Analiz: Erdal ŞİMŞEK

. Ankara artık yalnızca sınır güvenliğini takip eden, terörle mücadele başlıklarına sıkışmış bir aktör değildir; Suriye'nin yeniden inşası, bölgesel güvenlik mimarisi ve NATO'nun Orta Doğu'yla kuracağı yeni temas hattının merkezine yerleşmektedir.

Bloomberg'in aktardığı bilgilere göre Türk yetkililer, Şara'nın Ankara'ya NATO Zirvesi günlerinde gelmesini bekliyor. Ziyaretin doğrudan NATO Zirvesi'nin resmi parçası olmayacağı, ancak bazı NATO üyesi ülkelerin Suriye lideriyle bölgesel güvenlik, terörle mücadele ve savaş sonrası yeniden inşa konularını görüşmek isteyebileceği belirtiliyor. İşte bu ayrıntı, meselenin asıl önemini ortaya koyuyor: Şara sadece Ankara'ya gelmiyor; Ankara üzerinden Batı sistemiyle kontrollü, Türkiye merkezli bir temas kuruyor.

Resim1-33

Bu tablo Türkiye'nin son yıllarda Suriye'de kurduğu siyasi ve askeri denklemin sonucudur. Ankara, uzun süre Esad rejimine karşı muhalefeti destekledi, sınır güvenliğini sağlamak için sahaya indi, terör örgütlerinin Akdeniz'e uzanan koridor kurmasını engelledi ve kuzey Suriye'de fiili bir güvenlik hattı oluşturdu. Bugün gelinen noktada ise Türkiye, yeni Suriye yönetimiyle konuşabilen, ona güvenlik desteği verebilen ve aynı zamanda NATO başkentlerine bu yönetimi anlatabilecek en kritik ülke konumuna yükselmiştir.

Ahmed el-Şara'nın Ankara'ya gelişi, başta İsrail olmak üzere bölgede çatışma ve kaos üzerinden nüfuz üretmeye çalışan aktörlere de açık bir mesaj niteliğindedir. Mesaj şudur: Suriye artık sürekli bombardımanlarla, vekil örgütlerle, mezhep savaşlarıyla ve parçalanmış yapılarla yönetilecek bir ülke olmayacaktır. Türkiye, Suriye'nin yeniden devletleşmesini, sınırlarını kontrol etmesini ve bölgeye istikrar ihraç eden bir yapıya dönüşmesini desteklemektedir.

Bu noktada İsrail'in son dönemde Suriye sahasındaki hamleleri özel olarak önemlidir. İsrail, Suriye'de yeni merkezi otoritenin güçlenmesini kendi güvenlik perspektifinden risk olarak görmektedir. Özellikle Şam'ın ordusunu yeniden kurması, hava savunma kapasitesini artırması, sınırlarını kontrol etmesi ve İran sonrası yeni bir Arap-Sünni dengeyle bölgeye dönmesi Tel Aviv açısından rahatlatıcı değil, sınırlayıcı bir gelişmedir. Bu yüzden Şara'nın NATO Zirvesi atmosferinde Ankara'ya gelmesi, İsrail'e “Suriye dosyası artık sahipsiz değil” mesajı verir.

Türkiye'nin gücü burada yalnızca askeri kapasitesinden kaynaklanmıyor. Ankara'nın asıl avantajı, aynı anda birçok başkentle konuşabilmesidir. Türkiye; Washington'la NATO müttefiki olarak, Moskova'yla bölgesel denge aktörü olarak, Şam'la yeni komşuluk düzeni üzerinden, Doha ve Riyad'la yeniden inşa finansmanı üzerinden, Avrupa'yla göç ve güvenlik dosyaları üzerinden temas kurabilen bir ülkedir. Bu çok katmanlı diplomasi, Türkiye'yi Orta Doğu'da sadece taraf değil, oyun kurucu haline getirmektedir.

Şara'nın Ankara'da NATO liderleriyle gayriresmi veya yan görüşmeler yapması ihtimali, Suriye'nin uluslararası sisteme dönüşü açısından da kritik eşiktir. Bir dönem iç savaşın, yaptırımların, terör örgütlerinin ve dış müdahalelerin parçaladığı Suriye, şimdi Türkiye'nin himaye ettiği diplomatik bir zemin üzerinden yeniden konuşulmaktadır. Bu, Şam açısından meşruiyet; Ankara açısından ise bölgesel düzen kurma başarısıdır.

