0
Kürtler ile Türkler arasındaki ittifak bölgesel şartların ve siyasi yapının gerekliliği sonucudur. Türkler ya da Kürtler birbirlerine üstünlük sağlayarak değil anlaşarak biraraya geldiler. Türklere Anadolu'nun kapısını açanlar Kürtler oldu. Tarihi kaynaklardan Kürtler ile ilgili olan belgeleri harıl harıl silmek işini kendine görev bilen tarihçilerimiz bu gerçeği gizlemek için on takla atsalar da Kürtlersiz, Türklerin Anadolu'ya girmeleri ve tutunmaları mümkün değildi. Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki iktidar kavgasında da bu birliktelik net olarak görünür. Kürtler Selçuklu Devletini de, Osmanlı devletini de kendi devleti olarak gördüler.
Osmanlı aynı zamanda bir Kürt devletidir.
Zaten bu iki devlet, ulus devlet değil, halklar devletidirler. 1923'de Türkiye'nin kurulmasıyla, hakim kesim olan İttihatçıların eliyle Kürtlerin satışa getirildiği açık. Buna rağmen "organik Kürt topluluğunun" ekseriyeti -bana göre inanılmaz bir feraset örneği göstererek- bu satışa sabretti. Ulus devlet anlayışının heryerde yükselişte olduğu bir dönemde Kürtler neden kendi devletlerini kurmak için çaba sarfetmediler diye epey düşünmüşümdür. Çok sonraları anladım ki Kürdistan'daki derin yapı neyin ne olduğunu çoktan çözmüş. Kürtlerin bu coğrafyada varlıklarını devam ettirmeleri Türkler ile ittifaktan geçiyor. Kürtler Anadolu'nun kapısını Türklere boşuna açmadılar. Bu birliktelik ciddi bir bilinç düzeyinin üstünde hareket ediyor.
Derin Kürdistan'ın sabrını Kürtlüğünden vazgeçmişliği olarak okuyanlar yanılgı içine düşerler. Kendi kimliklerinin ve dillerinin gayet farkındalar ve bununla gurur duyuyorlar.
Derin Kürdistan Gladyo'nun herzaman hedefinde olmuştur. Dolayısıyla ileri karakol temsilcileri İttihatçıların da.... En son, Vatan Partisi genel başkan yardımcısı emekli Albay Hasan Atilla Uğur, "Kürt aşiretlerinin İngilizler tarafından satın alındığı ve yakında ayaklanacakları" iddiasını ortaya atmasıyla bu düşmanlığın tekrar gün yüzüne çıktığını gördük. Atilla Uğur İngiliz derin devleti (ingiliz halkı değil) tarafından 100 yıl önce satın alınmış olan İttihat ve Terakki çetesinin günümüz uzantısı olarak derin Kürdistan'a düşmanlığını tekrar ifade etmiş.
Fakat İttihatçılar ve onların iplerini elinde tutan Gladyo şunu iyi anlamalı ki mücadele ettiğiniz yapı taa Selahaddin-i Kurdi'den gelen sağlam bir geleneğe dayanıyor. Bu geleneği çökertmek için daha fazlasına ihtiyacınız olacak sanırım. ,
"They are here and waiting in silence. Despite all, modest, resigned... To defeat them you must work harder mister..."
Ekonomi çok kötüymüş. Moody's öyle diyor.
Hayal dünyasında yaşayan, tatlı su balığı bazı liberallerimize kalırsa "toplumsal barış, demokratik reformlar, güçlü ve özerk bir sayıştay, konuşabilen bir meclis, basın özgürlüğü, göstermelik olmayan bir ombudsman gibi unsurların katkısıyla" ekonomi düze çıkar. O halde bugün sivil hükümet bunu başaramamıştır ve Moody's kararlarına ideolojik yaklaşmayı bırakmalıdır...
Vay be!... Şimdi, sen Liberal takılan bir Kemalistsin desem kızarlar...
