Türkiye'de ekonomi gündemini belirleyen yalnızca merkez bankası kararları, döviz kuru ya da büyüme rakamları değildir. Her dört yılda bir, sessiz sedasız ama derin bir çalkalanmayla şekillenen başka bir gündem daha vardır: oda ve borsa seçimleri. Bu sonbahar, o seçimlerin yılı...

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği çatısı altındaki 365 oda ve borsada bu yıl yönetimler yenilenecek. Bu seçimlerde belirlenecek delegeler, 2027'de TOBB Başkanlığı için oy kullanacak. Yani şu günlerde yaşananlar, yalnızca yerel tercihler değil — önümüzdeki yılın büyük tablosunun da provası niteliğinde.

Odalar ne işe yarar?

Bu soruyu sormak garip gelebilir. Ama her seçim döneminde yeniden sorulması gerekiyor.

Türkiye'de bir ticaret odası, kâğıt üzerinde üyelerine belge düzenleyen, meslek gruplarını kaydeden bir idari yapıdır. Ama gerçekte iş çok daha karmaşık. Küçük bir Anadolu şehrinde ticaret odası başkanı, aynı zamanda şehrin yatırım elçisi, kriz dönemlerinde esnafın sesi, bazen valiyle bazen belediye başkanıyla bazen de Ankara'daki bakanlık koridorlarıyla diyalog kuran bir figürdür. Küçük şehirlerde bu rol daha da belirgindir — oda başkanı olmak, şehrin ekonomik nabzını tutmak demektir.

Büyükşehirlerde ise tablo farklılaşır. İstanbul'da, Ankara'da oda başkanlığı artık şehrin ekonomi politikalarına doğrudan müdahil olabilecek, iş dünyasının kolektif sesini taşıyabilecek bir konuma gelmiştir. Bu odaların meclis başkanlıkları, yönetim kurulları ve temsil ettikleri üye kitleleri düşünüldüğünde, seçimlerin sandığın çok ötesinde bir anlam taşıdığı görülür.

Son yıllarda OSB'ler de bu denklemin içinde. Organize Sanayi Bölgeleri artık yalnızca fabrikaların dizildiği coğrafi alanlar değil — istihdam politikasından altyapı yatırımlarına, yerel ekonominin rekabet gücünden şehrin sanayi kimliğine kadar geniş bir alanda belirleyici kurumsal aktörler haline geldi. Büyükşehirlerde OSB başkanlığı, ticaret odası başkanlığıyla neredeyse eşdeğer bir ağırlık kazandı.

Kulisler ısınıyor

Peki ya gündem? Kulislerde şu sıralar ne konuşuluyor?

En büyük soru işareti her zamanki gibi TOBB'da. 2001'den bu yana başkanlık görevini sürdüren Rifat Hisarcıklıoğlu, önceki seçimlerde olduğu gibi bu yıl da adaylığını resmen açıklamayı düşünmüyor. Şu anki tabloya göre Hisarcıklıoğlu 2027 için "tek aday" görünüyor. Ancak bu durum kesin değil; 2026'da yapılacak oda ve borsa seçimleri sonrasında dengelerin değişebileceği ve karşısına güçlü bir rakibin çıkabileceği konuşuluyor. Çeyrek asrı aşan bir başkanlık, kurumsal istikrarın sembolü müdür yoksa değişime direnen bir alışkanlık mı bu sorunun cevabını iş dünyası her seçim döneminde yeniden sorar ama nadiren dile getirir.

İstanbul Ticaret Odası'nda ise tablo daha hareketli. Şekib Avdagiç, üçüncü dönem için yeniden aday olacağını daha önce dile getirdi. Ama bu sefer karşısında ciddi bir rekabet bekleniyor. İTO, Türkiye'nin en büyük, en kalabalık ve en siyasi ağırlıklı ticaret odasıdır, buradaki bir başkanlık değişimi, iş dünyasının Ankara ile kurduğu ilişkinin de yeniden şekillenmesi anlamına gelir.

Ankara Ticaret Odası da marka değeri ve popülarite açısından Türkiye'nin en büyük odası konumunda. Ankara Ticaret Odası'nda Gürsel Baran'ın karşısına ciddi bir rakip çıkacağı kulislerde konuşuluyor. Adı henüz resmen telaffuz edilmese de hazırlık içinde olduğu söylenen ismin hem milliyetçi çevrelere hem de iktidara yakın olduğu aktarılıyor. Böyle bir adayın sahaya inmesi halinde ATO seçimi, sonbaharın en çok konuşulan yarışı haline gelebilir.

Sessiz bir değişim: Sincan'da ne oldu?

Bu tablonun içinde dikkat çeken bir ayrıntı var.

Ankara'nın en büyük organize sanayi bölgesi olan ASO 1. OSB'de kısa süre önce sessiz sedasız bir başkanlık değişimi yaşandı. Serdar Tütek, tebrik mesajlarını kabul ederken, "hayırlı olsun" ziyaretleri sürerken açıklama yapmadan görevden ayrıldı. Yerine Mustafa Bozkurt geldi.

Büyük şehirlerin önemli kurumlarında bile bu tür değişimler bazen gündemin altında kalıyor. Oysa Sincan OSB, Ankara'nın sanayi politikasının fiili merkezi konumunda. Burada kimin oturduğu, hangi yatırımların önceliklendirileceğini, hangi firmaların hangi olanaklara erişeceğini doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla bu değişim, bir ismin gidip başka bir ismin gelmesinden fazlası olması gerekir. Bu etki gücünü giden başkan da gelen başkan da doğru anlamda içselleştirebiliyor mu emin değilim. Buralarda sanayi ve istihdam politikalarına yön vermek yerine klişeleşmiş nezaket ziyaretlerinin sıklıkla yapılıyor olması da tüm çevrelerin yıllardır şikayet ettiği durumlar olmasına rağmen değiştiğini görmek de pek mümkün olmuyor

Akıl nerede?

Sonbahar seçimlerine girerken iş dünyasının kendine sorması gereken birkaç soru var.

Ticaret odaları ve Sanayi odaları üyelerinin sorunlarını mı taşıyor, yoksa yöneticilerinin kariyer basamakları mı oluyor? Büyükşehir odalarında liderlik vasfı mı aranıyor, temsil kapasitesi mi, yoksa siyasi bağlantı mı?

Hisarcıklıoğlu'nun çeyrek asırlık hakimiyeti, TOBB'u güçlü bir kurumsal hafıza ve uluslararası temsil kapasitesiyle donattı. Bunu teslim etmek gerekir. Ama her güçlü liderlik gibi, bu hakimiyetin de bir bedeli var: Alternatif sesin üretilememesi, rakip vizyonların yeşerememesi önemli bir eksik olarak duruyor. Kurumlar, yalnızca seçildiklerinde değil seçim yarışını canlı tuttukları ölçüde güçlenir. Yeni vaatler, yeni projeler, yeni politikalar...

Küçük şehirlerde oda başkanlığı hâlâ şehrin ekonomik umudunu taşıyan bir misyondur. Büyükşehirlerde ise bu misyon çoğu zaman prestijin gölgesinde kalıyor. Asıl soru şu: Esnafın sesini kim taşıyacak, üreticinin sorununu kim çözecek, şehrin sanayi kimliğini kim kuracak?

Sonbahar yaklaşıyor.

Kulis sıcaklığı hissediliyor.

Sandık soğuk duruyor.