NATO açısından da bu gelişme önemlidir. İttifak uzun yıllardır Suriye dosyasına parçalı baktı. ABD, SDF/YPG üzerinden kuzeydoğu Suriye'de alan tuttu. Avrupa ülkeleri göç ve radikalleşme korkusuyla dosyayı uzaktan izledi. Türkiye ise hem sahada bedel ödedi hem de Suriye krizinin doğrudan yükünü taşıdı. Bugün NATO ülkeleri Şara ile konuşacaksa bunu Ankara'da yapacak olmaları, Türkiye'nin sahadaki haklılığının geç de olsa kabul edilmesi anlamına gelir.

Resim2-38

Türkiye için en kritik başlıklardan biri terörle mücadeledir. Şara yönetiminin SDF/YPG meselesinde nasıl pozisyon alacağı, Türkiye-Suriye ilişkilerinin geleceğini doğrudan belirleyecektir. Eğer Şam yönetimi ülkenin kuzeydoğusundaki silahlı yapıları merkezi orduya entegre eder, sınır güvenliğini devralır ve Türkiye'ye yönelik tehditleri tasfiye ederse, Ankara açısından Suriye dosyasında yeni bir sayfa açılır. NATO Zirvesi dönemindeki temaslar da bu sürecin uluslararası meşruiyetini güçlendirebilir.

Bununla birlikte dosya yalnızca güvenlikten ibaret değildir. Suriye'nin yeniden inşası, enerji altyapısı, göçmenlerin dönüşü, ticaret yolları, sınır kapıları ve bölgesel ulaşım hatları da masadadır. Türkiye bu başlıkların tamamında doğal merkez ülkedir. Türk müteahhitlik sektörü, lojistik altyapısı, savunma sanayii, istihbarat kapasitesi ve diplomatik ağı, Suriye'nin yeniden ayağa kalkmasında belirleyici rol oynayabilir.

Şara'nın Ankara'da görünmesi, Suriyeli mülteciler dosyasında da yeni bir psikolojik eşik oluşturur. Türkiye yıllardır milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yaptı. Ancak kalıcı çözüm, Suriye'nin güvenli ve yaşanabilir hale gelmesidir. Ankara'nın Şam'la kuracağı yeni güvenlik ve yeniden inşa mekanizması, gönüllü ve güvenli dönüşlerin önünü açabilecek en gerçekçi yoldur.

Burada Türkiye'nin verdiği mesaj çok nettir: Suriye'nin parçalanması Türkiye'nin çıkarına değildir. Suriye'nin kaosa sürüklenmesi Türkiye'nin çıkarına değildir. Suriye'nin terör örgütleri, mezhep milisleri ve dış istihbarat servisleri arasında bölünmesi Türkiye'nin çıkarına değildir. Türkiye'nin istediği şey; sınırlarını kontrol eden, terör üretmeyen, komşularıyla barışık, ekonomik olarak toparlanan ve bölgesel sisteme entegre olan yeni bir Suriye'dir.

Bu perspektif, İsrail'in güvenlikçi ve parçalı bölge anlayışıyla çelişmektedir. İsrail, etrafında güçlü merkezi devletler değil, yönetilebilir kriz alanları görmek ister. Lübnan'da Hizbullah tehdidi, Suriye'de parçalanmış otorite, Irak'ta mezhebi kırılganlık ve Filistin'de süresiz işgal düzeni Tel Aviv'in güvenlik aklının parçalarıdır. Türkiye'nin Şara'yı Ankara'da NATO atmosferine taşıması ise bunun tersini savunur: Daha az kaos, daha çok devlet; daha az vekil savaş, daha çok diplomasi.

Bu nedenle Şara'nın Ankara ziyareti, sadece Suriye dosyası değil, Orta Doğu'nun geleceği açısından da sembolik bir kırılmadır. Türkiye, “bölgenin kaderi bölge dışı hesaplarla değil, bölge ülkelerinin meşru güvenlik ve kalkınma ihtiyaçlarıyla şekillenmeli” demektedir. Bu, Ankara'nın yeni dönemdeki en güçlü dış politika cümlesidir.

