0

Barış kelimesini çok farklı hatta birbiri ile çelişen anlamlarda kullanırız, kullanıldığına tanık oluruz. Bazen yanlış anlaşılmayalım diye korka korka barıştan bahsederiz. Hakikatte, bu kelime insanlık tarihi boyunca yaşananlar göz önünde bulundurulduğunda bir ideal, bir rüya haline geldi. Bundan dolayı barış söz konusu olunca, neredeyse şu noktaya geldik; "eğer barış bir rüya ise hakikat değildir; o zaman da zaten dünyanın bu şartları çerçevesinde onu egemen kılmak mümkün değildir". "Dünya Barışı veya Küresel Barış" ifadeleri ise daha çok zorba ve sömürgecilerin ağızlarında artık çiğnene çiğnene laçkalaşmış birer ucuz sakız haline gelmiştir. Daha geçtiğimiz hafta ABD Temsilciler Meclisi'nde Amerikan yönetimi ve halkına rağmen korsan bir konuşma yapan Siyonist Bibi (Netanyahu), ağzından adeta salyalar akıtarak "küresel barış"tan söz ediyordu. Aslında onlar bu yaldızlı ifadelerle "küresel barış"tan söz ederken, kendi azınlık topluluklarının refah içinde yaşamasından, geri kalan insanlığın ise kan, gözyaşı ve sömürü içinde yaşamasından dem vurmaktadırlar.

Peki yeryüzünde Allah'ın halifeleri konumunda olan biz Müslümanlar için barış aslında ne ifade eder ve nasıl sağlanır? Her şeyden evvel adaletin ve güvenliğin olmadığı yerde barıştan söz etmek mümkün değildir.

Peygamber Efendimiz (sas), her zaman barışa önem vermiştir. Hudeybiye Barışı, O'nun hayatında büyük bir zaferdir. O Yüce Peygamber, kendisine her türlü kötülüğü yapmış, hicrete mecbur etmiş olan Mekkelilere şefkatle davranmış, Mekke'yi kan dökmeden fethetmiştir. Halbuki isteseydi Mekkelilerin hepsini kılıçtan geçirebilirdi. Ama bunu yapmamıştır, çünkü O (sas), rahmet pey­gamberidir.

İslam'a şartlı bakan ve İslam hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan bazı kimselerin iddia ettiği gibi, Müslümanlık bir kılıç ve kan dini değildir. Elbette, Hz. Muhammed (sas) kılıç kullanmış, zırhını giymiştir ve O'nun böyle gönderileceği daha O gelmeden, geçmiş peygamberler tarafından haber verilmişti: Hz. İsa İncil'de, O'nu anlatırken şöyle der: "O'nun elinde sopası, kılıcı vardır." Yani icabında hak edenlerle savaşacaktır, fakat barış ve hoşgörü açısından Kur'an'a bakınca, konuyla alakalı onlarca ayet bulmak mümkündür. Kur'an'da bazı hususî haller müstesna, hep müsamaha ve barış görülür. İşte bu husus, İslam dininin herkesi kucaklayıcı bir yanını, yani onun evrenselliğini göstermektedir. İslamî mü­samahanın çerçevesi Ehl-i Kitab'a, hatta bir manada kim olursa olsun, bütün dünya insanlarına kadar uzanmaktadır.

İslam akidesi, sevgiye dayalı bir barış dinidir. İnsanlığın tamamını birbirleriyle tanışan, birbirini seven kardeşler haline getirmeyi hedef edinir. Gayrimüslimler Müslümanlarla barış içinde yaşamayı isterlerse, İslam ille de savaşı öngörmez. Zaten İslam böyle düşmanca bir ortamı tasvip de etmez. Hatta düşmanlık anın­da bile gönüllerdeki sevgi tohumlarını muhafaza eder. O daima iyilikle muameleyi ve adaleti gözetmeyi öngö­rür.


İslam, insanların yeryüzünde barış ve sükûnet için­de yaşamalarını temin eden bir dindir. İslamî yaşantı­nın aslı ve temeli barıştır. Savaş ise ancak bir mecbu­riyet sonucu, yani başka türlü hareket etme imkanı kal­ma­dığı zaman söz konusu olur. Zîra İslam, insanların dünya ve ahirette kurtuluşuna, huzurlu bir hayat sür­dür­melerine çalışır.

İslam'da savaş ise yüce bir dava uğruna, fikir ve düşünce hürriyeti adına, insanlığa giden yolları açma uğrunda yapılır. Bununla beraber gerektiğinde barışa gitme de ihmal edilmez. Çünkü barış esas, savaş ise talidir: "Ey iman edenler! Hep birden barışa girin, şeytana ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır." (Bakara, 2/208)

Bu ve benzeri ayetler, Müslümanları barışa davet etmiş, onlara savaş halinde dahi itidal ve istikameti göstermiştir. Onun dışındaki sistemlerin ise savaşları canavarlık üstüne canavarlık, barışları da savaştan farklı olmamıştır.

İslam'da savaş; kan dökmek, toprak kazanmak, ganimet elde etmek için yapılmaz. İslam'da savaş, genelde müdafaa eksenlidir. Cihad, Allah ile insanlar arasındaki engelleri bertaraf ederek, onların Allah ile buluşmalarını sağlama ameliyesidir. Savaş ise büyük ve kutsal bir hareket o­lan cihadın bir parçasıdır. Ama kaynaklarda cihad bazen savaş yerine de kul­lanılır. Yani cihad, savaşı da içine alan bir harekettir. Fakat savaş ke­limesi, cihadın ihtiva ettiği manayı tamamen kapsamaz. Cihad kıyamete kadar devam e­decek olan bir harekettir; kesintisizdir. İslam'ın doğru anlaşılması, anlatılması, sevdirilmesi için ortaya konulan her türlü gayret cihadın kapsamına girmektedir. İslam'da Cihad sadece Barış için yapılır.

İKİ DOĞU ve İKİ BATI'nın Rabbine emanet olun...