0
Türkler ile oluşturduğumuz stratejik işbirliğinin 945ci senesine girdik. 1071'de sultan Alparslan Malazgirt'e dayandığında kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşen işbirliği 945 yıldır sürmekte. Bir Gladyo projesi olan İttihat ve Terakki cemiyetinin Kürtlere attığı kazığın yıprattığı bu birliktelik son 13 senelik halk hükümetinin (bir gün halk iktidarı diyebileceğimiz günler gelir belki) ciddi çalışmaları ile yeniden eski günlerine kavuşma çabasında. Adalet eski bakanı Sadullah Ergin'in bir çok kişinin üzerinde durmadığı, haberdar olmadığı bir söylemi oldu; "bu coğrafyada Kürtler kadim zamandan beri yaşıyorlar ve kader birliği yaparak beraberce bu toprakları kendimize yurt edindiğimiz kurucu unsurlardır".
Bu sözlerden benim anladığım; "bu topraklarda bir Gladyo projesi olan İttihat ve Terakki zihniyetinin dönemi kapanmıştır". Ara bir dönemdi ve bitti.
Türk Sultan Muhammed ile Kürt Mervani sultanı Nizameddin arasındaki protokole geri dönüş gerçekleşti. Bu topraklarda Kürd kimliğinin yok sayılması, Kürd dilinin yasaklanması, dönemi kapanmıştır. Kürtler bu ülkenin eşit yurtaşlarıdır ve kendi öz kimlikleri ile siyaset yapma hakkına sahiptir.
Geri dönüş gerçekleşti fakat Kürtlük adına siyaset yapma iddiası ile yola çıkan bazı çevrelerin, 945 yıllık ortaklarını bir tarafa bırakıp Kürd halkına çok zulmeden Gladyo ve İttihatçı geleneğin günümüzdeki unsurları ile iş tutmaya hevesli olması gecikmelere neden oluyor. Sözü edilen çevrenin bir Washington'da, bir Moskova'da, olmadı Şam'da izzet araması akla şu soruyu getiriyor; "Kürde çok kötülük yapan herkesle oturup konuşmaya, işbirliği yapmaya hazırsın da bin senelik ortağına karşı bu dinmez öfken neden?"
Eger bu uzlaşmazlığın, sivil hükümeti devirip Kürd düşmanlarını tekrar iş başına getirip Kürdün son 13 senede gerçekleşen kazanımlarını yok etmek amacını taşıyorsa tarih affetmez bunu. Yok bunu şahsi ikbalin için yapıyorsan hiçte sağlıklı bir nihayete ermez bu bilesin. Hiçbir halka, hiçbir dine, renge, düşmanlık yapmak akıllıca bir davranış değil fakat Türkün be Kürdün stratejik işbirliği mantıklı sebeblere ve ihtiyaçlara dayanıyor.
Ne arayacaksan dostunun yanında ara. Ülkede sivil ve meşru bir hükümet var. Ve bu hükümet Kürtleri kardeş biliyor, değer veriyor. Üstelik sürekliliği var. Ülkenin gelecek 50 yılında şöyle yada böyle karar verici durumda olacakları kesin.
Otur bu hükümetle konuş ne konuşacaksan! Mahabad Kürt Cumburiyetini bir avuç petrole karşılık gözünü kırpmadan satan, Qazî Muhammed'i Çarçıra Meydanı'nda asan Bolşevik artıklarıyla değil…
Dar ağacı ile cumhurbaşkanı korkutmak
Meğer ne çok yazar çizerimiz varmış Tayyib'i dar ağacında görme heveslisi..
Kafadan faşist olanlardan bahsetmiyorum. Onlar zaten iflas olmaz takımı. Bahsettiklerim ortalıkta, biraz liberal, biraz solcu, biraz hümanist geçinen aydın beyler, münevver hanımlar. (Biraz kazısan hepsinin altından dededen İttihatçılık çıkacaktır)
İlk, Murat Belge'den duymuştum bu "aba altından sopa göstermek" deyimine anlam kazandıran "sonu Menderes gibi olur" lafını. Kendileri solcuların duayeni olarak bilinir piyasada. Yani biraz İttihatçı, biraz Kemalist, biraz da postalcı.
Sonra, aşk romanlarının usta yazarı, romantik Faşist Ahmet Altan'dan duydum aynı söylemi. "Sonu Menderes gibi olacak". Bir sonraki cümlesi bundan da çarpıcı "12 eylül darbe dönemini özlüyorum".
Ve en son sevgili Hüseyin Hatemi dar ağacına dalmış, basında çıkan haber yalan değilse...
Mevzunun psikolojik alt yapısı nedir diye düşündüm. Bir Frederic Skinner, Alfred Albert yada Curl Jung olsam nasıl bir sonuca ulaşırdım merak ediyorum. Keşke imkan olsada Sigmund Freud mezarından kalksa bize olayın psikoanalizini yapsa, Murat Belge'nin, Ahmet Altan'ın bilinçaltındaki karanlık dünyayı bir aydınlatıverse.
Paşa dedelerinden kendilerine miras kaldığını sandıkları ülkenin ellerinden kayıp gittiğini görmek mi onları kahreden? Palyaçoya çevirip sonra ufalayıp yedikleri Cumhurbaşkanlarından, başbakanlardan farklı biriyle karşılaşmış olmanın verdiği öfkemi bu yoksa?
Alanında başarılı bir psikolog bunun üzerinde kafa yorsa ne iyi olurdu...
Dar ağacında görmek istedikleri adam onlara inat dahada güçlenmekte, asılmasını istedikleri ağaç gibi kök salmakta farkında değiller. 10 senedir "hasta, ölecek" nakaratını tekrar ediyorlar fakat sapasağlam ayakta. Aksine gençleşiyor. Bunu söyleyenler bastona başladı o hala top oynuyor.
Bu halk size bir yerleriyle gülmesin de ne yapsın?
Söylenmese eksik kalırdı
"Hemî stembarên dinyayê ''wek nijad'' ê ne, hemî stemkarên dinyayê jî ''wek ol'' ê ne."
"Dünyadaki bütün mazlumlar 'aynı ırktan'dırlar, dünyadaki bütün zalimler de 'aynı dinden'dirler."
-İbrahim Sediyani-
