0

Güvercinler takla atardı ama artık şimdi değil ve kelebeklerden eser yok… Nerde o ney iklimi…

Nerde o anaların sevinç dolu zılgıtları, göğü yaran cümbüşler…

Ne de güzeldi kar kış, üşüyen ellerimiz, çamurlu okul yolları ve susan zaman…

Mardin mesela doğunun büyük ruhu, aşka kaptan ve kış ayazları, ama artık yoklar… Sonuç! Sonuç kör… Yine de henüz fiyasko değil…

Toprağın bereketi, kalabalıkların ümidi nerde…

Aşkın kaç adı var ey zenginliği rahmet olan coğrafya ve nerde o bahar demleri… Emdiğimiz o çocukluk sevinci nerde…

Coşarak akan o pınarların yaşattığı sevgi seli neden kısır ve güller o eski nurani pembeliğinde neden değil veyahut biz mi fark edemiyoruz o derüni tılsımı… His kayıp, hesaplara yazıklar olsun…

Seher demindeki o kutsi serinliğin muazzam rahatlığına ne oldu…

Ne oldu o çiçekler bahçesine, Doğu'dan yükselen güneşe ne oldu… Uykunun bile hasretinde insanlar, kim kuşattı yüreğimizi, yangın yeri gönüller…

Acıdan ve kederden fark edemiyor insanlar yıldızların yeşil yeşil gülüşünü… Gülüşünün hükmüne hasret…

Kaç zaman oldu şiir okumayalı şu topraklarda, Van Kalesi mesela, Harran Ovası ya da Munzur'un serin muhabbetinde, gözler gürül gürül yaş, kupkuru ıslak… Anlaşılıyor mu anlatılamazken…

Bülbüllerin aşkına, kardelenler hayrına, tandır sıcaklığına ne oldu, ne oldu şifa yüklü alevli türkülere…

Ey dağ nergisi, peygamber çiçekleri konuşun lütfen, rahmet arzusu ey doğu, Doğu'da zaman… Zaman sancı… Nerde han, hancı artık yabancı… Lütfen duyun, lütfenlere itibar edin…

Tanıdınız mı hiç, zambakların ve sevdaların vatanını, sevdayı en kutlu bilen, sadakat zirvesini, kim muhatap olmak istemez ki her hali şiir olan aşklara, Doğu, Doğu'da artık eskiyen bir hal…

Susmalı artık kelimeler zehirler akıtmadan, gönül sevdaya kapanan… O özgür coğrafyada… Nerde, ah nerde, ten kayıp, ruh hazin, sır hüzün, metruk gönüller metruk…

Biz Doğu'yu unuttuk, hemen her yerde en özgün trajedi öğretileri taze iken…

Ve ikindi ezanları yalnız, ''haydin felaha'' nidası kime sesleniyor, herkes un ufak köşesinde eylemsiz… Müthiş bir salgındır hiçbir şeye benzemeyen ve hemen her yerde olan o çile…

Rötarlı hayatlar biliyorum, yağmur vermeyen bulutların sinir harbine benzeyen…

Doğu…

Gidin Midyat'a orda zaman boş verilmiş, vakit yok, ruhlar rahlelerde demlenen…

Hasankeyf'i görmeden nasıl anlarsınız sözcüklerime gizlenen patikasız yokuşları…

Dara diye bir ''ülke'' vardır, işte doğunun ruhuna tanıklık etmenin en ala kısmı, şarkın kadim tanımı… Dara, görmeden eksiksiniz ve beden kısır ve duygular noksan…

Bana Nusaybin'i sormayın lütfen… Cizre'den sualler yöneltmeyin… Nuh'un serüvenini, Zeynelabidin'in makamını sormayın…

Özlemine yandığımın doğusu, vuslat-gurbet aynı şiirin yüklemi… Öznelere ne ola…

Yeter! Susun, sussun kelimler, bana albümleri açtırmayın… Doğu'nun arşivine kim nasıl dayana?

Doğu, Doğu'da zaman, Halep'in, Halepçe'nin, Hocalı'nın hali…

Doğu mahremiyet vatanı, gizli gizli gözyaşının gönül suladığı yer ve dem…

Kül, kül kusuyor bitkiler, gül kokuyorken bebekler…

Biliyorum, boynumdan büyük kelimeler sayıklıyorum, yazdırmayın bana lütfen daha ne büyük acılar biliyorum…

Ne gönül dayanabilir, ne beyin kaldırabilir, dağlar ufalatabilir…