Dijital medya, çocuklarımızı ve gençlerimizi yordu, vahim hatalara sürükledi. Artık ekranlardan kitaplara yani huzura dönme zamanıdır.
Çarşamba günü yayımlanan “Grup Kurmak” yazım okurlardan büyük ilgi gördü. Yazının sonunda diyordum ki: “Her şeyin vasatı, her işin ortası makul ve makbuldür. İnternet ve türevlerine de fazla gönül bağlanmamalı. Bu teknoloji aygıtları, bütün zamanımızı almamalı, vaktimizi çalmamalı, hayatımızı yönlendirmemeli, bizi esir etmemeli. Sonra kütüphaneler üzülür, kitaplar mahzunlaşır. Aman ha, onları asla ihmal etmeyelim. Dirayetimizi kullanalım, ekranlardan kurtulup kitaplara sığınalım. İnanın bu hayırlı değişiklik, bizi rahatlatacak kalbimize ferahlık ve esenlik katacaktır.” Türkiye, günlerdir Siverek ve Kahramanmaraş’taki okullarda meydana gelen müessif hadiseleri konuşuyor. Psikologlar, gazeteciler, eğitimciler, aydınlar, yetkililer, veliler, anne ve babalar velhasıl herkes bu acı olaylar üzerine fikirlerini beyan ediyor, çözüm yolları öneriyor. Şefkat kahramanı Ayla Öğretmenimiz ve minik yavrularımızın şehadeti yürekleri paraladı, içimizi kararttı. Gözyaşları sel oldu aktı. Herkes bu katliamın hesabını soruyor, müsebbiplerin cezalandırılmasını istiyor. Günah hepimizin… Çocuklarıyla ilgilenmeyen anne ve babaların, yetişkinlerin, eğitimcilerin, medyanın, ezcümle vebal cümlemizin…
KAHRAMAN ÖĞRETMEN
Kahramanmaraş’taki saldırıda şehit düşen kahraman eğitimcimiz Ayla Öğretmen, âdeta 86 milyon insanımızın gönlünde taht kurdu. Kutlu mesleğini severek yapan bütün öğretmenlerimizin temsilcisi oldu. Ayla öğretmenimizin oğlu Furkan Kara’nın şu sözleri unutulmayacaktır: “Annemin vefatına, şehitliğine üzüldüğüm kadar bir taraftan da çok gurur duyuyorum. Annemin benim kahramanım olduğunu biliyordum ama okulunda da kahraman oldu annem. Bizi şu an ayakta tutan gerçekten imanımız. İmanımız olmasa ayakta durulacak veya dayanılacak bir acı değil. Tek tesellimiz, annemin siper olduğu öğrencilerden birinin hayatta kalması. O şekilde şehadet makamına erdiği söylendi. O kardeşim adına çok sevindim. Emek verdiği yolda hakkın rahmetine kavuştu, şehit oldu. Şehit çocuğu olduğum için bu konuda çok mutluyum. Allah bu makamı anneme nasip etmiş. Allah’ıma hamdolsun.”
VURDULU KIRDILI DİZİLERE SON!
Bakıyorum sorumluluk hissi duyan bazı televizyonlar, vurdulu kırdılı dizileri hemen kesti. Hayra alamet! Peki ya, o sözüm ona “kadın ve sözde aile programları” çok mu masum? RTÜK artık harekete geçmeli hem kan deryasına dönen dizileri hem de uyduruk kadın programlarının yayınlarına son vermelidir. Bütün vatandaşlar ekranlara kalite ve seviye istiyor. Bu bizim en tabii hakkımız. “Bir musibet bin nasihatten iyidir.” demiş atalarımız. Çocuklara internet yasağını getirecek olan kanunun hâlâ bekliyor olması, meclistekilerin hatası, vebali, günahı değil mi? Haberlerde duydum: Türkiye’de 4 milyon ruhsatlı, 36 milyon ruhsatsız silah varmış. Ne oluyor yahu! Hadi ruhsatlıların bir gerekçesi var. Ya diğerleri? Türkiye savaşta değil ki toplumda bu kadar fazla silah bulunsun. Bu silahlar nasıl temin ediliyor? Bunları pazarlayan internet siteleri bilinmiyor mu? Bu mecraların kapısına kilit vurulamıyor mu? Kara tüccarların yaptıkları, yanlarına kâr mı kalıyor? Silahlara nasıl oluyor da bu kadar kolay erişilebiliyor? Bu kirli pazarlığın ardından cinayet haberlerinin gelmesi tesadüfi mi? “Önce tedbir” alınması gerekmiyor mu?
