HABER: Zülal CEYLAN / Elifsu GÜLER
Türkiye, son aylarda adeta bir 'fon krizleri' sarmalının içinden geçiyor. Şahıslar ve paravan şirketler üzerinden borsada çevrilen manipülatif oyunlar, buharlaşan devasa servetler ve mağdur edilen binlerce vatandaş. Bu tablo, doğal olarak sokaktaki insanın finansal sisteme olan güvenini derinden sarsıyor. Krizin dalga boyu büyürken, en büyük tedirginliği dişinden tırnağından artırdığıyla ev veya otomobil sahibi olma hayali kuran ve tasarruf finansman şirketlerine bel bağlayan dar ve orta gelirli vatandaşlar yaşıyor.

GİAT Başkanı ve Kamu Politika Uzmanı Mustafa Kazım Alpay
Bilgi kirliliğini ortadan kaldırdık
Özellikle son günlerde kamuoyunun gündeminden düşmeyen Katılımevim ve Birevim süreçleri, "Birikimlerimiz güvende mi?" sorusunu haklı olarak zirveye taşıdı. Milat Gazetesi olarak, yılların getirdiği saha refleksiyle bu bilgi kirliliğini dağıtmak, süreci manipülasyonlardan arındırmak ve gerçeği en yetkili ağızdan kamuoyuna aktarmak için meselenin kalbine indik. Sektörün kanun yapım süreçlerinde aktif rol oynayan, GİAT Başkanı ve Kamu Politika Uzmanı Mustafa Kazım Alpay'a o zor soruları sorduk.
Paniğin önünü ‘Emlak Katılım’ kesti
Süreci sıradan bir kriz olarak değil, sektörel bir dönüşüm sancısı olarak okumak gerekiyor. Mustafa Kazım Alpay, tasarruf finans sektörünün Türkiye'de aslında çok eski bir sektör olduğunu hatırlattı. Devletin bu noktadaki refleksinin altını çizen Alpay, Emlak Katılım'ın bizzat "Emlak Katılım Tasarruf Finansman Şirketi" olarak sektörün içerisine girdiğini ve oyunculardan biri durumunda olduğunu belirtti.
Alpay, sokaktaki vatandaşın yaşadığı paniğe devletin nasıl bir kalkan oluşturduğunu ise şu çarpıcı sözlerle özetledi: "Özellikle devralma sürecinde katılım üretim ve birey üretim faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde yürütebilmesi, vatandaşımızın bu konuda paniğe kapılmaması için Emlak Katılım'ın bu şirketleri devralmasını son derece olumlu buluyorum."
‘Paranız güvende, finansal problem yok’
Sokakta, oto sanayide, bayilerde en çok duyduğumuz o yakıcı soru net: "İçerideki paramız batar mı?" Alpay, fonların ayrıştırılması ilkesine işaret ederek yüreklere su serpen o net cevabı veriyor: "Müşteri paraları az önceki sorunuzda söylediğim gibi kullandırılamadığı için bu şirketlerin finansal yapılarında şu an için hiçbir problem yok."
Devletin regülatör gücünün piyasadaki psikolojik etkisine de değinen Alpay, “Emlak Katılım'ın bu firmaları almasının sektöre daha fazla güven getirecek. Çünkü devletimizin faaliyet gösterdiği bir sektör, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) kanunla denetlediği bir sektörün daha fazla gelişimine katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum ve bu süreci olumlu buluyorum” diyerek devlet güvencesinin altını kalın çizgilerle çizdi.
Sistemi kurtaracak tarihi reçete: Birlik ve Vakıf şart
Krizleri fırsata, güvensizliği ise kurumsal bir yapıya dönüştürmek mümkün mü? Alpay'a göre önümüzdeki dönemde tasarruf finansman sektöründe güven sorununun tamamen aşılması ve vatandaşların mağduriyet yaşamaması için çözümler elbette var. Geçmişte görev yaptıkları süre içerisinde hazırladıkları raporlarda bunları defalarca belirttiklerini ifade eden Alpay, sistemin sigortası olacak şu radikal adımı masaya koydu: “Bence bir tasarruf finans kuruluşları birliği kurulmalı; aynı Türkiye bankaları birliği olduğu gibi. Bu firmalar kendi arasında oturup belki bir vakıf da kurabilirler.”
‘Akademik seferberlik başlamalı’
“Meselenin sadece finansal değil, aynı zamanda sosyolojik bir boyutu da var” diyen Alpay, “Konvansiyonel finans içerisindeki tasarruf finansman şirketlerinin, yani sektörün payı sadece 0,5 seviyesinde. Sektörün daha gidecek çok fazla yolu var. Ancak bunun olabilmesi için vatandaşa kesinlikle bir güven verilmesi gerekiyor” açıklamasını yaptı.
Sektörel güvenin kalıcı olarak tesis edilmesinin yolunun eğitimden ve akademik bir temelden geçtiğini savunan Mustafa Alpay, sektörü geleceğe taşıyacak olan ulusal eğitim ve bilinçlendirme vizyonunu şu başlıklar altında sıraladı:
- 81 İlde Üniversite Sempozyumları: Tasarruf finansmanının vatandaşa doğru anlatılması için 81 ildeki üniversitelerde acilen sempozyumlar ve çalıştaylar düzenlenmelidir.
- Müfredata Girmeli: Sektörün dinamiklerinin anlaşılması adına, meslek yüksekokullarında ve fakültelerde "tasarruf finansmanı" zorunlu ya da seçmeli bir ders olarak okutulmalıdır.
- Ayrı Bir Bölüm Açılmalı: İlerleyen dönemlerde bu alan, başlı başına bir üniversite bölümü haline gelmeli ve sektöre kendi alanında uzman, vizyoner insanlar yetiştirmelidir.
- İstihdam ve Açığın Kapatılması: Akademik altyapının kurulmasıyla birlikte, hem bu alanda uzmanlaşmış insanlara yeni bir istihdam kapısı açılacak hem de sektörün kronikleşen yetişmiş insan açığı karşılanacaktır.
- Halka Açık Paneller: Sadece akademiyle sınırlı kalınmamalı, 81 ilin tamamında geniş katılımlı "tasarruf finansman panelleri" düzenlenerek halk bilinçlendirilmelidir.
‘Tasarruf finansmanı milli bir meseledir’
Kamu Politikası Uzmanı Alpay şöyle konuştu: Tasarruf finansmanı meselesi, birkaç şirketin bilançosuna indirgenemeyecek kadar milli bir meseledir. Bu işin hukuki, fıkhi ve akademik altyapısı tartışılabilir. Bu tarz derinlemesine çalışmalar yapıldığında, topluma bu sektör iyi ve doğru bir şekilde anlatıldığında bence çok faydalı olacaktır. Toplum nezdinde yürütülecek bu şeffaf iletişim sayesinde, hem sektörün bilinirliği artacağı gibi itibarı da eş zamanlı olarak artacaktır.”

Elifsu Güler/ Zülal Ceylan/ Mustafa Kazım Alpay





