0
- yüzyılın yeni egemen güçleri, artık "vekil" terör örgütlere dayanarak filizleniyor. Tabi bunu yaparken de sihirli demokrasi sözcüğünü ağızlarından düşürmüyorlar. Bugün demokrasi mantığının göreceli bir kavram olmasının altında da maalesef bu neden yatıyor. Yani egemenlerin kendiişlerine göre yorumladığı demokrasi, neredeyse radikal anarşi ve terörle özdeşleşiyor. Böylece insanların hoşuna giden, "daha fazla özgürlük" sloganı şiddeti tetikler bir hal alıyor.
İşte en son Avrupa'da, Ülkemize yönelik domino etkisinde yayılan Vandalizm bunun ispatıdır. Yoksa beğenmedikleri Trump'ın yaptıklarıyla aynılaşan bu uygulama, başka türlü bir izahı kaldırmaz. Oysa demokrasi; kişinin başka bir kişi veya kurumun hakkına girmeden, hayatını her alanda özgürce idame ettirmesi değil midir? Eğer bu gerçek demokrasiyse ki öyle, o zaman bunun havarisi addedilenlerin yaptığına ne demeli sizce?
Bu hakikate dikkat çektiğimizde, topu taca atmaları ise tam bir skandal. Birde yetmezmiş gibi referandum da "hayır taraftarıyız" demezler mi, inanın sıdkımız sıyrılıyor. Anlayacağınız bunlar için demokrasi, çıkarları gereği kullanacakları bir metadan ibarettir kısaca. O sebeple bir bayan bakanın seyahat, ifade ve propaganda özgürlüğünü kısıtlamak, demokrasiden ziyade olsa olsa diktatörlükle tarif edilebilir. Sn. Fatma Kaya'nın dışındaki diğer Bakanlarımızın, aynı muameleye maruz bırakılması da…
Avrupa'nın isim yapmış bazı medya organlarında atılan ırkçı sloganlarda buna eklenince, normal gitmeyen bir şeyler olduğu aşikar. Aslında bu manzara; Almanya ve gölgeleri Avusturya, Belçika, İsviçre en son Hollanda'nın özüne döndüğünün resmidir. Peki, neden tek elden kumanda ediliyormuşçasına bu derece kudurdular? 16 Nisan Referandumuyla alıp veremedikleri ne? FETÖ ve PKK dahil diğer terör örgütlerine, hangi saikle kucak açmaktalar? Bu düşmanca tavrın Irak ve Suriye meselesi ile ilişkisi hangi boyutta?
Bu sorular uzun uza gider. Cevabı ise hep sorguladığımız üst akla çıkıyor. Yani Anne tarafından Yahudi asıllı Hollandalı faşist Wilders zihniyetine. Aslında çakma sarışın Wilders, bu aklın kendini günümüze dek nasıl maskelediğine sadece ufak bir örnek. Zira olayın geçmişi Hitlerin arkasındaki güce kadar uzanır. Nasıl mı? Hemen söyleyeyim…
Siyonistlerin, Filistin topraklarında devlet kurulabilmeleri için en büyük sorun, yeteri oranda Yahudi nüfusunun olmayışıydı malumunuz. Avrupa'daki Yahudiler, bu topraklara gitme taraftarı değildiler. Nihayetinde Siyonist cephe, kapalı kapılar ardında planlarını yaptı. Anne tarafından bir Alman Yahudi'si olan Hitler ile gizli bir mutabakat sağlandı. Ve sonuçta, soykırıma uğrayan Yahudiler, bu topraklara göç emek zorunda kaldılar. Hülasa tarihe acı bir vakıa olarak geçen Holokost'un gerisinde, İsrail'i kuran bir Siyonist akıl yatmaktaydı.
Sakın bu olayın konumuzla ne alakası var demeyin. Coğrafyamızda PKK/PYD minik kantonlar ilan ederken, bu hadiseyi dikkatle okumalıyız. Kaldı ki İslamafobia ve Türkfobia üzerinden savaş açanların, PKK/PYD'ye destek çıkmaları, İsrail'in kurulmasına benzer bir hadiseyi canlandırıyor. Yani İsrail'i kurduran aklın, şimdide ileride topraklarına katacakları bir PKK/PYD devleti peşinde koşması mümkün. O cihetle de Almanya, Avusturya… ve Hollanda'yı üzerimize salanları, Siyonizm diye okunması değerlendirilebilir.
Bunun için, evvela içlerindeki mevcut ekonomik ve sosyal hantallığı güçlendirmeleri gerektiğinin farkındalar. Kendilerine bir düşman seçip var güçleriyle yoğunlaşmaları da aynı mantığa hizmet ediyor. Planlarını bozacak olan Türkiye'nin, Cumhurbaşkanlığı Sistemiyle güçlenmesini ise o amaçla istemiyorlar. Zira Vatikan başta olmak üzere sözüm ona özgürlükçü ülkelerin, yapılanlara tek kelime etmemesi manidar.
Son tahlilde; tıpkı ceddimizin yaptığı gibi medeniyeti Avrupa'ya öğretmek, yine bize kalıyor. Sağduyu ile Devletimizin yanında bulunmak şart. Referandumdan EVET çıkmasıyla, ellerindeki bir kartı daha kaybedecekler. Ve işte o dem birbirlerine düşmeleri işten bile olmayacak. Ve kaçınılmaz son…
Vesselam…