HERKESE GÖREV DÜŞÜYOR?
Lafı eğip bükmenin, sözü dolandırmanın anlamı yok. Hepimiz suçluyuz. Çocuklar ve gençler suç işliyorsa onlara sahip çıkmayan yetişkinler de cezasız kalmamalı. Bu sıralarda bazı Avrupa ülkelerinde tabletler kaldırılıyor, kitaplara dönülüyor. İnternetin faydalı olduğu kadar bazen ne kadar canavarlaşabileceğini görüyoruz. Her çocuğun elinde, her evde bir canavar olduğunu düşünelim ve ona göre tedbirlerimizi alalım. Niçin “Her eve bir çocuk kitaplığı” kampanyası başlatmıyoruz? Bir kitap fuarında yaşadığım ilginç bir hatırayı hiç unutamıyorum. Bir baba oğluyla birlikte, bulunduğum yayınevi standına gelmişti. “Oğlumu şikâyet etmeye geldim. Hiç kitap okumuyor, hep bilgisayarda oynuyor, telefonla ilgileniyor.” demişti. Çocuklarını iyi eğitmek isteyen bu babayla sohbet ettiğimde şunu öğrenmiştim. Baba gece gündüz maç seyrediyor, anne de dizi… Tabii çocuğu da kendi hâline bırakmışlar. Ne yapsın, o da bilgisayardaki zararlı oyunlara kapılmış yavrucak. Konuşmamda özetle, “Baba ve anne kitap okursa çocuklar da okur. Önce onlar örnek olmalıdırlar” demiştim. Adam insaflıydı, bana hak verdi. Kendisine, eşine ve çocuğuna kitaplar aldı, imzalattı, “Bu akşam bizim için milat olacak, artık ailece hep kitap okuyacağız inşallah” deyip güler yüzle, huzurla ayrılmıştı fuardan. Acaba kaç anne ve baba kitap fuarlarına veya kitapçı dükkânlarına çocuklarıyla birlikte gidiyor? Şikâyet etmek kolay; acaba çocuklarımıza hakikaten sahip çıkıyor muyuz?
ŞİDDETİ KÖRÜKLEYENLERE REKLAM YASAĞI
Televizyonlarda şiddeti teşvik eden, ucuz kahramanlı dizilerin günahı kimin? Bunlar pekâlâ önlenebilir. Uzmanlar, bazı bilgisayar oyunlarında saldırganların “kahraman”laştırıldığını, bu oyunları oynayan çocukların da bu aktörlere özendiğini açıklıyor. Dün bir gazetede okuduğum haber çok önemliydi. Sağduyulu bir kuruluş durumdan vazife çıkarıyor ve şiddeti körükleyen dizileri yayımlayan televizyonlara bundan böyle reklam vermeyeceğini açıklıyordu. Örnek alınması gereken çok doğru bir tavır. Haber şöyleydi: “Yapı Kredi, son dönemde özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri nedeniyle yeniden tartışma konusu olan şiddet içerikli yapımlara yönelik reklam politikasını değiştirdi. Banka, şiddeti sıradanlaştıran, özendirici bir dil kuran ya da gücü, prestiji ve başarıyı şiddet üzerinden inşa eden dizi ve içeriklere reytingine bakmaksızın reklam vermeyeceğini duyurdu.” Takdir edilesi bu tutumu ilan ve reklam veren bütün kuruluşlar benimsemeli. Onlar da suçluyu cezalandırmalı.
