0

Doç. Dr. Saim KAYADİBİ

[email protected]

Ramazan ayı ile birlikte hernekadar Şeytan zincire vurulsa da onun hizmetçileri harıl harıl çalışmakta, Şeytan'ı bile utandıracak zulümler ve pislikler yapmaya devametmekteler.

Bunlardan biri de Çin kominist rejiminin Doğu Türkistan'da Müslümanlara uyguladığı oruç yasağı. Din korkusu dünyanın farklı yerlerinde farklı zulümleri getirirken, Çin'de de oruç yasağı Ramazanla birlikte yeniden kendini göstermeye başladı.

Oruç tutmanın hem dünyada hem de ahirette sayısız faydaları vardır. Bunlardan bir tanesi kişiyi öldüğü zaman azap meleklerine karşı koruması ve ona kıyamet gününe kadar arkadaşlık etmesidir. Ayrıca Resulullah (sav) şöyle buyurur: "Aziz ve Celîl olan Allah der ki "İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükafatını da ben vereceğim". (Buhari, Savm 9)

Bu sebepten zulüm ve baskı altında oruçlarını tutma mücadelesi veren Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin mükafatını da Rabbim elbette onların özgürlüklerini bağışlayarak verecektir. Zulmün artışı, zulmü yapanların bitişinin işareti olduğunu çok iyi biliyoruz.

Sincan Özerk Bölgesi olarak isimlendirilen Doğu Türkistan'ın bugünlere kadar uzanan mücadelesine bir göz attığımız zaman Filistin mücadelesinden çok farklı olmadığını göreceğiz.

Esaret altında olan Doğu Türkistan yeni ortaya çıkmış bir devlet değildir, tarihi derinliği, medeniyet tecrübesi olan Karahanlılar Devleti'nin (840- 1212) ilk müslüman hükümdarı Abdülkerim Satuk Buğrahan'a kadar dayanmaktadır.

Çin 1759 yılından başlayarak Doğu Türkistan'ı bir çok defa istila etmiş, her bir istilada soykırımlar yapmış, sessiz sedasız zulümle genişleme politikası uygulamıştır. Çin şu anda gelirlerinin % 50'sini bu bölgeden sağlamaktadır. Buraların yeraltı zenginliği sürekli iştahını kabartmış, bir taraftan Müslümanlar'ı yoketme sinsi politikası uygularken, diğer taraftan da Çinli halkı Türk yurduna yerleştirerek orada nüfus dengesi oluşturmaya çalışmıştır. Böylece hem Uygurlar nüfusça yokolurken, hem de vatansız bırakılmaya çalışılmıştır.

1911 ve takip eden 1944, 1949 yıllarında acımasız katliamlar birbiri ardına yapılmıştır. 1932 yılında Hoca Niyaz önderliğinde kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti de Ruslar'ın yardımıyla iki yıl aradan sonra yine büyük bir katliamla yok edilmişse de, 1944 yılında Alihan Töre önderliğinde kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti de kısa sürede çaresiz Çin zulmünün esareti altına girmiştir. 20 Kasım 1949 yılındaki istila ile de Uygur Türkler'i Sincan Özerk Bölgesi olarak varlıklarını devamettirme mücadelesi vermektedirler.

İşkencelerin, sürgünlerin, baskıların, ölümlerin arkasından 1972 yılına kadar Çin kominist rejimi 35 milyon Müslüman'ı katletmiştir.

Ortadoğu'da İsrail nasıl ise Asya'da Çin de aynı şeydir. Filistinliler'in maruz kaldığı insanlık dışı muamelelerin aynısını Doğu Türkistan'lı Uygurlar da maruz kalmakta hatta daha şiddetlisiyle karşılaşmaktalar.

Emperyalizmin en çok korktuğu şey Müslümanlar'ın varlık şuuruna varıp birleşmeleri, yapılan zulümlere dur diyecek özgüvene sahip olmalarıdır.

Hem Doğu Türkistan'da hem de dünyanın dört bir köşesinde varlık mücadelesi veren Müslümanlar'ın haklarının savunulabilmesi için birlik ve beraberliğe, bir "Baş" ile idare edilmeye ihtiyaç vardır. Şu anda ülkemizin etrafını sarmış ateş çemberinin, İslam Alemi üzerinde oynanan oyunun asıl nedeni bu "Başın" oluşmasını engellemek içindir.

Barışçıl bir şekilde Doğu Türkistanlı Müslümanların hakları verilmelidir, aksi takdirde Çin, İsrail'in yüzleşmekte olduğu İntifadalarla yüzleşerek çaresiz kalacaktır.

Şimdi uyanış vaktindeyiz. İnşaAllah Ramazanla birlikte üzerimizdeki ölü toprağını da silkeleyip birlik ve beraberlik şuuruna ereceğiz. Güçlü olabilmemiz, zulümlere dur diyebilmemiz ancak dil, renk, ırk ayırımı yapmadan Müslüman kimliği ile "bir" olduğumuzun farkına varıp birlikte hareket etmemize bağlıdır.