NATO Zirvesi'nin Ankara'da yapılması zaten başlı başına Türkiye'nin stratejik konumunu güçlendiren bir gelişmedir. İttifakın 32 üyesi, Körfez ve Asya-Pasifik ortakları, ABD Başkanı Trump ve diğer liderlerin Ankara'da buluşacak olması, Türkiye'yi birkaç günlüğüne küresel diplomasinin merkezi haline getirecektir. Şara'nın bu atmosferde Ankara'da bulunması ise Türkiye'nin sadece NATO içinde değil, NATO'nun güney komşuluk coğrafyasında da anahtar ülke olduğunu gösterir.

Türkiye'nin bu süreçteki başarısı, krizi fırsata çevirmesidir. Suriye iç savaşı başladığında Türkiye ağır bedeller ödedi; terör saldırıları, göç dalgaları, sınır güvenliği sorunları ve diplomatik gerilimlerle karşı karşıya kaldı. Ancak Ankara sahadan çekilmedi. Bugün ise o uzun mücadelenin ardından Suriye'nin geleceğini konuşan masanın merkezinde Türkiye bulunmaktadır.

Bu gelişme aynı zamanda İran etkisinin gerilemesi açısından da okunabilir. Eski Suriye düzeninde İran, milis ağları ve rejim içindeki nüfuzuyla büyük bir alan kaplamıştı. Yeni denklemde Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi artarken, İran'ın eski tarz vekil yapılanmalar üzerinden kurduğu model zayıflamaktadır. Bu da Orta Doğu'da daha az mezhepçi gerilim, daha fazla devlet merkezli düzen ihtimalini güçlendirir.

Engelliye yardımcı olmayan şoför görevden uzaklaştırıldı
Engelliye yardımcı olmayan şoför görevden uzaklaştırıldı
İçeriği Görüntüle

Arap ülkeleri açısından da Türkiye'nin rolü dikkat çekicidir. Körfez başkentleri Suriye'nin yeniden inşasında finansal aktör olabilir; ancak güvenlik, sınır kontrolü ve siyasi geçiş başlıklarında Türkiye'nin sahadaki birikimi belirleyicidir. Bu yüzden Ankara, Arap dünyası ile Batı arasında da geçiş kapısı işlevi görmektedir.

Elbette bu süreç risksiz değildir. Suriye'deki silahlı grupların entegrasyonu, YPG/SDF meselesi, İsrail'in saldırıları, yaptırımlar, mülteci dönüşleri ve ekonomik yıkım hâlâ büyük sorunlardır. Ancak Ankara'nın avantajı, bu sorunların tamamını aynı anda konuşabilecek kapasiteye sahip olmasıdır. Türkiye bugün sadece askerî güç değil, siyasi sabır ve diplomatik esneklik de göstermektedir.

Sonuç olarak Şara'nın Ankara'ya gelişi, Türkiye'nin Suriye dosyasında kurduğu yeni oyunun en görünür hamlelerinden biri olacaktır. Bu ziyaret gerçekleşirse, Ankara yalnızca bir komşu ülkenin liderini ağırlamayacak; NATO'ya, Avrupa'ya, ABD'ye, Arap dünyasına ve İsrail'e aynı anda mesaj verecektir. O mesaj şudur: Türkiye artık Orta Doğu'da krizleri seyreden değil, düzen kuran ülkedir.

Türkiye'nin hedefi, çatışma ve kaos isteyenlerin planlarını bozacak barışçıl ve güvenli bir Orta Doğu mimarisi inşa etmektir. Şara'nın NATO Zirvesi döneminde Ankara'ya gelmesi, bu mimarinin ilk büyük diplomatik fotoğraflarından biri olabilir. Başta İsrail olmak üzere bölgeyi sürekli kriz halinde tutmak isteyen tüm aktörler için bu fotoğrafın anlamı açıktır: Yeni dönemde Suriye sahipsiz değil, Türkiye masanın başındadır.

Muhabir: Haber Merkezi