EKRANLARA VEDA, KİTAPLARA MERHABA
Geçmişte Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde “Yazarlar Okullarda” projesi vardı. Sadece İstanbul’da yüzlerce yazar, okullara gitmiş, öğrencilerimizle sohbetler etmişti. Her buluşma, bir kültür sanat şölenine dönüşüyordu. Minik bir beyin fırtınası esiyordu. Sonra anlaşılmaz bir tavırla bu güzel uygulama durduruldu, rafa kaldırıldı. O zaman bunu Millî Eğitim Bakanımıza hangi danışmanı söyledi bilmiyorum ama yanlış yapıldı. Aksayan tarafları varsa düzeltilebilirdi. Bugün Türkiye’nin her şehrinde binlerce şair, yazar, sanatkâr var. Kendi oturdukları bölgelerde görev yapan valiler, kaymakamlar, belediye başkanları ve millî eğitim müdürleri tarafından tanınmıyor, bilinmiyorlar. Hâlbuki bu büyük bir irfan hazinesidir. Çocuklarımızı yazarlarımızla, aydınlarımızla buluşturmazsanız onlarda karanlık mecralara, zararlı dijital oyunlarına kayar giderler. İstanbul’da bazı büyük ilçeleri biliyorum. O tarihî ilçelerde yüzlerce şair, yazar, ressam, müzisyen var. Ama millî eğitim müdürleri bunları tanımıyor, okul müdürleri varlıklarından habersiz! Bu münevverler, çocukların eğitimine, aydınlanmasına hatta terbiyesine katkıda bulunabilir, onları kitapla, kültür ve sanatla buluşturabilirler. Millî eğitim müdürleri bu konuları niçin belediye başkanları ve kaymakamlarla konuşmaz; müşterek hareket etmezler bilmiyorum. Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’in danışmanları bu konuda ne düşünür acaba? “Ramazan Genelgesi” ile gönülleri fetheden ve milletimizin takdirini kazanan Milli Eğitim Bakanlığı, 20 milyon çocuğumuzu, hikâye ve roman yazan, şiir kaleme alan, sanatla uğraşanlarla niçin buluşturmaz? Bunun için ne bekleniyor? Acaba Bakanlığımızın bu konuda sivil toplum kuruluşlarıyla, vakıf ve dernek mensuplarıyla istişare ediyor mu? Sadece İstanbul’da değil Türkiye’nin 81 ilinde uygulama başlatılmalı: “Yazarlar Okullarda!”
TEVFİK ÖĞRETMENLER
Benim Siirt’teki ilkokul öğretmenim merhum Tevfik Yargıcı’ydı. Örnek bir hocaydı. Sınıfta şiir ve hikâye okur, tarihimizi anlatır, destanlarımızdan bahsederdi. Hepimizi şehrimizdeki halk kütüphanesine ve kitapçılara yönlendirirdi. Bugün de idealist öğretmenlerimiz vardır, buna inanıyorum. Çocukları alıp kitapçılara ve kitap fuarlarına götürüyorlardır. Belki bir sergiyi veya müzeyi birlikte geziyorlardır. Aklıma geldi. Mesela Beyazıt’ta İstanbul Fetih Cemiyeti binasında “Yahya Kemal Müzesi” vardır. Acaba bu çevredeki okullarda okuyan çocuklarımızın kaçı bundan haberdar? Bence bu talimat bakanlıktan yapılmalı. Bilhassa edebiyat öğretmenleri görev yaptıkları okulların civarındaki müzeleri, kitapçıları, sahafları, müzeleri, kültür ve sanat adamlarını öğrencilerle birlikte ziyaret etmeliler. Çocuklarımızın ufku böylece genişleyecek sanal medyanın sahteliğinden kurtulup hakiki âleme, gerçek dünyaya dönmüş olacaklardır. Ve elbette anneler babalar! Öğretmenlerle, rehber öğretmenlerle sıkı irtibat hâlinde olmalı ve çocuklarını takip etmelidirler. Evde hangi oyunlarla oynuyor, dışarıda ise ne yapıyorlar?