Dünyayı ve ülkeler ekonomisini biraz bilen herkes şunu çok rahatlıkla görür ki güçlü ekonomiler sadece üreten, ortaya bir değer koyabilen ekonomilerdir. Yani kardeşim, alıcısı olan, satabileceğin bir mal üreteceksin. Bu kadar basit... Tarım ürünü üreteceksin, bilgisayar, ilaç, araba, uçak, helikopter, silah üreteceksin, yazılım üreteceksin. Ürettiklerini bütün dünyaya satabilecek özgün Marketing-pazarlama teknikleri geliştireceksin.
Türkiye bu dediklerimi başarabilir mi?
Evet başarır.
Fakat sorulması gereken doğru soru bu değil.
Doğru soru; Türkiye'nin bunu başarmasına izin verilir mi?
Cevabı ben söyliyeyim; hayır izin verilmez.
Çünkü sıkça bahsettiğimiz küresel sermayenin bir sahibi var da ondan. Bu sahip rekabeti sevmiyor. Kendimi bu küresel patronların yerine koyuyorum da anlaşılır bir durum gibi geliyor.
İnsanoğludur hep gücü elinden bırakmamak, paylaşmamak için savaşıyor işte.
Moody's, S&P, Fitch dediklerin sonuçta küresel patronların "tezgahı çevirme" araçlarıdır...
Bunu bilmeyen kaldı mı ya!
Tarık Akan kendini solcu zannederek öldü.
Türk ve Kürt faşistlerin ortak bir özellikleri vardır; kendilerini solcu zannetmek.
Bu kanıya nerden vardıklarını bulmak epey zor ve meşakkatlidir. Bunu anlayıp çözümleyebilmek için yakın tarihi, resmi tarih tezlerinin ötesinde iyi bilmek gerek. Mesela İttihat ve Terakki cemiyeti hakkında bilginiz yoksa, Türkiye siyaseti üzerinde konuşmalarınız boş (evet boş) konuşmanın ötesine geçmez. Dolayısıyla İttihat ve Terakki hakkında bilgisiz iseniz sevgili faşistlerimizin neden kendilerini solcu zannettiklerini bilmeden yaşar gidersiniz.
Yılmaz Güney'i hepimi biliriz. Bir zamanlar benim de kahramanımdı. Kendini solcu zanneden bir Kürt faşisti idi. Oyunculuk yeteneği son derece kısıtlı olsa da birileri tarafından yıldızı parlatılmış ikon haline getirilmişti. Yıldızımız İttihatçıların devamı olan Cumhuriyet Halk Partilidir. İttihatçıların devamı olan Milliyetçi Halk Partili olmaması belkide Kürt kökenli olması yüzündendir. Fakat aralarında prensip olarak fark olmadığını anlayabilecek entellektüel bir düzeyi yoktu.
Güney'in ölümünden sonra kendini solcu zanneden faşistler için yeni bir idol gerekmekteydi ve aranan taze kan çok geçmeden bulundu. Fakat bu seferki Türk ve mümkünse subay çocuğu olmalıdır.
Ve..... Karşınızda bir başka yeteneksiz; Tarık Akan...
Komedi filmlerinin değişmez ismi, dünyalar güzeli Tarık Akan birden Yılmaz Güney'in tahtına kuruldu. Gerçi taht çoktan çöktüğü için gerçek bir kurulma hiç olmadı.
Akan'ı bize solcu diye yutturmaya kalkan gücün az çok farkındayım da acaba kendisi bu işin neresinde diye hep merak etmişimdir. Rahmetlinin (bu arada, bir çatışmada şehid olmadı, günde dört paket sigaranın sebeb olduğu kanserden terki diyar etti) son röportajlarından birini dinlerken kendisinin de gerçekten solcu olduğuna samimiyetle inandığını gördüm.
Keşke imkan olsa da elini hürmetle sıkıp, "sevgili Tarık! sen sandığın üzre solcu değil aslında bir faşistsin" diyebilseydim.
Allah rahmet eylesin.
Söylenmese eksik kalırdı
"Kesê pirtukê min dixwine bi feqiran re yek bibe. Feqirî şerma hemû mirovan e."
"Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. "
-Yaşar Kemal-