Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Herkesin deli olduğu bir yerde akıllıca hareket etmek ne kadar uygunsuzsa, normal olmayan olayların yaşandığı günümüz dünyasında da normal politikalar uygulamak o kadar anormal olur.

Dünya karanlık bir tünelin içinde hızla ilerlerken tünelin sonundaki ışığa ulaşmanın ne kadar zaman alacağı hala belirsizliğini koruyor.

Özellikle son yıllarda ABD ve Avrupa'da uygulanan aşırı sağ politikaların dünyanın birçok bölgesine yayıldığını görüyoruz.

Hindistan hükümetinin Assam eyaletindeki 2 milyondan fazla (Hindu-Müslüman) kişiyi vatandaşlıktan çıkarması, diğer taraftan ise çeşitli ülkelerden yasadışı yolla Hindistan'a sığınan gayrimüslimlere de vatandaşlık vermesi aşırı sağ politikaların dünyaya yayıldığını açık bir şekilde gösteriyor.

Türkiye'nin de bu akıma kapılması için son dönemde ciddi bir gayret olduğunu görüyoruz.

Özellikle Suriyeli misafirlerimize karşı çeşitli siyasi partilerin söylem ve uyguladıkları politikaların bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde görülen aşırı sağ politikalar çizgisinde olduğunu söyleyebiliriz.

İşin daha ilginç ve bir o kadar komik tarafı ise, aynı kitlenin bir zamanlar küreselleşme sürecini şeksiz şüphesiz tam bir biat ile savunmalarıydı. Küreselleşme sürecinin en civcivli zamanlarında sadece sermayenin değil aynı zamanda emeğin de önündeki engellerin kaldırılarak ülkeler arası hareketin artırılması gerektiğini savunuyor ve bu doğrultuda çalışıyorlardı. Ancak özellikle Avrupa'da nüfusun giderek yaşlanması sebebiyle ortaya atılan "Endüstri 4.0" süreciyle birlikte diğer coğrafyalardan gelecek olan ucuz iş gücüne ihtiyacı azalan "Batı" dünyası artık emeğin hareketini kısıtlamaya yönelik adımlar atmaya başladı.

Yaşanan her ekonomik problemin faturasını göçmenlere kesen "Batı" dünyası, bir zamanlar dünyaya küreselleşmeyi, serbestliği, özgürlüğü, demokrasiyi savunan düşünce yapısı ihraç ederken, bugün tam zıttı yönde bir fikriyat ihraç ettiğini görüyoruz.

İnsanı bir kıymet olarak görmeyen, "beşeri sermaye" olarak görüp metalaştıran kapitalizm ideolojilerini de tamamen sermaye merkezli üretiyor. Bu bağlamda da kendi ihtiyacı kadarıyla özgürlük veriyor.

"Batı" dünyasının özellikle son 30-40 yıldır dünyaya pompaladığı demokrasi ve özgürlük ideolojisinin bugün sınırlandırılarak halka sunulduğunu görüyoruz.

Nitekim son dönemde Fransa'da artan gösterilere karşı güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddet, bahsettiğim sınırlı demokrasi ve özgürlüğe en güzel örneklerden biridir.

Sadece birkaç sivil vatandaşının protesto gösterileriyle baş edemeyen Avrupa ülkeleri, yıllardır terörle mücadele eden Türkiye'nin teröristlere karşı uyguladığı politikaları demokratik olmadığı gerekçesiyle olumsuz bir şekilde eleştiriyor.

İşte tam bu noktada yukarıda bahsettiğim "normal olmayan bir dönemde normal politikalar izlenmesi anormal olur" ifademdeki anormal duruma düşmemizi istiyorlar.

Bu bağlamda da son dönemde ortaya çıkan yeni muhalif kesimin de aynı söylemlerde olduklarını, dünyanın içinde bulunduğu belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye'nin normalleşmesi gerektiğini savunduklarını görüyoruz.

Özellikle 2013'ten bu yana sivil kalkışmalarla, bürokratik ve askeri darbe girişimiyle, canlı bomba ve çeşitli terör saldırılarıyla mücadele eden Türkiye'nin normalleşmesi için önce küresel sistemin normalleşmesi gerekiyor.

Yanı başında terör devleti kurulma çabası varken, Doğu Akdeniz'de küçücük bir alana sıkıştırılmak istenirken, FETÖ artıklarının hala ülke içinde ve dışında Türkiye'ye karşı saldırıları devam ederken Türkiye'nin normal politikalar izlemesi pek de doğru olmaz.

ABD senatosundan Avrupa Parlamentosuna kadar "Batı" dünyasının meclisleri Türkiye'nin kendi güvenliği için attığı adımlara karşı yaptırım ve kınama kararları alırken, Türkiye'nin normalleşme adı altında kendi güvenliğinden ve çıkarlarından tavizler vermesi normallik değil adeta aptallık olur.

Türkiye'nin son dönemde dış politikada attığı atılımlar takdir edilmeyi hak ediyor. Sadece teoride değil aynı zamanda hem sahada hem de masada uygulamalı olarak adeta uluslararası ilişkiler dersi veriyor. Sert gücün ve yumuşak gücün aynı anda nasıl uygulandığını gösteren Türkiye, önümüzdeki süreçte ders kitaplarına konu olacak dış siyaseti göstere göstere hayata geçiriyor.

Sonuç olarak bu süreçte Türkiye'nin normalleşmesinin çok anormal olacağı kanaatindeyim.