"Bir 'ruh hasta', iki kere ikinin beş ettiğine kesinkes inanır ve bundan mutlu olur. Oysa bir 'sinir hastası', iki kere ikinin dört ettiğini bilir ve buna sinir olur. Ama bende her iki durum gel-gitli olarak var olduğundan benim 'ruh' ve 'sinir' hastalıklarında klinik bir durumum var. Ben iki kere ikinin beş etmesinden yanayım, edememesine sinir oluyorum."

Bu sorunu bir psikoterapiste aktardığınızda sizin "BEN"'inizin bozulduğunu söyleyecek ve en iyi koşullar altında dahi özdeğer, özsaygı ve kendi hakkımızdaki ideallerinizle ilgili sorunlarınız olduğunu ve bir hayat boyu süreceğini de ekleyecektir. Hayırlı olsun. Artık yeni bir bozukluğunuz var ve bu bozukluk sizi "Ruh hastası" lüksüne götürmüyor. İlaçlar ile kontrol altına alınacak sinir sisteminin anatomik ve fizyolojik özellikleri ile çeşitli nedenlerle ortaya çıkan bozukluk ya da klinik sendromun da yok. Yani durumu beyne ve sinir sistemine yükleyecek bir "ACZİYET" düşkünlüğü de yok ortada. Sana dediler ki "BEN" in yani "KENDİLİĞİN" bozuk. Her şey "BEN" im için, "BEN" tarafından ve "BEN" e göre düzenlenmeli AYARSIZLIĞINDASIN.

'BENİM DÜNYAM' aslında beliren tüm görüngülerin varlığının 'BEN'e göre olması, bunların 'BEN'in varlığının kesinliğine göre ikinci derece olması; kesin olmayan aracılar (duyu organları vs.) yoluyla edinildiği için 'gerçek dünya'nın kendiliğinin bilinememesi ve bu sayede kendi 'yorumlanmış dünyalarımızda' yaşıyor olmamızla ilgili. 'BEN' kesindir ama diğer herkes/her şey birer varsayımdır. (Bu yüzden de "kendilik" diyebileceğimiz yegane şeydir 'BEN'. Diğer varlıklar bir "KENDİLİK" mi bilemeyiz, çünkü onlar birer robot olabilirler veya birer hayal/rüya. Bizim bilincimizin ürünleri olabilirler. Aynadaki bozulmuş yansımamız olabilirler).

Şimdi diyebilirsiniz ki; hem "BEN" im hem de "KENDİLİĞİM" mi bozuk? Yok, korkmayın aynı zaman da "EGO" nuz da tahrip olmuş durumda. Şaka, şaka aslında üçüde aynı şey gibi desek ve bunları bir arada ve birmiş gibi anlatırsak bozuk olan şeyin "KENDİLİĞİNİZ" olduğunu söylesek rahatlayacak mısınız? Sizi rahatlatma adına biraz bilimsel ve sihirli simler ekleyelim.

Psikanalizin bütün dallarının ana maddelerinden birisi yetişkinlerin psikolojik sorunlarının çocukluktan beri biriken çıkmazlar ve eksiklikleri yansıtmalarıdır. Bunlar çocukluğun ne kadar erken dönemlerinde yaşanırsa, yetişkinlere hasar veren ve nüfuz eden etkileri de o denli artar. En iyi koşullar altında dahi özdeğer, özsaygı ve kendi hakkımızdaki ideallerimizle ilgili sorunlar bir hayat boyu sürer. Hepimiz özdeğer duygumuzda diğerlerinin bizi onaylamasına bağlıyız. Kendilik Psikolojisi hakkındaki alan yazınının anlaşılması biraz güçtür, ama dayandığı fikirler çok basittir. Hepimiz yaşamımızın ilk yıllarında, bizi yatıştıran, kendimizi iyi hissettiren ilişkiler sayesinde bütünlük duygumuzu kazanmaya başlarız. Eğer bunu beceremezsek, yaşamımız boyunca önemli zorluklar ortaya çıkabilir.

'KENDİLİK' sorunu zaten bu yorumlanmış dünyanın ötesini bilmenin mümkünsüzlüğü ile ilgili. Her ne ki 'kullanım'/olanak alanına girer o kendilik değildir, ne ki bu alanın hep arkasında kalır biz ona 'KENDİLİK' deriz. Bu yüzden 'KENDİLİK', hiçbir zaman somut/bilinen dünyada 'olanak olarak bile' yer alacak bir şey gibi gözükmemekte.

