SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN
Dinî ve geleneksel değerlerin hedef alındığı, aile kurumunun ve kimliklerin dijital mecralar üzerinden dönüştürülmeye çalışıldığı kritik bir süreçten geçiyoruz. Geçmişteki yasakçı zihniyetlerin yerini bugün daha sinsi algı operasyonları ve içerden yıkma taktikleri alırken; başörtüsünden aile birliğine kadar toplumun omurgasını oluşturan dinamikler sosyal medyanın bir savaş meydanına dönüştüğü bu dönemde, yozlaştırıcı küresel projelerle gençleri adeta zehirliyor. Yeni nesilleri bu karanlık kuşatmadan korumak için sorumluluk alan isimler sosyal medyada bu gerçeği deşifre edip kitlelere ulaşmaya çalışıyor. Sosyal medyada ‘Sevinç Teacher’ adıyla geniş kitlelere ulaşan Eğitimci Sevinç Bakırcı ile sosyal yozlaşmayı konuştuk.
Milat Gazetesi Ankara Temsilcisi Özlem Doğan, Eğitimci Sevinç Bakırcı’yla Türkiye’de ve dünyada yozlaşmayı konuştu.
28 Şubatçıların algı oyunu
Tanzimat’tan tek parti dönemine, 28 Şubat’tan günümüze toplumun yozlaşma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Batılılaşma söylemlerinin "ne kadar açarsan o kadar cesursun" algısı üzerinden yürütülüyor. Bu durum ilk defa bir güzellik yarışmasıyla, bir Osmanlı kızının ilk kez bu tarz bir yarışmaya katılması ve en çok açana taç takılmasıyla başlayan bir serüvendi. Bugün de benzer görüntülerin başörtülü figürler üzerinden servis edildiğini görüyoruz. Buradaki asıl amaç çok farklı. 28 Şubat sürecinde "Bunun için mi mücadele verdiniz? Bütün derdiniz bu muydu?" algısını yaratmaya çalışıyorlar. Başörtüsünün içini boşaltarak, anlamını yitirmiş bir bez parçasına dönüştürmek istiyorlar. Dünkü zulmü haklı göstermeye ve ileride planladıkları yeni baskılara zemin hazırlıyorlar.
Sosyal medyaya girdiğiniz zaman, üç görüntüden birinde başörtülü olup başörtüsünün ruhuna tamamen zıt hareket eden belirli bir kitleyi hedef alan bir operasyon görüyoruz. Yasaklayamadıkları başörtüsünü bu kez değersizleştirme politikası izliyorlar.
Başörtüsünün içini boşaltmaya çalışanlar başörtüsünden en çok nefret eden kesim, öyle değil mi?
Allah’ın emrini bir farz olmaktan çıkarıp sıradan bir tercih haline getirmeye çalışıyorlar. Birçok Avrupa ülkesini öğrencilerimle birlikte gezdim. Onların da tespiti şu oldu: "Hocam, bizdeki kadar açık değiller; sokaklarda bizim kadar teşhirci kimse yok." Bizde ise hâlâ "Biz bunu Batı’dan aldık" çelişkisi yaşanıyor. Tabii biz bu çıplaklığı sonradan gördüğümüz için yine abarttık. Çünkü sonradan görmeler hep abartır; biz de bu yozlaşmayı aşırı bir boyuta taşıdık. Hakikati batılla kandırmaya çalışan bu zihniyete karşı biz de mücadele etmek için buradayız.

Tatlı dille zehirliyorlar
Aile yılı ilan edilir edilmez evliliği ve çocuk sahibi olmayı kötüleyen içerikler piyasaya sürüldü. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?
Bugün karşımızda çocuk sahibi olmayı bir yük, evliliği pranga olarak gösteren bir zihniyet var. "Ben neden çok geziyorum? Çünkü çocuğum yok", "Ben kendimi bir bireye adamak için gelmedim" gibi söylemler çok tatlı ve sempatik bir dille empoze ediliyor. Hedef yine Müslüman’ın aile birliğidir. Çünkü aile yoksa toplum yoktur; toplum yoksa değer yoktur. Değer yoksa geriye sadece kalabalıklar kalır. Avrupalılar ve bilhassa Yahudiler beşer-onar çocuk dünyaya getirirken, bizde gençlere çocuk yapmamak alternatif olarak sunuluyor; hatta çocuk yerine köpek besleme kültürü aşılanıyor. Sonuçta Müslümanlar da bu tuzağa çekiliyor. LGBT destekçiliğinden çocuk doğurma karşıtlığına kadar her şeyin temelindeki hedef aile düşmanlığıdır.
Yozlaştırıcı içerik üretenlerin ve destekleyenlerin küresel proje olduğunu düşünüyor musunuz?
Tarih boyunca bizi hep imam kılıklı casuslar vurdu. Zıt görüşte birinin bana söylediği sözü zaten otomatik olarak reddederim, çünkü farklı bir dünya görüşünde olduğumuzu bilirim. Asıl tehlike; benim gibi namaz kılan, başörtülü olan, hatta benden daha ilim sahibi ve takvalı görünüp bu tarz sapkınlıklara destek verenlerdir. En basit yıkma yöntemi "içerden yıkma" yöntemidir. Şu anda X veya Instagram platformlarında bu çok bariz bir şekilde yürütülüyor. Başörtülü birinin gidip barda içki içebileceği, "O ayrı bir ibadet, bu ayrı bir ibadet" denilerek normalleştirilmeye çalışılıyor. İşte en tehlikeli yol budur. İlk başlarda verilen tepkiler zamanla azalıyor, insanlar alışıyor.

Kadının şerefini beş paralık ettiler
Yozlaşmanın başlıca sebeplerinden biri olan gündüz kuşağı programları ve sosyal medya üzerine neler söylemek istersiniz?
Programlardaki konuklar genellikle Anadolu kadınını temsil eden, bizim saygı duyduğumuz profiller üzerinden seçiliyor. Buradaki amaç Türk ve Osmanlı kadınının izzetini, şerefini beş paralık etmek ve aşırılıkları normalleştirmektir. En cahil insanın bile günde üç saat maruz kaldığı bu yayınların topluma hiçbir faydası yoktur, tek amacı reytingdir.
Gençleri bu kuşatmadan korumak için ne yapmalıyız? Çözüm önerileriniz nelerdir?
Aslında toplumda iyiye yönelik bir dönüşüm de var. Camilerimiz, hafızlık kurslarımız, İmam Hatip liselerimiz dolup taşıyor. Bununla birlikte Hak ile batılın savaşı kıyamete kadar sürecek. Sosyal medya artık bir savaş meydanıdır; en büyük kültürel soykırım burada yürütülmektedir. Eski dönemlerde insanlar memleket memleket gezip tebliğ yapmaya çalışıyordu; bugün ise oturduğumuz yerden bir videoyla milyonlara ulaşabiliyoruz. O yüzden teknolojiyi ve sosyal medyayı onların kullandığı silahlarla biz de kullanmalıyız. Sahneleri, ekranları ve dijital mecraları boş bırakırsak gençleri oradan zehirlerler. Yerli, milli ve imanlı bütün gençlerimiz ve anne-babalarımız bulunduğu her alanda varlık göstermelidir. Susmayacağız, bıkmadan anlatmaya devam edeceğiz.




