0

"Şizo" Yunanca bir kelime, bölünmüş anlamına geliyor, "frenos" ise akıl demek. Aklın irrasyonel olarak parçalara bölünmesi sözkonusu. Şizofrenide bireyin aynı anda iki ayrı belkide daha fazla şeye inanması ve gerçeklerle bağını koparması durumu gerçekleşiyor. Son 13 senedir durmadan seçim kaybedenler gün geçtikçe bu noktaya savrulmaktalar.

"Bir daha seçim kazanamayacak mıyız" korkusu, onları bir kaç farklı noktada aynı anda olma çabasına itekliyor.

Türkiye'nin tarihi düşük yoğunluklu çatışma tarihidir. Çünkü ta baştan böyle dizayn edilmişti. Kendilerini Türkiye'nin sahibi kabul edenler, öldürmeyen fakat güldürmeyen de bir yol tutturmuştu Türkiye Cumhuriyeti devleti için. Bu yolda Kürtler, Aleviler, Dindarlar ve Azınlıklar sorunları olan ve sorunları olmasına devam edilmesi istenen kesimler. Bunların sürekli sorunları olmalı ki ülke önünü göremesin, ordu ve bürokrasi bu kargaşa içinde yönetme gerekçesine daima sahip olsun. Bu sahiplik Gladyo'nun temsilcisi mahiyetinde bir sahiplik. Bu sahiplik özgün bir sahiplik olsaydı kabul edilebilinirlik oranı çok artabilirdi.

Meseleyi içinden çıkılmaz hale getiren, sorunlu kesimlerin sistemi rehabilite etme çabası sürdürürken kendileri gibi sorunlu olan diğer kesimlerle de çatışma yaşaması. Cumhuriyet tarihini baz alarak izah edersek, 90 yıldır sopa yiyen Dindarların, kendisi gibi sopa yiyen Kürtler yada Aleviler ile bağ kurması, sistemin efendilerine karşı birlikte hareket etmeleri gerekiyordu. Tam aksi gerçekleşti. Dindarlar Kürt meselesine yıllarca kayıtsız kaldı (Bir gün aniden hükümet olunca hiçte adil olmayan bir şekilde bu sorunun varlığı altında kaldılar. Sorumlusu olmadıkları bir problemin hesabını ödemek zorunda bırakılıyorlar şimdilerde). PKK'nin siyasi hareketinin, liderlik özelliği taşımadığı için atanmışı, şimdilik eşbaşkanı Selahaddin Demirtaş, Kürt kimliğinin özgürlüğü için onlarca adım atan sivil hükümetle işbirliğine gitmektense Kürt kimliğinin yok sayılmasında öncü rolü oynayan CHP milletvekiliyle "AKP'yi nasıl salladık ama" muhabbeti yapıyor. Aleviler Dersim katliamı için devlet adına özür dileyen AK Parti ile işbirliği yapmaktansa Dersim katliamının faili olan CHP'ye omuz vermeyi sürdürüyor.

Süreç bize kavga edenlerin bir anda nasılda dost olabileceklerini, dönüş hızlarına bile yetişemiyeceğimizi gösterdi. Sistemin temsilci sahiplerinden ülkücüler çatıştıkları PKK çizgisinin siyasi koluna -sırf AK Parti tek başına hükümet kuracak milletvekili sayısına ulaşmasın diye- oy vermekten çekinmediler. CHP geleneğinden gelip (o gelenek İttihat ve Terakki geleneğidir aslında) HDP'ye yamanmış Sırrı Sürreyya Önder'in "AK Parti'ye ihtiyacımız yok, barış sürecini MHP ile de sürdürürüz" demesi üniversitelerde ders olarak okutulacak mahiyette.. Sevgili basınımız 7 haziran seçimleri döneminde vuku bulan MHP HDP aşkını neden hiç dile getirmez? Suspuslar...

AK Parti'nin yeni MKYK'si

Yeni Türkiye parolasıyla yola çıkan AK Parti, neyin eski neyin yeni olduğu konusunda en azından benim ikna olduğum bir tanımlama yapmıştı. Bu tanımlamanın Kürt meselesi departmanında, açığa çıkan şuydu; Kürtler Türkler ile birlikte kurucu halktır, yeni Türkiye eski Türkiye'den "Kürtleri düşman görmeyerek" farklılaşmıştır. Bu iyi birşeydi. Kürtlüğünün gayet farkında olan ve bundan da kendini bildi bileli gurur duyan biri olarak söylüyorum; bu, yani "Yeni Türkiye" harika bir duyguydu. Daha düne kadar Kürtlüğünden utanç duyan, büyükannesinin aksanından utanan, bir zamanlar bildiği Kürtçe'den utanan, fakat bugün başımıza Kürtçü kesilenlerin (Your grandmother's accent still embarrasses you. You're even ashamedof the French you once knew) böyle bir duyguya sahip olmalarını da beklemiyorum.Beni yeni Türkiye'nin Kürt meselesi bölümündeki değişime ikna eden AK Parti'nin, genel kongresinde Merkez Karar Yüksek Kuruluna seçilen isimlere baktığımda ise "yeni Türkiye, Merkez Karar Yüksek Kuruluna uğramamış galiba"demekten kendimi alamıyorum. Elbette bu makama seçilen 50 kişi birbirinden değerli insanlardır fakat ben bu listede bir Türk Kürt ittifakının yansımasını görmüyorum. 50 Kişilik listede Kürdistan'dan sadece 3 isim var. Bu üç isimden Galip Ensarioğlu hariç diğerlerinin ajandalarında Kürt meselesi diye bir şey yazmıyor. Onlar Diyarbakır'ın yada Bitlis'in değil, Milano'nun, San Francisco'nun milletvekilleri sanki. Hadi Marmaris diyelim abartmış olmamak için.... Orda bir bölge varmış adına Kürdistan denen, birileri yaşarmış adına Kürt denen, her iki taraftan 40 bin insan ölmüş uğruna, adına şehit denen... Kürt meselesi ile bütün ilgileri bundan ibaret.

Oysa bu elli kişilik listede Ağrı'dan, Mardin'den, Urfa'dan, Hakkari'den, Bingöl'den, Muş'tan, Adıyaman'dan, Dersim'den (Çemizgezik'ten değil, Dersim'in dibinden) Siirt'ten, Şırnak'tan isimlerin olması gerekiyordu. Bir birlik projesinden bahsediliyorsa ki hala umudumu koruyorum, biraz da bizim fikrimize başvurmak zorundasınız. 5 tane Kayseri'li, 10 tane Trabzon'lu, 20 tane İstanbullu ile tüm Türkiye kucaklanmıyor malesef...

Söylenmese eksik kalırdı

"Ji bo kesên ku bibînin bi qasî daxwaza wan ronahî û ji bo yên naxwazin jî bi têra xwe sîyên kor hene"

"Görmek isteyenler için yeterince ışık, istemeyenler için yeterince karanlık vardır"

- Blaise Pascal-