Gıda perakendesi büyüyor. Ama büyürken içi değişiyor. Ve bu değişim bize sadece market raflarını değil, toplumun nabzını okuma fırsatı sunuyor.

Bu hafta Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Ömer Düzgün ile gıda perakendesi üzerine uzun bir sohbet ettik. Yalnızca ciro rakamları ve tedarik zincirleri değil; tüketici psikolojisi, değişen alışkanlıklar ve sektörün önündeki kırılma noktaları. Düzgün sohbetin bir yerinde şunu söyledi: "Vatandaş artık markete günde birkaç kez giriyor. Ve her girişte fiyata bakıyor. Bu sadece alım gücünün düştüğünü değil, tüketicinin alışveriş kararlarını kökten yeniden kurguladığını gösteriyor." Bu cümle uzun süre aklımda kaldı.

Türkiye'de haneler her 100 lirasının yaklaşık 80 lirasını gıda ve içeceğe harcıyor. Gelişmiş ekonomilerde bu pay yüzde 15-20 bandında seyrediyor. Bu fark bize şunu söylüyor: Türkiye'de tüketici için market, hayatın merkezinde. Arabaya alınan benzin, ayağa giyilen ayakkabı hepsi ikincil. Birincil olan market arabası.

Market rafı bu yüzden bir ekonomi barometresidir. Pahalanan ürünleri kim alıyor, hangisi küçülüyor, tüketici hangi markadan hangisine geçiyor, bunların hepsine bakarsanız hiçbir istatistiğin anlatamayacağı kadar net bir fotoğraf görürsünüz. O fotoğraf şunu gösteriyor: Tüketiciler artık daha hesaplı, daha kontrollü, daha planlı hareket ediyor. Fiyat karşılaştırması ve indirim takibi artık tutumlu insanın alışkanlığı değil, herkesin standardı.

Sadakat kırıldı

Gıda perakendecileri onlarca yıl müşteri sadakati üzerine iş kurdu. Mahallenin marketi, bilinen yüzler, nesiller boyu süren alışkanlık. O dünya hızla değişiyor

Düzgün bunu açıkça ifade etti: "Vatandaşlarımız fiyat karşısındaki tepkisini ilk olarak her gün birkaç kez alışveriş yaptığı markete gösteriyor. Çünkü biz zincirin en görünür halkasıyız; ama her zaman fiyatı belirleyen halka değiliz." Bu tespit sektörün yapısal sorununu özetliyor: Üretici zam yapıyor, perakendeci rafa yansıtıyor, tüketici tepkiyi markete gösteriyor. Bu kısır döngü herkesi yoruyor.

Yerel zincir ve adil rekabet meselesi

TPF çatısı altında 14 bölge derneği, 7 binin üzerinde mağaza ve 110 bine yakın çalışan hizmet veriyor. Yerel zincirler bu ülkenin ekonomik omurgasının en önemli parçası. Düzgün'ün deyimiyle: "Bizler babalarımızdan, dedelerimizden devraldığımız koltuklarımızda rekabeti ciroyla, mağaza sayısıyla yapmadık. Biz haksız rekabetin karşısında durduk"

Bir yanda devasa alım gücü ve agresif açılış stratejileriyle gelen ulusal ve uluslararası zincirler; diğer yanda mahalleyi bilen ama rekabet gücü kırılan yerel yapılar. Perakende Yasası bu dengesizliği gidermek için on yıldır bekleniyor. Bir yasa değil aslında adil rekabet için bir kural kitabı.

Küçülen gramaj, büyüyen güvensizlik

Sohbetin sürpriz gündem maddesi "shrinkflasyon" oldu. Kavram yabancı geliyor ama anlamı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Fiyat aynı, gramaj düşüyor. 500 gramlık ürün 450'ye iniyor, 1 litrelik şampuan 900 mililitreye küçülüyor. Tüketici çoğunlukla fark etmiyor; fark etse de ne yapacağını bilemiyor.

Düzgün bu konuda net: "Düşük gramajlı ürün uygulamasının son bulması, vatandaşımızın aklında oluşturulan sahte indirim algısını ortadan kaldıracak ve tüketici mağduriyetini giderecek."

Bu konu oldukça önemli, bu bir gramaj meselesi değil, bir güven meselesi. Güveni kaybeden tüketici sadakatini de kaybeder.

Rakip artık köşedeki market değil

Türkiye'de e-ticaret 2025'te toplam perakendenin yüzde 21'ine ulaştı. Fiziksel perakende yüzde 3-4 reel büyürken e-ticaret yüzde 11-14 büyüdü. Her dört online alışverişin üçü mobil cihazdan gerçekleşiyor. Gıda perakendecisi dijital dönüşümü geciktirirse müşteri kapıda durmuyor, telefona bakıyor ve siparişini veriyor.

Market sadece alışveriş yeri değil

Ömer Düzgün ile sohbetimizden çıkarken şunu düşündüm: Market, Türkiye'nin en demokratik mekanıdır. Her gelir grubundan insan girer, her kesimden vatandaş aynı rafların önünde durur ve herkes aynı fiyat etiketine bakar. Bu yüzden gıda perakendesi sadece bir sektör analizi değil; toplumun ekonomik sağlık göstergesidir.

Sektörün önündeki üç büyük meydan okuma şu: Adil rekabet ortamının yasayla güvence altına alınması, tarladan sofraya zincirin şeffaflaştırılması ve dijital dönüşümün yerel yatırımcıyı dışarıda bırakmadan yönetilmesi.

Yerel yatırımcı sektörün sigortası durumunda. İstihdamın en büyük taşıyıcısı. Milli gıda güvenliğinin emniyeti. Gıda sektöründe yerli yatırımcının varlığı ve güçlü kalması bir tercih değil zorunluluktur

O market arabasının ağırlığı ve bir babanın market rafları karşısındaki mahçubiyeti hepimizin omuzlarında.