AKIL FİKİR’DE ÇOCUK YAYINLARI
Bizim çocukluğumuzda çok az çocuk kitabı yayımlanıyordu. En çok bilinen ve okunan yazar Kemalettin Tuğcu’ydu. Şefkat ve merhametin yazarı olan Tuğcu, acaba bugün de çocuklarımız tarafından okunuyor mu? Geçmişten beri Damla, Nar, Alioğlu ve Erdem yayınevleri çocuklara yönelik ciddi yayıncılık yaptılar. Her biri neredeyse yüzlerce masal, hikâye, roman ve şiir kitabı yayımladı. Şimdi diğer birçok yayınevi de bu sahaya önem veriyor ve çok kıymetli kitapları çocuklarımızla buluşturuyorlar. Fatma Ersem Yargıcı’nın Genel Yayın Yönetmeni olduğu Akıl Fikir Yayınları da çocuk yayıncılığına eğilen seçkin bir kuruluş. Birbirinden güzel çocuk kitabını vitrinlere taşıyor. Hatta bu kitapların bir kısmı peş peşe yeni baskılar yapıyor. Usta ressamlara çizdirilen resimler kitapları çocuklar için daha cazip ve sevimli hâle getiriyor. Merkezi Cağaloğlu’nda bulunan, sadece usta yazarların eserlerini değil, genç edebiyatçıların da kitaplarını kültür hayatımıza kazandıran Akıl Fikir Yayınları’nın çocuklarımıza yönelik olarak neşrettiği son kitaplar ilgi çekicidir.
KİTAPLAR VE YAZARLARIMIZ
Bu kitapların isimleri ve yazarları ise şöyle: Balon Pilotu (Nebi Kaplan), Deli ve Çocuk (Yusuf Emrah), Deredeki Ceviz (İsmail Kocaçalışkan), Geçmişten Günümüze Çocuk Oyunları (Hüseyin Türkoğlu), Gizemli Sandık (Ayla Aydemir), Hayat İyilikle Güzel (Zeynep Derici), Hümeyra ve Minnoş (Tadil Birinci), Kahverengi Beyaz Bilyem (Tadil Birinci), Kaptan Fırtına (Yılmaz Erdoğan), Kediler Kralının Konağı (Ayhan Mergen), Öğüt Besmele (M. Bülent Paköz), Seçme Hikâyeler (Hazırlayan: İsmail Ceylan), Son Dinozor (Sevinç Kuşoğlu), Şiirim (Yüksel Sökmen Ahmetoğlu), Uydurukçu Uğur Böceği Uçuş (Nur Kahraman), Yamalı Bohça (Yaşar Ravanoğlu Akdaş)
BÜYÜK BİR İMTİHANDAN GEÇİYORUZ
Çocuklarımızı çok seviyoruz. Elbette bu çok doğru. Ama onların erdemli, faziletli ve ahlaklı bir dünyaya sahip olmaları için elimizden gelen çabayı göstermiyoruz. Bugünlerde yaşadığımız ağır kederin ve zor dayanılır acının, aklımızı inşallah başımıza getireceğine yürekten inanıyorum. Büyük bir imtihandan geçiyoruz. Aile kavramının önemini toplum olarak daha iyi anlamalı ve anlatmalıyız. Sevgi, şefkat, merhamet, sadakat, gayret, adalet, hakkaniyet, doğruluk ve diğer bütün güzel hasletlerin yayılması ve genç nesillerimizin tarih şuuruyla, ecdat sevgisiyle, manevi ve moral değerlerimizle daha iyi beslenmesi için elimizden geleni yapacağımıza inanıyorum. Esasen buna hepimiz mecburuz. Zaten başka kurtuluş çaremiz de yoktur.