Bugün İslam dünyasının karşı karşıya olduğu en büyük tehlike sadece toprakların işgali değildir. Asıl tehlike, zihinlerin ve kalplerin işgal edilmesidir. Tarih boyunca Müslüman toplumları zayıflatmak isteyen güçler bazen savaşla, bazen siyasetle, bazen de ekonomik baskıyla bunu yapmaya çalıştılar. Fakat son yüzyılda çok daha sinsi bir yöntem devreye sokuldu: Gençliğin ruhunu boşaltmak. Çünkü bir toplumun gençliği diri, şuurlu ve hedef sahibi ise o toplumu uzun süre esaret altında tutmak mümkün değildir. Ama gençlik amaçsız, idealsiz ve ruhsuz hale getirilirse o toplum kendi kendine çözülmeye başlar.
Bugün küresel sistem ve onun ideolojik arka planını oluşturan Siyonist akıl, Müslüman gençliğini sadece siyasi olarak değil kültürel ve zihinsel olarak da kuşatma altına almaya çalışmaktadır. Gençlerin zihinlerine sürekli aynı mesaj pompalanmaktadır: Daha çok tüket, daha çok eğlen, daha çok göster ama daha az düşün. Sosyal medya, popüler kültür ve tüketim ekonomisi gençliği haz, hız, emeksiz kazanç ve sınırsız tüketim üzerine kurulu bir hayat tarzına alıştırmaktadır. Böylece gençlik üretmeyen, sorgulamayan, idealleri olmayan bir kalabalığa dönüştürülmektedir. Bu, modern çağın en büyük sömürülerinden biridir. Çünkü bir toplumun geleceğini ele geçirmenin en kolay yolu, o toplumun gençliğini hedefsiz bırakmaktır.
Oysa Kur’an insanın yeryüzündeki varlık sebebini çok açık bir şekilde ortaya koyar. Allah Teâlâ Zâriyât suresi 56. ayette şöyle buyurur: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Bu ayet bize hayatın anlamını ve yönünü gösterir. İnsan sadece tüketmek, eğlenmek veya geçici zevklerin peşinden koşmak için yaratılmış değildir. İnsan, sorumluluk sahibi bir varlıktır. Özellikle gençlik dönemi bu sorumluluğun en güçlü şekilde yaşandığı dönemdir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gençliğin değerini anlatırken kıyamet günü insanın sorgulanacağı konular arasında özellikle gençliği zikreder. Bir hadiste şöyle buyurur: “İnsanoğlu kıyamet günü beş şeyden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve bildiğiyle ne yaptığından.” Bu hadis bize gençliğin rastgele yaşanacak bir dönem olmadığını, aksine insan hayatının en kritik zamanı olduğunu hatırlatmaktadır.
Gençliği ayakta tutan en güçlü kurum ise ailedir. Bu yüzden modern çağın saldırıları çoğu zaman aileyi hedef alır. Çünkü aile zayıflarsa toplum da zayıflar. Anne ve baba sadece insanın dünyaya gelmesine vesile olan kişiler değildir; aynı zamanda hayatın en büyük öğretmenleridir. Hiçbir servet insanın ailesinden daha değerli değildir. Hiçbir danışman baba kadar tecrübeli değildir. Hiçbir merhamet anne kadar derin değildir.
Kur’an anne babaya saygıyı imandan hemen sonra zikreder. İsrâ suresi 23. ayette şöyle buyurulur: “Rabbin kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anne babaya iyilik etmenizi emretti.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise bir hadisinde şöyle buyurur: “Allah’ın rızası anne babanın rızasındadır, Allah’ın gazabı da anne babanın gazabındadır.” Bu nedenle anne babaya yapılan iyilik sadece ahlaki bir davranış değil aynı zamanda ilahi rızaya giden bir yoldur.
Anne babanın duası insan hayatında görünmeyen kapılar açar. Nice insan vardır ki hayatındaki bereketi anne babasının duasıyla bulur. Buna karşılık anne babaya eziyet etmek insanın hayatındaki bereketi yok eden en büyük hatalardan biridir. Çünkü anne babanın kalbini kırmak sadece bir insanı incitmek değildir; aynı zamanda ilahi rahmeti uzaklaştıran bir davranıştır.
Gençlik döneminin en önemli kararlarından biri de evliliktir. İnsan hayatının yönünü belirleyen en önemli tercihlerden biri doğru eş seçimidir. Çünkü eş sadece bir hayat arkadaşı değildir; aynı zamanda insanın karakterini, hayatını ve hatta ahiretini etkileyen bir yol arkadaşıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurur: “Kadın dört şey için nikâhlanır: malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar olanı tercih et ki kurtuluşa eresin.” Bu hadis evlilikte asıl ölçünün ahlak ve iman olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Gerçekten de iyi bir eş insanın hayatını güzelleştirir, kötü bir eş ise hayatı çekilmez hale getirebilir. Aynı şekilde evlilikte eşlerin birbirlerinin anne babalarına saygı göstermesi o yuvanın bereketini artırır. Bir ailede anne babaya saygı varsa orada huzur ve bereket vardır. Ama anne babaya saygının kaybolduğu bir evde huzurun kalması zordur.
Bugün Müslüman gençliğin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike hedefsizliktir. Çünkü hedefi olmayan bir gençlik kolayca yönlendirilir. Tarihe baktığımızda büyük değişimleri gerçekleştirenlerin çoğu gençlerdir. İslam tarihindeki pek çok önemli şahsiyet genç yaşta büyük sorumluluklar üstlenmiştir. Onları güçlü kılan şey sadece genç olmaları değil, büyük bir ideale sahip olmalarıydı.
Bugün Müslüman gençliğin yeniden kendi kimliğini, hedefini ve sorumluluğunu hatırlaması gerekiyor. Çünkü dünya gençliği tüketen bireyler haline getirmek isterken İslam gençliği inşa eden bir nesil olmayı hedefler. Kur’an Tahrîm suresi 6. ayette şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” Bu ayet sadece bireysel bir sorumluluğu değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluğu da hatırlatmaktadır.
Bugün gençlere düşen görev çok açıktır. Haz ve tüketim kültürünün esiri olmak yerine ilim, ahlak ve sorumluluk sahibi bir hayat kurmak. Çünkü tarih bize şunu göstermiştir: Gençliğini kaybeden bir ümmet geleceğini kaybeder. Ama imanlı, şuurlu ve hedef sahibi bir gençlik ortaya çıktığında tarih yeniden yazılır.