumuz; kitap, okumak, yazar, okur olunca artık çok da hayıflanmaya ve umutsuz tablolar çizmeye gerek kalmadı. Ülkemizin dört bir yanında kitap fuarları ve okur-yazar buluşmaları ardı ardına yapılıyor.

Bir yıl içerisinde çıkan yeni kitapların, dergilerin sayısını kestirmek çok da mümkün değil.

İlk kitabını çıkaranların sayısı da binlerle ifade edilebilecek bir duruma yaklaştı.

Geçen haftada değindiğim bu noktaya artık çeki düzen vermek gerek. Uygun zemin oluştu. Bu artık ortada. İmkanlar sınırsız. Yayın dünyası çok canlı.

Eskiden büyük şehirlerde kitap fuarları olurdu. Şehrinde fuar olmayanlar da imkan bulabilirse oralardaki fuarlara giderdi. İmkanı olmayan da bir kitap fuarının şehrinde de olmasını hayal ederdi.

Artık bırakın şehirleri ilçelerde, kasabalarda bile kitap fuarları, okur-yazar buluşmaları düzenleniyor. Bunu eleştirmeye gerek yok. Yıllardır beklenen bir tabloydu bu. Her şeyde olduğu gibi bundan da bir anda ülke olarak sahiplenme, benimsenme durumu yaşıyoruz.

Uygun zemin oluştu. Yayınevleri her yere kitaplarıyla, yazarlarıyla gidiyor. Şehre bir süreliğine de olsa kitap kokusunu sunuyorlar.

Eleştirilecek noktalar olabilir. Yanlışlar elbette vardır. Önemli olan olumlu bir davranışa olumlu yönden yaklaşmak ve daha iyisi nasıl olur üzerinde durmaktır.

Fuar demek canlılık demek. Şehrin dört bir yanının kitaplarla donatılmasında bir beis yok zaten.

İnsanların kitaplarını okudukları yazarlarla tanışmaları, onlarla hasbıhal etmeleri de güzel bir buluşma sahnesi.

Kafamızdaki soru işareti büyüyüp duruyor. Bunca kültür-sanat faaliyeti, okur-yazar buluşması varken neden hala kültürsüzlükten bahsediliyor, devletin en üst kademesinden bile bu rahatsızlık dile getiriliyor?

Ortaya çıkan enerjiyi fiiliyata geçirememek, yapılan çalışmaların takipçisi olamamak, gençlerin gerçek sanat eserleri ile tanışmaları için çaba göstermemek, birçok kez yapılan çalışmaların göstermelik seviyede kalması gibi birçok etken yapılan çalışmaların istenen sonuçlara ulaşmasını engelliyor.

Günübirlik mutluluklarla kendimizi avutmaya çalışmamız, gönül okşayan alkışların gönle hoş gelmesi ve bu yüzden bir adım öteye geçmeye çalışmak için gönüllü bulunamaması gibi bir durumla karşı karşıyayız.

Fuarlar başlıyor, coşkulu bir şekilde devam ediyor, şehir kitaplarla ve yazarlarla nefes alıyor. Her şey bitip de şehir sessizliğe bürününce kubbede kalan hoş sedanın devam etmesi yapılan bu tür çalışmaların başarıya ulaşması için en önemli adımdır.

Okullarda kurulacak yazarlık atölyeleri, okuma grupları, okumaya ve yazmaya meraklı gençlerin ehil eller tarafından yönlendirilmesi gibi çalışmaların devamı şart.

Ehil eller elbette öğretmenler. Okuyan öğretmen, araştıran öğretmen, kitap, dergi takip eden öğretmen. Öncelikle öğretmenlerimiz bu işe dört elle sarılacak. Birilerinden bekleyerek yapılacak çalışmalardan verim almak çok da kolay değil. Öğretmen okuyacak, okutacak ki sağlam bir zeminde bir şeyler yapmak için imkanlar oluşsun.

Tek başına binlerce kitap okuyup da bu ışığı bir başkasına ulaştırmak için en küçük çaba içerisine girmeyen bir kişinin okuduğu onca kitap sırtına yük olmaktan başka bir şey değildir.

Hayatın merkezine okumayı almadan hayatı okuyabilmemiz imkansız. Bahanelerle geçiştirilecek zamanlar çoktan geçti. Gün bugün.