0
Muaviye bin Kurre'den:
– İnsanlar hayır işlerler. Ama sevapları, akıllarına göre verilir.
(Ebu'ş-Şeyh; Ramuzu'l-Ehadis)
* * *
Amellerin makbuliyeti her ne kadar ihlas ile ilgili ise de, yapılan amelden elde edilecek feyiz ve sevaplar, insanın akıl seviyesine ve bilinç düzeyine göredir. Yani, insan yaptığı hayrın ve ibadetin ne derece şuurunda ise, bilgi ve bilinç düzeyi ne seviyedeyse, yaptığından elde edeceği uhrevi neticeler ve sevaplar, feyiz ve kemaller o derece yüksek olur.
Görüldüğü gibi, Rabbimiz akla ve aklı kullanmaya çok büyük önem vermektedir. Aklı doğru yerde ve doğru şekilde kullanmanın adı hikmettir. Allah hikmet verdiği kimselere, büyük hayırlar lutfetmiştir. Pek çok nimetlerine mazhar kılmıştır.
Aklın fonksiyonlarından biri de şüphesiz ki tefekkürdür. Dini tefekkür, çok yüksek bir ibadettir. Hadiste bir saat tefekkürün, bir sene nafile ibadetten daha hayırlı olduğu ifade edilmiştir.
Maverdi'nin Edebüddünya ve'ddin adlı eserinde zikrettiği şu rivayet de amel ile akıl arasındaki ilişkiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır:
Sahabenin ileri gelenlerinden Hz. Enes, Resûlüllah Efendimizin yanında bir kimseden bahsederken onu medhetmişti.
Resûlüllah sordu:
– Onun aklı nasıldır?
Hz. Enes:
– Ya Resûlallah, onun ibadeti, ahlakı, fazîleti, saygısı iyidir, deyince Allah Resûlü yine:
– Onun aklı nasıldır? diye sorusunu tekrarladı. Hz. Enes de:
– Ey Allah'ın Resûlü, biz bu adamın ibadetlerinden, fazîletlerinden, çeşitli hayırlarından bahsediyoruz; siz ise, aklından soruyorsunuz, dedi. Resûlüllah Efendimiz bunun üzerine şu sözleri söylediler:
– Ahmak olan abid, cehli sebebiyle şeytana aldanarak fasık bir kimsenin günahından daha büyük günahlara maruz kalabilir. İnsanların Allah'a yakınlıkları, ancak akılları kadardır."
Bu hadîs, İslam'da akla verilen önemi göstermesi bakımından, son derece ibretli ve düşündürücüdür.