0

Bunların postallıları defalarca darbe yaptı. Omzundaki yıldızlardan "galaksilerarası komutan" olduğunu zannedeceğiniz, bol pırpırlı, bol yıldızlı, bol apoletli paşalar defalarca "balans ayarı" yaptı bu ülkede. Yönetime el koymanın "kültür" haline geldiği bir ülkeden söz ediyoruz, dile kolay böyle bir ülkenin "kara tarihi" değiştirmek.

Bir ara yönetime el koyma işini "cübbeli NATO mermer kafalılar" üstlendi. AYM, Yargıtay, Danıştay benzeri yüksek mahkemeler, halk adına, halkın verdiği kararları ya iptal etti ya da veto.

"367 Darbesini" hiç kimse unutmadı mesela…

Elektronik muhtıralardan, mekanik darbelere kadar, görmediğimiz "cunta yöntemi" kalmadı.

Vekaleten darbe yapanlar değişse de, darbenin asilleri 200 yıldır hiç değişmedi. Dün postallılar, cübbeliler kalkıştı darbeye, bugün hoca kılıklı, İslam'ı ya da Müslümanlığı kamuflaj malzemesi olarak kullanan şarlatanlar.

Menderes, Özal ve Erbakan'a yapılan darbeler, askeri darbelerdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ise her türlü askeri, yargı ve medya darbe yöntemleri denendi.

27 Nisan e-Muhtırası'ndan 17-25 Aralık yargı darbesine, Gezi Kalkışması'ndan 6-8 Ekim Kobani Kalkışması'na kadar her şey denendi. MİT Başkanı üzerinden Erdoğan ve ailesini derdest etmeye uzanan hainlikler planlandı. MİT Tırlarındaki yardım malzemeleri bahane edilerek DAEŞ'e yardım ettiği yalanıyla Erdoğan'ın Uluslararası Adalet Divanı Lahey'de yargılanması tezgahlandı.

Neler yapılmadı, neler denenmedi ki…

Ama hiç birisi tutmadı.

Erdoğan'ı deviremediler.

Bütün darbe girişimlerinde, halk Erdoğan'ın arkasında durdu.

En son 15 Temmuz'da halkın vergileriyle alınan silahlar, bir gece yarısı darbesiyle halka doğrultulacak, halkın kendi eli ve tercihiyle seçtiği yöneticiler tutuklanacak, Cumhurbaşkanı Erdoğan ya öldürülecek, ya kaçırılacak, ya da tutuklanarak cezaevine konulacaktı. Halk ise bu defa korkacak, silah namlularına, tank paletlerine ve F-16 füzelerine karşı duramayacak, evinden dışarı çıkmaya cesaret edemeyecekti.

Ama olmadı, bu aşağılık plan da tutmadı.

Masa başında tasarladıkları hiçbir plan istedikleri gibi gitmedi.

Türkiye halkı korkmadı. Çıplak elle darbeyi durdurdu. İradesine, Cumhurbaşkanına sahip çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da her zamanki gibi sine-i millete döndü, milletini direnişe çağırdı, kendi de kefen giydi, ölüme meydan okuyarak düşman pilotların kullandığı f-16'lar arasında İstanbul Havalimanı'na indi ve darbeyi püskürtmek için dümenin başına geçti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı devirerek Türkiye halkına diz çöktürmek isteyenler ne yaptılarsa ellerinde patladı. Tüm planları suya düştü. Halk, liderinden ve iradesinden asla vazgeçmedi. Her darbe girişimi, Türkiye halkını daha da güçlendirdi.

Şimdi yöntem değiştirdiler. Daha önce denemedikleri bir tarzı deniyorlar.

Bu yeni yöntemin adı: Erdoğan'ı halkın gözünde bitirerek devirmek!

Darbelerin arkasındaki üst akıl, Türkiye halkı istemeden, desteğini çekmeden ne yaparsa yapsın Erdoğan'ı deviremeyeceğini anladı.

Bu yüzden şimdi bütün planları, Erdoğan'ı halkın gözünde itibarsızlaştırmak!

Bunun için 2 yöntem belirlediler.

1-Ekomik darbe ile Erdoğan'ı başarısız göstermek

2-Terör eylemleri ile Erdoğan'ı başarısız göstermek

İki koldan olabildiğince saldırıyorlar, saldıracaklar.

"Küresel sermayedarlar" ve "güdümlü finansörler" aracılığı ile doların ateşini sürekli yükseltecek, alımlar yapacak, TL'nin değer kaybetmesi için operasyonlar düzenleyecekler. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına Türkiye'nin notunu düşürmesi için baskı yapacaklar. Türkiye'yi "güvensiz ülke" konumuna düşürüp yatırımları durdurmak, işsizlik ve enflasyon oranını yükseltmek için her yolu deneyecekler.

Beşiktaş ve Kayseri saldırıları ise bu planın diğer ayağıdır. Bu saldırılarla, "Erdoğan'ın ülkeyi yönetemediği", "istihbarat zafiyeti olduğu" ve "Türkiye'nin Suriyelileştiği" tezleri üzerinden Erdoğan yönetimine yüklenecekler. Her saldırı sonrası Türkiye'de etnik ve mezhep çatışmasını körüklemek için sosyal medyada operasyonlar yapacaklar. 80'lerde sağcı ve solcuları karşı karşıya getirdikleri gibi aynı silahla Kürt ve Türkleri, Alevi ve Sünnileri karşı karşıya getirecekler. İç çatışma görüntüsü vermek için bütün yolları deneyecekler.

Hasılı kelam, zor bir süreç bizi bekliyor.

İddiamız, hayallerimiz, hedeflerimiz ve bu coğrafya için bir medeniyet tasavvurumuz var.

Bunun da bir bedeli var hiç şüphesiz. Zalimlerin cirit attığı bir dünyada mazlumlara kol/kanat germek, haklarını hukuklarını savunmak bedel ister. "Ben de varım" demek bir maliyet gerektirir.

Biz, bedeli ne olursa olsun bu kutlu yürüyüşümüzden, onurlu duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz.

Kendi elimizle seçtiğimiz ve 15 yıldır arkasında durduğumuz Erdoğan'ı, Batı'nın algı operasyonlarına kanarak kurban vermeyeceğiz. O'nu namerde teslim etmeyeceğiz.

Ekonomik ambargo da uygulasanız, Doları 4 Liraya da çıkarsanız, bütün şehirlerimizde bomba da patlatsanız, sizin ellerinizle icra edilen alçaklığın faturasını Cumhurbaşkanımıza ciro etmeyeceğiz.

Biz mücadelemiz Cumhurbaşkanımızla değil, sizin gibi alçaklarla, namussuzlarla…

Bu mücadeleyi Cumhurbaşkanımızla el ele, kol kola, gönül gönüle, size karşı veriyoruz!

Biz, buradayız!

Onurumuzla, gururumuzla, vicdanımız ve haysiyetimizle buradayız!

Dimdik ayaktayız.

Elinizden geleni ardınıza koymayın!

"De ki: Ey kafirler, yenileceksiniz! Ve toplanıp cehennemin dibine sürüleceksiniz!"