'KENDİLİK', basitçe tekil şahıs "ben"e karşılık gelmektedir. 'KENDİLİK', sosyalleşme ve olgunlaşma yoluyla edinilen, sembolik iletişim kurma ve benlik farkındalığın da bulunma gibi nitelikleri olan sosyal bir varlıktır. İnsan toplumdan kopuk olarak gelişemediği, ancak ve ancak sosyal bir bağlamda var olabildiği için, benliğin de sosyal bir varlık olduğu kabul edilmektedir.

Kendilik algısı, çok eskiden beri filozofları ve sosyal bilimcileri ilgilendiren bir konudur. Çağdaş psikologlara göre iki farklı baskın görüş vardır. Bir görüşe göre; kendilik algısı sosyal olarak paylaşılan gerçeğe dayanır, diğerlerini algılamayla aynı süreçlerden ortaya çıkar ve davranış ve deneyimin kesin yansımaları olarak düşünülür. Diğer görüşe göre ise; temelde kendilik algısı çarpıtılmıştır, kendine hizmet eder ve sürekli olarak diğerlerinin algıları tarafından savunulandan daha olumludur.

Bu büyüklenme algısı gazının boşaltılma süreci hepimiz için acı vericidir; bununla birlikte, aynalanmamızı kendi özdeğerimizin ve kim olduğumuz hakkında iyi hissedişimizin temeli olarak içselleştiririz. Hiçbir zaman şişirilmiş benliklerimizi tamamen aşacak kadar büyüyemeyiz, bir şekilde bir yanımız incinmeye açık kalır.

Çoğumuz için birini idealize etmek ve daha sonra hayal kırıklığına uğramak süreci çok acıdır. Kendi kişisel olgunlaşmamızın önemli bir kısmı idealize edilmiş bir ilişki vasıtasıyla gerçekleştiğinden, bu modellerden uzak durmaya çalışmak, yaşamdaki fırsatlarımızı da sınırlayacaktır. Bu durum "Kendilik Yapılanması" içinde oluşumlar oluşturur.

Kendilik ve kendilik algısını etkileyen önemli bir faktör de kültürdür. Kültürlerarası psikoloji çalışmalarında esas olarak iki tür kendilikten (benlikten) söz edilmektedir. Birçok batı kültüründe yaygın olarak ayrışık, başkalarından ayrışmış bir varlık olarak bireyci benlik ve batı dışındaki toplulukçu kültürlerde görülen başkalarıyla iç içe girmiş, sosyal bağlamdan koparılamayan, ilişkili bir benlik dikkati çekmektedir. Kişisel yeteneklerin, zekanın, kişilik özelliklerinin, bireysel amaç ve tercihlerin dikkate alındığı bireyci kültürlerde bu özelliklere sahip olmayan insanların o kültürle barışık yaşaması zordur. Bireyci kültürlerde benlik, başkalarından açıkça ayrılmıştır. Benlikle diğer kişilerin benlikleri arasında bir örtüşme yoktur. İlişkili benlik yapısında ise; sınırlar katı çizgilerle başka benliklerden ayrılmaz, başka benliklerle örtüşme görülür. Duygu, düşünce ve davranışları öncelikle etkileyen bireyin kişisel özellikleri değil, kişilerarası ilişkileridir. Farklı benlik yapıları, farklı benlik algısına yol açtıkları gibi; başkalarının algılanmasında da farklılıklar ortaya çıkarmaktadırlar. İlişkili benlik yapısı, başkalarını da kişilerarası ilişkiler çerçevesinde ve daha somut olarak algılamayı beraberinde getirmiştir.

Kendilik yapısının; duyguların yaşanması, ifade edilmesi ve düzenlenmesinde önemli bir rol oynadığı düşünülür. öfke, gurur ve hayal kırıklığı gibi bireyin içsel atıflarına dayanan ego odaklı duygular, bağımsız kendilik yapısına sahip kişiler tarafından daha sık yaşanır ve ifade edilir.

Takip eden yazımızda "Bir Siyaset Psikolojisi Denemesi" Diyeceğiz…

Sefa İle…