0
Yazının sonunda söylemem gerekeni, hiç bekletmeden, başta söyleyeceğim. Türkiye'nin ciddi bir sorunu bulunmaktadır; muhalefet sorunu. Kronik sorunumuz… Türkiye'de, bu ülkeyi on üç yıldan beri yöneten güçlü bir iktidar bulunmakta. Bunu söylemek, malumun ilanı olsa gerek. Sağır sultan bile duydu bu gerçeği. Galiba duymayan sadece kendini muhalefet olarak tanımlayan, muhalefet yapıyormuş gibi davranan partiler...
Oysa demokrasinin olmazsa olmazı, muhalefetin varlığıdır. Demokrasi düzeneğini anlamlı kılan; iktidarın değil, muhalefetin varlığıdır. Türkiye, uzun zamandan beri bu sorun ile cebelleşiyor. Bir kriz ortamında doğan AK Parti; oluşturmuş olduğu siyaset geleneği ve yarattığı siyasal güven ile iktidarını güçlendirerek yoluna devam ediyor. Dünya siyaset tarihinde olmayan bir başarıya imza attı; on üç yolda oyunu artırarak gücünü perçinledi. Bu yazının konusu, AK Parti'nin neden başarılı olduğu veya her dönem neden milletin teveccühünü kazandığı değildir. Bu faslı kapatıyorum.
Niyetim, kendini muhalefet partisi olarak tanımlayan partilere ayna tutmak… Öncelikle CHP'ye ve Kemal Kılıçdaroğlu'na bir bakalım. CHP'nin, kurucusu Atatürk olmasının dışında hiçbir özelliği bulunmuyor, maalesef. Hatta bu özellik, çoğu zaman CHP'yi depolitizasyon sarmalına sürüklüyor. Neredeyse hiç iktidar olamayan, her dönem halka gitmesi gerektiğini itiraf eden bir partiye dönüştü CHP… Aslında, ideolojik doğmalara kendi partisini hapseden Baykal sonrasında partinin başına geçen Kılıçdaroğlu'dan oldukça Umutluydum. İdeolojik siyaseti terk ederek, sosyal ve ekonomik sorunlara eğilmesi, takdire şayandı. Ancak güçlü bir söylem inşa edemedi. Oysa yapılması gereken bir taraftan ideolojik omurgayı yenilerken bir taraftan da seçmen tabanını dönüştürmek ve genişletmek olmalıydı. Bunun için de sahici bir siyaset dili üretilmeliydi. Kılıçdaroğlu, bunu yapamadı; başarısız oldu. Yoksa tası tarağı toplayıp gitmeli… CHP'nin, tıpkı Atatürk gibi, vizyon sahibi ve cesur bir lidere ihtiyacı var.
Ya MHP'nin durumuna ne demeli? Sorarım size, on sekiz yıldan beri MHP'nin başında olan Devlet Bahçeli hangi başarıya imza attı? Gerçi haksızlık etmeyelim; başarılı tarafları hiç de yok değil. Yapmış olduğu ilginç matematik hesapları ve aklımızı zorlayan esprileri var. Hakkını yemeyelim; Bahçeli'nin belki de tek başarısı, ülkücü-milliyetçi gençleri sokaktan çekmesi olsa gerek… Hafazanallah, terör ve şiddet'in yoğunlaştığı dönemlerde bir de ülkücü gençler sokaklarda olsaydı kan gövdeyi götürürdü. 12 Eylül döneminde yaşananları unutmamak lazım... Bu seçim, bir kez daha Bahçeli'nin başarısızlığının ispatıdır. Lamı cimi yok; Bahçeli ve yönetimi istifa etmeli…
Gelelim HDP'nin durumuna… Erdoğan nefreti üzerinden, Erdoğan karşıtlarının HDP sancağı altında toplamaya çalışan Selahattin Demirtaş, maalesef, PKK vesayetine direnemedi ve kaybetti. HDP'nin sırtını Kandil'e yasladı. Fakat PKK, HDP'yi siyasetsizleştirmiştir. HDP, KCK kazdığı hendeklerin içine düşmüştür. Oysa AK Parti tecrübesi şunu göstermektedir; vesayet odaklarına karşı verilen siyasi mücadele, siyasetin ve milletin kimyasını doğrudan etkilemektedir. Erdoğan'ın sihri, biraz da burada olsa gerek. HDP, PKK vesayetine direnememiştir. Bundan dolayı HDP ve eşbaşkanlar halka özeleştiri vermelidir…
Sevgili okur, sizlere arkadaşım Barış ile aramızda geçen konuşmayı anlatarak bu günkü yazımı sonlandırayım. Barış; Kürt siyasetinin içinden gelen, HDP'yi destekleyen ve şu sıralar akademik çalışmalarla uğraşan zeki bir arkadaş… Seçimden sonra, ortak bir dostumuzun düğününde karşılaştık, en son. Barış ve kadim dostum Erhan ile muhabbet etmeye başladık; konu, döndü dolaştı, HDP'ye geldi. HDP'nin başarısızlığının nedenini PKK'ya bağlayan Barış'a göre, Erdoğan PKK ile anlaşmış. Yoksa 7 Haziran seçimlerinden sonra PKK'nin silaha sarılması için herhangi bir neden yokmuş. Erdoğan'ın işiymiş. Eğer PKK, tekrar silaha sarılmazsa PKK'den şüphe edecekmiş. Ben, Barış'ı anlamaya çalışırken, Erhan dayanamadı ve espriyi patlattı; "İyi ki üniversite okumamışım. Yoksa nice olurdu, halim." Koray Çalışkan gibi üniversite hocalarının bol olduğu bu zamanda birazcık da olsa Barış'ı anlıyorum. Ancak yapılması gereken; basit ve yalın ola gerçeğe sığınmak. Ne diyordu Watson; Holmes, çözüm, daima en basit ipucunda ve size en yakın olandadır.