0
Omzumuzdaki ağır yüklerle yaşıyoruz. Hayat gailesi, istekler, beklentiler, yaptıklarımız, yapamadıklarımız
Hayallerimizle yaşadıklarımız arasında öyle keskin çizgiler var ki insan hayal ettiği müddetçe yaşar deyip hayallerimizi de erteleyip dönüp duran devran içinde kendi halinde bir devran da biz oluyoruz.
Sakin bir kafayla düşünelim diyeceğim de kafamızı, içimizi, dışımızı sakin bırakmıyorlar ki. Sürekli bir meşguliyet kuşatıyor bizi. Şu canım topraklarda tam da baharın kapımızı çaldığı bugünde bizim düşündüklerimiz ne, yaşadıklarımız neler?
Konuşacak bir ortam bulduğumuzda ilk fırsatta sözü döndürüp dolaştırıp "okuma"ya getirmeye çalışıyoruz. Çünkü okumak, okudukça ufkunu açmak, yeni dünyalara seyahat etmek; okumak denen uçsuz bucaksız sevdanın bize lütfedeceği güzelliklerin ancak birkaçı.
Okumak, açılımı geniş bir dünyadır aslında. Kitap okumak, eğitim görmek, gönülden geçenleri okumak ve daha birçok anlam zihnimizde okumak dediğimizde uçuşup durur.
Ben aslında bugün; okuduğu ile amel etmeyen, okuduğunu hayatına yansıtmayan, okusa bile duvarlarını aşamayanlardan bahsedeceğim. Toplum nazarında okumanın karşılığı ne, biz neler yaşıyoruz?
"Akademisyen" kavramı artık telaffuz edilince hemen aklımıza son günlerin akademisyenleri geliyor. Hani bu topraklarda büyüyen, bu topraklarda kariyerini kazanan ama ilk fırsatta hainlik sıfatını bir cübbe gibi giyip terörün yanında poz veren akademisyenler aklımıza hücum ediyor. Devlete akıl vermeye çalışıp teröristleri yüreklendiren sözüm ona aydınlar var bu ülkede. Okumak, tahsil görmek, ciltler dolusu kitaplar okuyup da bir arpa boyu yol alamayan bu zevat, olsa olsa ancak terörün şakşakçısı olur ve okudukları ancak sırtlarına yük olmanın ötesine geçemez.
Yaşadığımız günleri tarih kaydediyor. Hainlikler unutulacak gibi değil. Her fırsatta örnek gösterdikleri batının tavrını görmezden gelip patlayan her bombadan sonra hükümet istifa diyen hain zihniyetteki kişiler, okudukça aydınlanmaları gerekirken biraz daha karanlığa sürüklenmişler ve ülkeyi de peşlerinden götürme çabasındalar.
Aşılmaz gibi görünen duvarlar var önümüzde. İlimle, irfanla ve birlikte olma gücümüzle aşabileceğimiz duygularımız var bizim her dem bahar gibi yeşeren. İlmi yük olmayacak insana. Öğrendikleri sadece isminin başına bir sıfat için oluyorsa çevirdiği her sayfa sırtına biraz daha kambur olmaktan başka bir şey değildir.
Güzel gönüllü insanlara ihtiyacımız var. Kalbimizi ferahlatacak güzellikte bir ömür istemekten başka ne arzumuz olabilir ki bizim. Baharı bahar gibi yaşamak, sevinci sevinçlerle birleştirmek ve büyütmek bir umudu. Budur aslında yapılmak istenen. Bu tabloyu bozmak isteyenlere fırsat verenleri bir yere not ederek yaşamak gerek.
Unutkan bir toplumuz ama bu kez sımsıkı tutalım zihnimizde bu günleri. Gazete manşetlerinde, televizyonlarınd
Öyle yüzlerce cilt kitap okumayan ama gönüller kuran insanlarımız var bizim. Ne okursa okusun bildiğini okuyan cahillerle karşı karşıyayız. Kuşatma devam ediyor. İnsanlar sanal alem alimi olma derdindeler. Orada gördükleri birkaç cümle ile hakkında doğru dürüst bir şey bilmedikleri kişilere "cahil, sapık, din tüccarı" gibi sıfatlar takmayı maharet sayanlar var. Kuşatma her alanda karşımıza çıkıyor.
Gönül yapmak, gönüller kurmak, bir gönle girmek. Hayatta belki de en zor sanatlardandır bütün bunlar. Ağzımızın tadıyla yaşamak için küçücük bir ışık bekliyoruz. Bir ışık, evet, her şeyi güzelleştirebili