Çalışan kadın mı, ev hanımı mı?

Baştan ifade edeyim:

Ben ille de çalışan kadın ısrarına karşıyım!

TÜSİAD ve iktidar önde gelenleri “çalışan kadın oranının hızla arttırılmasından” yana…

Bu durumda ben TÜSİAD ve iktidarın karşısında yer alıyorum.

Yani…

Bu konuda iktidar ile TÜSİAD aynı safta, ben bambaşka bir yerdeyim.

Peki, kafama göre bir muhalefet partisi var mı?

Yok!

Genel başkanı olduğum Tabela Partisi var ama aslında o da yok!

Vatandaşlarımızın büyük bir bölümü de benim durumumda olmalı ki, memleketin temel problemlerini “hiçbir partinin çözemeyeceğini” söylüyor, anket firmalarına.

Hani, sloganı “Gülmek Yok, Yola Devam” olan Tabela Partisi’ni resmiyete döksem, ilk seçimde en az yüzde 20 oy alabilecek gibi!

Bir de…

Yedek partim var, o da sloganı "Hepinize kitleyecek!” olan KİTLE Partisi.

Baktım ki Anahtar Partisi de derde deva, geleceğe ümit olacak gibi değil, yedeğe “KİTLE” yi atayım dedim.

Benim şaka yollu takıldığımı görenler, arka plândaki ciddiyeti fark edemiyorlar.

O ciddiyeti de ara sıra ortaya koyuyoruz ki “tamamen şaka” sayılmasın.

Neyse…

Bu yazının ana fikrine doğru gelelim.

Başlıkta ana fikir var gibi:

“Ev hanımını küçümsemek!”

Bu yapılıyor maalesef.

Evine, barkına, çoluğuna, çocuğuna sahip çıkan…

Gece gündüz emek sarf ettiği halde sanki hiçbir iş yapmıyormuş gibi görünen…

Yaptıkları pek görünmeyen…

Ancak, AİLE’yi, VATAN’ı ayakta tutan ev hanımlarını küçümsüyor, ekranlara dadanmış femifaşist tipler!

TÜSİAD ile İktidarın önde gelenleri ise, her vesileyle “kadın istihdamını arttırmaktan” bahsedince…

Bunu hedef olarak ortaya koyunca…

Bizdeki tepki artıyor.

Ben kadının çalışmasına elbette karşı değilim.

Karşı olmak ne demek, bazı alanlarda mutlaka çalışmalı.

Peki, her alanda çalışmalı mı?

Kadın çalışan sayısını arttırmak, dolayısıyla ev hanımı sayısını azaltmak, mümkün olduğunca fazla kadının mümkün olduğunca fazla vaktini ev dışında geçirmesi için “hedefler” koymak doğru mu?

İşte burada ayrılıyoruz.

Kadınların mutlaka çalışmaları gereken alanlarla faaliyet göstermeleri, büyük bir bölümünün ise “ev hanımı” olarak kendilerini ve çocuklarını geliştirmeye vakit ayırmaları gerektiğini düşünüyorum.

Çalışan kadın, genellikle evden feragat etmek durumunda.

Sabahın köründe evden çık, akşam bilmem kaçtan sonra yorgun argın eve dön…

Böyle bir hayatta bebeğe, çocuğa yer yok!

Varsa da çok az bebeğe, çocuğa yer var!

İktidar bir yandan “çocuk sayısını arttırmayı”, diğer yandan da “kadın istihdamını arttırmayı” hedef olarak koyuyor.

Bakıyoruz, çalışan kadın oranının en yüksek olduğu illerimizde nüfus artış oranı iyice dibe çakılmış durumda!

Bir de boşanmalarda liderliğe oynuyor bu illerimiz!

Hedef ne?

“En az 3 çocuk!”

Peki, nasıl olacak bu?

“Palyatif” işlerle olabilir mi?

Olmaz!

Olamaz.

Peki nasıl olur?

Ev hanımlığını güçlü, çok güçlü bir şekilde teşvik edecek…

Göstermelik olmayan somut adımlarla.

Bundan sonra başta “emeklilik hakkı” olmak üzere atılması gereken adımlara vurgu yapmaya devam edeceğiz Allah’ın izniyle…

Kafaları “Kopenhag Kriterleri”nden uzaklaştırmamız lâzım.

Görün bakın, neler olacak Allah’ın izniyle!

Alttan üsten “frenleme” çabalarına aldırmadan…

Devam edeceğiz nasipse!