İnsanın en büyük ihtiyacı sadece rızık, makam veya servet değildir. Kalbin de bir gıdası vardır. O gıda, Allah'ı zikretmektir. Rabbini unutan kalp zamanla katılaşır; gaflet büyür, huzur kaybolur. Allah'ı anan kalp ise dirilir, sükûnet bulur ve Rabbine daha da yaklaşır.
"Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, alçak sesle sabah akşam Rabbini zikret; gafillerden olma!" (A'râf, 7/205)
Bu ayet, zikrin hem özünü hem de edebini öğretmektedir. Zikir; gösterişten uzak, ihlasla, huşû içinde, saygı ve Allah korkusuyla yapılmalıdır. Yüksek sesle dikkat çekmek için değil, kalbi Allah'a yöneltmek için yapılmalıdır. Çünkü Allah, dillerden önce kalplere bakmaktadır.
Yüce Allah bir başka ayette şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin. O'nu sabah akşam tesbih edin." (Ahzâb, 33/41-42)
Ve yine buyurur: "Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur." (Ra'd, 13/28)
Modern insan huzuru servette, şöhrette ve geçici mutluluklarda arıyor. Oysa Kur'an, kalbin gerçek ilacını asırlar önce göstermiştir: Allah'ın zikri.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Allah katında amellerinizin en hayırlısını, derecenizi en çok yükseltenini size haber vereyim mi? Allah'ı zikretmektir." (Tirmizî, Deavât)
Yine şöyle buyurmuştur: "Dilin Allah'ın zikriyle ıslak kalsın." (Tirmizî, Deavât; İbn Mâce)
Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda, onun sabah-akşam yaptığı zikirler, namazlardan sonraki tesbihatı, istiğfarı, tesbih, tahmid, tekbir ve tehlili hayatının ayrılmaz bir parçasıydı. O, ümmetine lafızdan önce ihlası, şekilden önce samimiyeti öğretti.
Ancak burada çok önemli bir ölçü vardır. İbadetlerde esas olan Kur'an ve sahih sünnettir. Din, insanların sonradan ilave ettikleri uygulamalarla değil, Allah'ın vahyi ve Resûlü'nün öğrettiği şekilde yaşanır.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçtim." (Mâide, 5/3)
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurmuştur: "Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa, o reddedilmiştir." (Buhârî, Müslim)
Bu sebeple zikirde en güvenli yol, Resûlullah'ın öğrettiği sahih zikirlerle Allah'ı anmaktır. Kur'an ve sünnete uygun olarak yapılan zikir kalbi diriltir, imanı kuvvetlendirir ve insanı Rabbine yaklaştırır. Müminin ihtiyacı yeni zikir şekilleri değil; Kur'an'ın emrettiği, Peygamberimizin yaşayarak öğrettiği sahih zikri yeniden hayatının merkezine almaktır.
Unutmayalım ki kalplerin şifası ne dünyalık nimetlerde ne de insanların övgüsündedir. Gerçek şifa, Allah'ı anan bir kalpte, sünnete uygun bir ibadette ve ihlasla yapılan bir zikirdedir.
Rabbimiz bizleri, sabah akşam kendisini zikreden, kalpleri huzur bulan, sünnete sımsıkı sarılan ve gafillerden olmayan kullarından eylesin. Âmin.